Başka bir yaşamı yaratmak – Emek Erez

Dünya asıl yurdumuz, bu nedenle bize verilen sınırlı ülkeleri aşan bir tahayyül gerekiyor. Onun üzerinde yaşamaya devam etmek için yönümüzü değiştirmemiz, tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamamız, yeteri kadarsa çoktur düsturunu benimsememiz, yaşamak ve yaşatmak için başka yollar bulmamız, yeterince ertelediğimiz düşlerimizi geri kazanmamız gerekiyor. İnsan türü, sınırlarla çevrili bir yeri, ülkeyi aidiyet olarak kabul ederken, dünyayı uzağında

Mahkemeler ne işe yarar? – Metin Yeğin

Bugünlerde dünyada ‘mahkeme’ hallerini kısaca, nasıl anlatsam?..  Bir şiirle anlatmak pek mümkün görünmüyor, tepeden tırnağa şiirsizlik çünkü, ama bir masal sanki özetliyor gibi geldi bana. -“Poetica şiir demek, politika şiirsizlik” diyordu bir Ferhan Şensoy oyununda şarkı- Bu, ‘Denizler neden tuzludur?’ masalı: Bir türlü paraya doymak bilmeyen kral, bir adadaki tuz makinesini ele geçirip ülkesine taşırken,

Talihsiz bir kişilik özelliği, sağcılık! – Murat Sevinç

Akademisyenleri atanlarla, zamanında türban yasaklayanlar aynı kişi ve kişilikler. Bir yerde olmaya, orada kalmaya, hatta yapışmaya yeminliler. Uğruna mücadele edip bedel ödemeyi göze alacakları tek bir değerleri yok. İnsanın başına gelebilecek en talihsiz durumlardan biri, ‘sağcı kişiliğe’ sahip olması, ‘sağcılaştırmaya’ maruz kalması bana kalırsa. Bir sağ partiye oy vermekten söz etmiyorum. Sağ partiye oy veren

Devlet Kutsal Bir Varlık Mıdır? – Hasan Kul

13 kişinin hayatını kaybettiği olayla ilgili Hakikati Araştırma Komisyonu kurulmalı, BM tarafsız bir kurul oluşturarak bilirkişi incelemesi yaptırmalı, hayatını kaybeden yurttaşların cesetleri üzerinde “bağımsız/tarafsız hekimlerce bir otopsi incelemesi” gerçekleştirilmelidir. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “Operasyonda sorumluluk Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nindir” demiş. Sorumlusu aranan operasyon Kuzey Irak’ın Garê bölgesine 10-14 Şubat 2021 tarihleri

Koç’tan Sancak’a: Türkiye’nin ‘savaş makinası’ – Bahadır Özgür

Türkiye’nin askeri üretiminde 2010’larda başlayan değişim, 2016’dan sonra belirgin biçimde hızlandı. Milyarlarca dolar kamu kaynağı, devletin silah tekellerinin teknoloji, patent ve proje öncülüğünde özel şirketlerin oluşturduğu ağa akıyor. Sadece yandaşlıkla izah edilecek bir kabuk değişimi değil bu. Koç’tan BMC’ye, Katmerciler’den Anadolu Grubu’na ve pek çok yerde kurulan özel bölgelerdeki KOBİ’lere uzanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın

Küresel kriz ve küreselleşen faşizm! – Cemal Çağlı

12 Mart ve 12 Eylül diktatörlükleri sola duydukları kin ve nefretle, tüm emekçilerin sömürü sistemine karşı verdiği mücadeleleri bastırmak için ‘komünizm tehlikesi’ silahını kullandılar. Umberto Eco,“21. Yüzyılın insanının en büyük yanılgısı, faşizmin tekrar Nazi üniformasıyla geleceğini sanmasıdır.” demiş. Faşizm emperyalist kapitalist sistemin bir olgusudur ve bu sistem var oldukça faşizmler de var olacaktır. Değişen tek

“Yeni anayasa” ve Gare operasyonu – Mehmet Yılmazer

AKP, damadın kaybolmasında beri bir çözülme yaşıyor. Erdoğan bu dökülmeleri en son gayretiyle engelleme çabasında. Uzay masalı ve Gare operasyonu bu dökülmeleri tutmak için son gayretler Son bir kaç aydır ülkede oldukça çarpıcı gelişmeler yaşanıyor. Elbette en çarpıcısı “aya gidiş” projesi değil; o olsa olsa bir fıkra olabilir. En ilginç gelişme cumhurbaşkanının geçen çarşamba millete

Manifesto’nun üç zamanı/Manifesto’nun güncelliği/güncelleştirilmesi – Fuat Ercan

Prof. Dr. Fuat Ercan, Komünist Manifesto’nun içerdiği zaman algısı ve bu algının güncel önemi üzerine yazdı: Manifesto’nun çağrısı devam ediyor. F.Engels ve K.Marx | Karakalem desen: N.N. Şukov Komünist Manifesto birçok gençliğin iç içe geçtiği bir siyasal manifesto. Henüz adını Manifesto’da göremediğimiz kapitalizmin bileşenleri olan sanayinin, yeni işçi sınıfı ve sosyalisthareketin gençlik döneminde kaleme alınıyor. Alman Komünistler Birliğinin isteği üzerine F. Engels (27 yaşında) Komünizm İlkeleri altında

Kooperatifçilik ve alternatifin suistimali – Veysel Moray

Kötü de olsa bir geçmişi ve toplumsal bir deneyimi olması bize ‘nasıl bir kooperatif kurulur’dan çok ‘nasıl bir kooperatif kurulmaz’ı açık açık göstermektedir Veysel Moray* Ondokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan kooperatifçilik işleyişinden memnun olunan sistemin doğurduğu bir alternatif olmadığı kesinliği ile Sanayi Devrimi’nin beraberinde getirdiği işsizlik iç göç ve gelir dağılımın dengesizliği sebebi ile kendini dayatan

Gare şoku ve rejimin Vişne Bahçesi – Hakkı Özdal

İktidar daha önce, başarısız sonuçları da milliyetçi bir ajitasyona tevil edebiliyor ve muhalefetin önemli bir bölümünü hizaya çekebiliyordu. Riskli hamleler bir tür ‘milliyetçilik sigortası’ ile korunuyor, olumsuzlukların faturası gündeme bile gelmiyordu. Ancak Türkiye’de siyasi alanı da etkileyecek şekilde hızlanan iktisadi ve sosyal gelişmelerin geriye böyle bir imtiyaz da bırakmadığı Gare operasyonuyla birlikte ayyuka çıktı. “Eğer