Çağdaş Afrika Sanatı Batı’nın İcadı mı? – Erick Cakpo

“Zenci sanatı”ndan ne anladığı sorusuna Picasso şöyle yanıt verir: “Zenci sanatı mı? Böyle bir şey bilmiyorum”. Bu cevabıyla sanatçı Afrika sanatının varlığını ve niteliğini reddetmek istemiyordu şüphesiz. Amacı, söz konusu nesnelerin sanatsal niteliğinden ziyade “sihirli” özellikleriyle ilgilendiğini belirtmekti.

Ne var ki, Afrika sanatının tam da bu “fetiş” yönü, onun Batı’dan, özellikle de 18. yüzyılda, yeni doğmakta olan estetiğin taraftarlarınca sürgün edilmesine sebep olmuştu. İki yazar, Burke ve Kant, sırasıyla Yüce ve Güzel Hakkındaki Fikirlerimizin Kökeni Üzerine Felsefi Araştırmalar (1757) ve Güzel ve Yüce Duygusu Üzerine Gözlemler (1764) adlı eserlerinde, “Afrika sanatı” denilen şeyin ve nesnelerinin “fetiş-putperestlik-ilkellik” gibi terimler çerçevesinde ele alınarak saptırıldığı bir dizi tutumun öncülüğünü yaptılar. Korku ve dehşet uyandıran bu nesneler ne güzel ne de yüce olabilirdi onlara göre.

Bugün ise, çağdaş Afrika sanatı, çağdaş Batı sanatının ve hatta “küresel çağdaş sanatın” hizasına girmeye çalışarak tam da bu “fetiş” Afrikalılığından kopma arayışında. O düzeyde ki bugün “Afrika” ismiyle nitelendirilebilecek bir sanatın mevcut olup olmadığını sorabiliriz.

Belirli Bir Afrikalılığın Sahiplenilişi

1990’lardan beri, bir çeşit çağdaş Afrika sanatının varlığını savunmak için kıtada düzenli olarak uluslararası çapta etkinlikler gerçekleştiriliyor. Bunlar arasında en önemlileri Senegal’deki Dak’Art Bienali, Güney Afrika’da CAPE (Contemporary African Culture), Angola’da TACCA (Territórios de Arte e Cultura Contemporânea Africana)Benin Bienali, Fas’ta Marakeş Bienali, Vagadugu Sinema ve Televizyon Pan-Afrikan Festivali (FESPACO), Bamako Fotoğraf Buluşmaları (Mali).

Bu etkinliklerin amacı dünyanın dört bir yanından gelen geniş bir kitleye, tıpkı Batı gibi tüm sanatsal alanlarda kendini yenileyen ve yaratan bir Afrika’nın mevcut olduğunu göstermek. Bu etkinlikler Ousmane Sow (Senegal), Chéri Samba (Kongo), Samuel Fosso (Kamerun), Cyprien Tokoudagba (Benin) gibi çağdaş Afrika sanatçılarının dünya çapında üne kavuşmasını sağladı.

Özellikle edebiyat alanında kendini ifade eden “siyahilik” [négritude] kavramı gibi, çağdaş Afrika sanatı belirli bir Afrikalılığı, kendine özgü bir estetikle açığa çıkan bir kimliği sahipleniyor. Soykırım, AIDS, açlık, siyasal mücadeleler, yağma, baskı ve göç gibi temaları geliştirerek kıtanın başlıca endişelerini işleyen bir sanat bu.

Bu kimlik sahiplenmesine, kimi zaman teknik düzeyde “Afrikalı” denilen bir tarzın kullanılması eşlik ediyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin popüler ressamlarından Moke’de bunu görebiliriz mesela. Birçoğunun çağdaş bir primitivizme yakın gördüğü “naif” bir tarz geliştiriyor tablolarında.

Bununla birlikte, bu sanatın bir Afrikalı kimliğini sahiplenmesinde hatırı sayılır bir paradoks var. Sanatçılar, uluslararası düzeyde tanınır olmak için, küreselleşme bağlamının dayattığı  “görgü kurallarına” uymak durumunda kalıyorlar.

 

Ousmane Sow, bir Masai savaşçısını betimleyen heykeliyle

 

Küreselleşmenin Sanatı veya Sanatta Ötekilik Meselesi

Çağdaş bir Afrikalı sanatçının uluslararası şöhreti, kendi sanatını kabul ettirmek için küresel kodları kullanma kabiliyetine dayanır. Bunun için küresel bir repertuvara başvurur. Artık üne kavuşmuş olan Ousmane Sow’un “Greko-Afrikan” eğilimlerine bakabiliriz örneğin. Hiçbir zaman akademik mercilerden geçmemiş olan Senegalli sanatçı, Leni Riefenstahl’in Nuba kabilesini görüntülediği fotoğraflardan ilham alır. Esin kaynakları arasında Rodin, Bourdelle veya Giacometti gibi heykeltraşlar da bulunur.

Veya Yinka Shonibare’ı düşünelim. O da Batı’yı karakterize eden nesneleri “wax” adıyla bilinen “Afrika” kumaşlarıyla kaplayarak Afrikalı kimliklerinin melez karakterini vurguluyor. Bu, kayda değer sayıda Afrikalı sanatçının başvurduğu bir yöntem halini aldı. Böylece çağdaş Afrika sanatını karakterize eden, onun çokkültürlülüğü, “otantik” biçimde Afrikalı olandan başka bir dili konuşma kapasitesi haline geliyor.

Yakın tarihe baktığımızda, Africa Remix sergisi bu sanatın melez doğasına yapılan vurguyla uluslararasılaşmasına yabana atılmayacak bir katkıda bulunmuştur. Dolayısıyla küresel sanatın da dayandığı melezlik ve karmalık (mixage-remix) çağdaş Afrika sanatı kimliğinin güncel özellikleri olarak beliriyor.

 

 

Leni Riefenstahl, Sudan’da Nuba kabilesini görüntülerken, 1960’lar.

 

Tüm bunlar, küreselleşme bağlamında bir Afrika sanatının, bir Fransız sanatının, bir Amerikan sanatının vs. anlamı üzerine düşünmeye itiyor. Eğer küreselleşme coğrafi ve sanatsal sınırları “muğlaklaştırıyor” ise, Afrikalı sanatçılardan mı Afrika sanatçılarından mı, Afrika sanatından mı yoksa Afrika sanatlarından mı söz etmek gerekir? “Çağdaş sanat” denilen şeyin merkezinde kimlik veya kimlikler meselesinin yattığını rahatlıkla görebiliyoruz. Küreselleşme, sanatçıların ulusal kimliği hakkında düşünmeye zorluyor çünkü uzun süre boyunca, en azından sanat tarihinde, daha ziyade bir ekole veya akıma aidiyet önemsendiyse de, içinde yaşadığımız çağ verili durumu değiştiriyor.

Çağdaş Afrika Sanatçılarının Üretilmesi

“Yeryüzünün Büyücüleri” (1989) başlıklı öncü sergi çağdaş Afrika sanatçılarının ortaya çıkışında temel bir rol oynamıştır. Bu, “çağdaş Afrika sanatı” kavramının kıtaya dışsal bir tasarım olduğunu düşünmeye itiyor. O güne dek başka bir adlandırma altında tanınan “sanatçılar” bu sergi vesilesiyle üne kavuştular. Fildişi Sahili’nin yetenekli ressamı Frédéric Bruly-Bouabré bu duruma örnektir: Bir peygamber ve bir yazı sisteminin mucidi olarak bilinirken, kendisini de şaşırtan biçimde, en tanınmış çağdaş Afrika sanatçılarından biri hale gelmiştir.

André Magnin’in üne kavuşturduğu Bruly-Bouabré’nin hünerleri, her tür Batı etkisinden muaf olarak sunulur. Bu tutumda “otantik” bir çağdaş Afrika sanatını sergileme iradesini görebiliriz. Küratör André Magnin, aynı zamanda Seydou Keita ve Malick Sidibé gibi, eserleri ünlü Cartier Vakfı’nda sergilenmiş sanatçıların ortaya çıkmasına da katkıda bulunmuştur. Beninli plastik sanatçı Georges Adéagbo için de benzer bir durum söz konusu. Fransız küratör onu da “ham sanatın” en ünlü sanatçıları arasına sokmayı başarır. Etnolog Jacques Mercier, tıpkı Magnin gibi ve yine “Yeryüzünün Büyücüleri” sergisi kapsamında, Etiyopyalı tılsım üreticileri Geda ve Gedewon’u tam anlamıyla birer sanatçıya dönüştürür.

Sanatçı üretme, sanatı çoğu kez eserlerin üretim koşullarını gölgeleyen bir “egzotizmler paylaşımı” adına gelişir: 2000’de Lyon’daki çağdaş sanat bienali kapsamında Jean-Hubert Martin tarafından düzenlenen serginin adıdır bu.

 

Cyprien Tokoudagba, “Vudu Panteonu”, Yeryüzünün Büyücüleri sergisi, 1989. (Kaynak: Çağdaşa Dönüş: Tek Çağdaş Sevdası, Birçok Dünya)

 

“Çağdaş Afrika sanatı” isminin, özellikle de küreselleşme bağlamında tutması zor görünüyor. Hem yerel unsurlarla hem de küresel bir ilhamla şekillenen, “küyerel” denebilecek bir sanatı yansıtıyor. Öte yandan bugün çağdaş Afrika sanatında bir çeşit tipik Afrikalı kimliğin reddine de tanıklık ediyoruz. Bu eğilimin savunucularından biri Beninli sanatçı Meschac Gaba. Gaba, sanat eserinin işlevselliği ve gereksizliğinin müphemliği üzerinde oynayarak “çağdaş Afrika sanatı” kavramını yapıbozuma uğratmaya yöneliyor. Sanatçının enstalasyonları, “Afrikalı-olmayan” bir çeşit sanatsal üretim modeli teşkil ediyor.

Nihayetinde çağdaş Afrika sanatı, Afrika’yı küreselleşmeye dahil etmenin bir yolu değil mi?

 

Kaynak: « L’art nègre ? Connais pas » : existe-t-il un art africain contemporain ? Görseller tarafımızdan eklenmiştir – e.n.

Kaynak: E-SKOP       (Çeviri: Uraz Aydın)

İlginizi çekebilir