BÜYÜRKEN KİRLENMEK – Mustafa Durmuş

Türkiye’de sosyal ve siyasal alandaki temel değişimin 2013 yılından itibaren başladığı savı yaygın olarak kabul ediliyor.

Buna göre, “çözüm sürecinin” terk edilerek savaş konseptine geri dönülmesi, iktidar partisi ile Cemaat arasındaki çatışma (17-25 Aralık süreci), Gezi İsyanı ve çok hızlı sermaye kaçışları ile patlayan politik kriz 15 Temmuz Darbe Girişimi ile doruk noktasına çıktı. Sonrasında uygulanan OHAL altında yapılan referandum, genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ‘Yeni’ bir rejim hızla inşa ediliyor.

Yaşanmakta olan bu süreçte temsili parlamenter demokrasi adına yitirilen çok şey olduğu gibi, derinleşen ekonomik kriz nedeniyle; liranın aşırı değer kaybetmesi, yüksek enflasyon, işsizlik ve artan yoksulluk yüzünden halkın da kaybettiği çok şey oldu.

YOLSUZLUK ALGISI ARTTI

Bu süreç devlet ve genel olarak kamu kesimine ilişkin uluslararası algıyı da ciddi anlamda etkiledi. Bu durum “Transparency International” adı verilen bir uluslararası kuruluşun her yıl düzenli olarak hazırladığı ‘Yolsuzluk Algı Endeksi’nden de (Corruption Perception Index) (1) görülüyor.

Bu endeks, düzenli olarak takip edilen toplam 180 devlet ile ilişkilendirilmiş yolsuzluğu ölçmeye çalışan bir endeks. Böylece sosyolojik boyutuyla önemli bir çürümeye de işaret ediyor.

Endeks “0” ile “100 puan” arasındaki puanlardan oluşuyor. Böylece puanı 100’e yaklaşan bir ülke yolsuzluk açısından en temiz, yani en az yolsuzluğun olduğu bir ülke, buna karşılık 0’a yaklaşanlar yolsuzluk açısından zirve yapmış ülkeler oluyor.

Böyle bir ölçümün ne kadar gerçekçi olduğu elbette sorgulanabilir. Nitekim bunun yetersiz olduğu yönünde eleştiriler de söz konusu. Buna rağmen bu endeks yolsuzluklar ile demokratik (ya da açık otoriter rejimler) arasındaki bağı da sergilemesi nedeniyle çok değerli bulunuyor.

ENDEKS’TEN ÇARPICI BİLGİLER

Bu bağlamda Toplam 180 ülke arasında yolsuzluğun en az olduğu ilk 2 ülke; sırasıyla Yeni Zelanda (89 p) ve Danimarka (88 p). Yolsuzluğun en fazla olduğu ülkeler ise sırasıyla; en sondaki Somali (9 p), G. Sudan (12 p) ve Suriye (14 p).

Bölgesel olarak ele alındığında en iyi durumdaki ülkeler Batı Avrupa ülkeleri (ort. 66), buna karşılık en kötü durumdaki ülkeler: Sahra Altı Afrika ülkeleri (ort. 32 p) ve reel sosyalizmden kapitalizme geçiş yapan Doğu Avrupa ve Merkez Asya ülkeleri (ort. 34 p).

Bu durum savaş, gelir eşitsizliği ve yoksulluk gibi faktörlerin yanı sıra, ülkede demokrasinin olup olmamasının da yolsuzluğu ciddi olarak etkilediğini gösteriyor.

Bir başka anlatımla, diktatörlüklerin, otoriter yönetimlerin egemen olduğu ülkeler yolsuzluk endeksinde en alt sıralarda, bu karşılık Y. Zelanda, Danimarka veya Batı Avrupa ülkeleri gibi burjuva demokrasisinin temellerine sadık ülkeler endeksin üst sıralarında yer alıyorlar. Yani bir ülke otoriterliğe kaydıkça, diktatörlük eğilimleri arttıkça yolsuzluk iddiaları ve algısı da artıyor.

TÜRKİYE: ENDEKS’TE 4 YILDA 10 PUAN GERİYE DÜŞÜŞ

Türkiye’ye ilişkin yolsuzluk algısında ise özellikle de 2013’ten bu yana ciddi bir artış var. Çünkü ülke 180 ülke arasında 81.sırada yer bulabilirken, endeksteki değeri sürekli düşüyor. Bu da ülkede yolsuzlukların arttığı algısının da arttığı anlamına geliyor.

Öyle ki 2013 yılında endeksin değeri 50 puan iken, bu 2014’te 45, 2015’te 42, 2016’da 41 ve 2017’de 40 puana kadar gerilemiş. Yani yolsuzluk algısında 4 yılda beşte bir oranında bir artış var.

Bu da toplumsal iyiliğin bir göstergesi olarak, bir ülkede tek başına yüksek bir ekonomik büyüme sağlamanın yeterli olmadığını anlatıyor. Çünkü geçen yıl ekonomi yüzde 7,4 gibi oldukça yüksek bir oranda büyüdü, ama yolsuzluk algısı da son 4 yılda yüzde 20 arttı.

İki olgu arasındaki ilişkinin gizemini ise büyümenin kaynaklarında aramak daha doğru olabilir. Çünkü son iki yıldır elde edilen yüksek ekonomik büyüme, kamusal tüketime ek olarak, KGF kaynaklı banka kredilerinin pompaladığı tüketim harcamaları ve Kamu Özel Ortaklığı Modeli altında ve neredeyse tamamı dış kredilerle yapılan onlarca milyar dolarlık hava limanı, köprüler, HES’ler gibi alt yapı projeleri ve TOKİ altındaki emlak-konut inşaatları, AVM, plaza gibi inşaat projeleri ile gerçekleştiriliyor.

Bu projelerin dayandığı finansman modeli ise şeffaf olmadığı gibi, denetlenebilir de değil. Böyle projeler ve bunların denetimden uzak böyle finansman modelleriyle fonlanması devam ettiği sürece önümüzdeki yıllarda endeksteki yerimizin daha da düşmesi sürpriz olmaz. (31 Temmuz 2018)

………………..

(1)https://www.transparency.org/news/feature/corruption_perceptions_index_2017 (21 February 2018).

İlginizi çekebilir