Büyük Menderes zehir akıyor – Emin Durmaz

Sermaye 150-200 yıldan bu yana insanların emeğini sömürerek varlığını sürdürüyordu. Son yıllarda bu sömürü çarkına birde doğa talanını eklediler. Doğa talan edilirken siyasi iktidarlar da çeşitli yasalar çıkararak önlerini açtı ve işlerini kolaylaştırdı. Krediler verildi, vergi muafiyeti uygulandı, ürettiklerine alım garantisi verildi, böylece talanın önündeki bütün engeller kaldırıldı.

Hal böyle olunca Kaz Dağları, Murat Dağı gibi sınırsızca maden aramalarına açıldı. Karadeniz’in bütün derelerine HES’ler yapıldı. Son on yılda büyüklü küçüklü 37 göl kurudu. En verimli ovalara Elbistan ve Yatağan’da olduğu gibi kömürlü TES’ler kuruldu. Yine Büyük Menderes havzasının büyük bölümü Aydın ve Manisa gibi JES bölgesi ilan edildi. Kürdistan coğrafyasında güvenlik amaçlı inşa edilen barajlar, haftalarca yakılan ve söndürülmeyen ormanlar. Ormanı yakmanın serbest, söndürmenin yasak olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Gelelim nehirlerimize, evsel atık, zirai atık ve endüstriyel atıklarla kirletilen nehirlerin başında Trakya bölgesindeki Ergene Nehri geliyor. Su özelliğini kaybetmiş sadece kimyasal madde akan bir nehir konumunda. İkinci kirli nehir ise Gediz Nehri.

3.sıradaki kirli nehrimiz ise Büyük Menderes nehridir. Zaten konumuz da Büyük Menderes’i tanımak ve kirliliğini konuşmak. Büyük Menderes Dinar Suçıkan’dan başlayan yolculuğuna 548 kilometre yol kat ederek Dinar, Çivril, Çal, Sarayköy, Nazilli ve Aydın’dan sonra Söke’de denize dökülüyor.

Şimdi 12 bin yıldır onlarca medeniyete hayat veren, yaşam alanı sağlayan Büyük Menderes Nehri, nasıl oldu da son 40 yılda ülkenin en kirli 3. nehri oldu. B. Menderes’in kıyısında 165 yerleşim yeri var ama hiçbirinde kanalizasyon arıtma tesisi yok. Ayrıca baştan sona kadar zirai atık ve endüstriyel atıklar da nehre bırakılıyor. B. Menderes Çivril’de halı yıkama atölyelerinin kimyasallı sularıyla buluştuktan sonra Çal Akkent’te meyve suyu fabrikasının arıtması olmasına rağmen arıtılmadan nehre bırakılan kirli suları da alarak yoluna devam ediyor.

Güney ilçe sınırlarında bulunan Adıgüzeller barajına geldiğinde Uşak’taki deri fabrikalarının kostik asitli sularını taşıyan Banaz Çayı ile buluşuyor. Ardından Sarayköy ilçesinde Denizli organize sanayiden gelen ve boyama fabrikalarının arıtmadan bıraktıkları günde üç-dört renkte akan kimyasal madde yüklü Çürüksu Çayı da Sarayköy’de B. Menderes’le buluşuyor. Dikkat ederseniz kirlilik sürekli artıyor. Sarayköy’e ulaştığında bu kez de JES’lerin ağır metalli akışkanlarının nehre akıtılması sonucu kirlilik daha da üst seviyeye çıkıyor. JES’lerin bu akışkanları hem havayı, hem toprağı hem de suyu kirletiyor.

Sarayköy’e gelinceye kadar su kirli olduğundan sulanan arazide toprağı kirletiyor, suda canlı yaşamıyor, kenarında bitki çeşitliliği azalmış ve yaşayan kuş türleri yarıya düşmüş durumda. B. Menderes Sarayköy’den önce hava kirliliğine sebep olmuyordu. Ne zamanki JES’lerin akışkanlarıyla buluştu ve bundan sonra havayı da kirletmeye başladı. Şu anda B. Menderes 4. derece kirliliğe sahip. Bu da nehrin suyunun hiçbir yerde hiçbir şekilde kullanılmaması gerektiği anlamına geliyor.

Havanın, suyun, toprağın kirlenmesini engelleyip sağlıklı bir ortam yaratmakla görevli olan Çevre ve Şehircilik yetkilileri neler yapıyor dersiniz? Onlar doğayı talan etmek isteyen şirketlere olumlu raporlar düzenlemek için halkı nasıl kandırabiliriz konumuna getirilmiş durumda. Eskiden devlet ormanları vatandaştan koruyordu, şimdi ise vatandaş yaşamı devletten korumaya çalışıyor.

*HDP Ekoloji Komisyonu üyesi

İlginizi çekebilir