Burası üreticinin yeri: Fabrikanıza hoş geldiniz

Kolektif bir üretimin en temel birimlerinden biri olsa gerek kooperatifler. Bu amaçla birçok kez çalışmaları yapılsa da ya sistemin saldırıları gelişti ya da çalışmaları yeteri değeri ve önemi görmedi. Bütün bu engellere rağmen Hopa Çay Kooperatifi ise Karadeniz’in inadı ve ısrarı ile yıllardır çalışma yürütmeye devam eden sayılı kooperatiflerden oldu.

Dönem dönem çalışmaması, yüksek borçlar, çay tekelleri derken henüz katedecek daha yolu olmasına rağmen 30 çalışanı ve her daim sıcak çayı ile kooperatif sizi “Fabrikanıza hoş geldiniz” tabelası ile karşılıyor. Artvin Kemalpaşa’da kurulu bulunan kooperatif aslında 1950’lerde açılmış. Bugün çay tekelleri arasında varlığını korumak için çokça mücadele etmek zorunda kalsa da varlığını hâlâ koruyabilmiş.

‘Burası çocuklarımızın rızkı’

Kooperatif 1959’da Ekiciler Kooperatifi olarak açılmış ve amacı üreticiye, tohum, gübre satmakmış. Bu amaçla marketler bile kurulmuş ama zaman içinde işlevi azalmış tekellerle. Şu anki yönetim ise 2012’de sürece dâhil olmuş. Bu sene 5’inci çay üretimleri ekonomik olarak hâlâ zorlanıyorlar haliyle, bir de önceki dönem borçları derken durum aslında hayli yorucu diyor çalışmalarını anlatan Gökhan Şimşek, “Bizim için ekonomik zorluklar hâlâ gündemde. Suistimale açık bir alan kooperatifçilik. 8 milyonluk bir borçla devraldık. İkinci problemimiz ise müstahsil ile kurulan bizden önceki ilişkiler, bir güven sorun oluşmuş. 2017’den sonra üretime aktif bir şekilde başladığımızdan beri müstahsil olan ilişkimiz biraz daha kooperatifçiliğin önemini anlatarak, Çaykur’un özelleşme gündemini vurgulayarak süreci ilerletmeye çalışıyoruz. Burası bir alternatif, bölgedeki en güçlü tarım çay alanında var. Bu bizim geleceğimiz, çocuklarımızın rızkıdır.”

‘Üreticiden tüketiciye satış’

Tekellere karşı zorlansalar da “Bizim rekabet etme gibi bir isteğimiz yok” diyorlar ve devamında, “Rekabet etme gibi bir şansımız da yok. Biz bu işi planladığımız zaman direkt üreticiden tüketiciye bir zincir kurmanın peşinde koştuk. Şu an internet üzerinden satışlarımız var. İstanbul’da dayanışma kooperatiflerimiz var. İzmir’de Uşak’ta var. Eskişehir, İzmir, Aydın gibi şehirlerde belediyelerin Halk Bakkalları var oraya gönderiyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi çok ciddi bir alıcıdır örneğin.” Çay yetiştiriciliğinde yaşadıkları sorunlara değiniyor kooperatifin başkanı Harun Vayiç de “200 bin kişi bölgede çaydan geçimini sağlıyor. Bizim de amacımız çayın ne kadar gerekli olduğunu anlatmaktır. Ve bu işin kooperatifleşmeyle ayakta kalabileceğini anlatmaya çalışıyoruz” diyor.

‘Burası üreticinin yeri’

Fabrikanın kapasitesi ne yazık ki şu anda ancak 40 ton ve arttırmaları gerektiğinin onlar da farkında. Sürüm zamanı eksikliğini hissetmişler zira onlardan kalan boşlukları fiyat kıran özel firmalar dolduruyor. Onların amacı ise devlet fiyatının altına düşmemek ve geçen sene üstüne dahi çıkmışlar. “Girişte fabrikanıza hoş geldiniz yazar, bu fabrika müstahsilin fabrikasıdır. Sonuçta insan kendi fabrikasına çay vermek için bir çaba içerisindeyse bu talebi karşılamak durumundayız fakat bazen 15 ton bazen 20 ton geliyor,  bir günde 80 ton aldığımız da oldu” diyor Gökhan Abi.

En büyük sorun kota 

Henüz bir dış pazara açılma çalışmaları yok. Kapasitemizi arttırabilirsek neden olmasın diyorlar. Çayda yaşadıkları en büyük sorun kota ve kontenjan sınırı haliyle. Bu durumu şöyle anlatıyorlar: “Çaykur üretime başlarken dekara 600 kilo çay alacağım ben der, bu kotadır. Üreticinin on dönüm çayı varsa 600 tonunu devlet alacağım der ve bunun garantisini verir. Ama ortalama bu on dönüm olan yerden gelen verim 7, 8 buçuk tondur. Bunun geri kalan kısmını sektöre vermek zorundadır. Bir de kontenjan durumu vardır. Devlet der ki ilk gün 50 kilo çay alacağım, ertesi gün kademeli olarak bunu 10 kiloya kadar indirebiliyor. 10 dönüm çayı olan birisi dekara 10 kilo verdiği zaman günde 100 kilo çay vermesi gerekiyor. 100 kilo çay oranı da çok komik bir orandır. Geri kalan kısmı ne yapacak sektöre vermek zorunda. Ya da kendi alternatifi bir kooperatif yaratmak zorunda. Tabii kooperatifin de alacak durumu varsa.”

Çayın ömrü bitti

Çay arazileri gittikçe küçülmüş, birçok nedeni olmakla birlikte en belirgin olanı mirasla arazilerin bölünmesi ve göçlerin başlaması. Bir diğer sorun ise çayın biyolojik ömrünün bitiyor olması. “60 yıldır çayın ortalama ömrü. 94’te devlet bir budama projesi diye bir proje başlattı. Günümüze kadar geldi. Geçen sene bitti. Devletin kendisi de bu durumda ne yapılacağını bilmiyor. 6. üreten, 1. tüketen ülkeyiz. Çay bizim sofralarımızın olmazsa olmazıdır” diyorlar.

‘Rekabet etme şansımız yok’

Gübre en büyük maliyet oluyor onlar için. Yine devletin almadığı fazla çay ve işte tam da bu noktada “Biz buradayız” diyorlar ve ekliyorlar: “Bizler özel sektörün bu fiyat kırma politikasına karşı bu üçkâğıtçılığına karşı buradayız. Bizler diyoruz ki biz çayımızı alıyoruz, devlet fiyatının aşağısına düşmeyeceğiz. Şimdi özel sektör 2.8’den çay aldığı zaman siz 3.8’den çay aldığınız zaman zaten ortada 4 lira gibi bir fiyat farkı ortaya çıkıyor. O zaman bizlerin maliyetleri de yüksek olmuş oluyor.”

‘Gelsin denetlesinler’

Kooperatifçiliğe ilgiyi soruyorum. İlk olarak devlet ön ayak olmuş bu işe, haliyle asgari bir güven oluşmuş devlettir nasılsa verir diye ama zamanla devlet çekilince güven de kalmamış. Bunu çözmenin yolunu ise şöyle dile getiriyorlar: “İnşaat kooperatifleri vardı, kooperatif adı altında toplanıp bir araya geldiler. Bir sürü insan mağdur oldu. Aynı şekilde bizim için de önceki yönetimden kaynaklanan sıkıntılar vardı. Esasen işin bir ciddiyete bindirilmesi gerekiyor. Bir yönetim değiştirmekle bu olmayacak. Birinin gelip burayı denetlemesi, hesap sorması gerekiyor. İnsanlar bilinçli olarak bunu yaptıkları zaman bir tık daha yukarı çıkarız. Kooperatifle uğraşan insanın tamamen şeffaf olması gerekiyor. Belediyeler el değiştirdiğinde çarşaf çarşaf belgeler dökülür, aslında üreticinin de baskısıyla bu işlerin biraz da öyle olması gerekir. Köy köy 3 kişi bir grup halinde gelip ya siz ne yaptınız bu sene borç durumunuz nedir, gelir durumunuz nedir diye sordukları zaman bu iş de olur. İnsan üyeyse üyelik vasıflarını yerine getirmesi lazım. Türkiye’de bir ara kooperatif furyası vardı ama insanların güveni yok kooperatiflere. Yönetime de güvenleri yok aslında bizim de sıkıntımız bu. İnsanlar gelsin denetlesin.”

‘Aşağıdan yukarıya yönetim’

“Hani istiyoruz ki bize görev versinler. Bizi çalıştırsınlar isteğiyle yaklaşıyoruz bunu kısmen başarabildik” diyor Harun ve devam ediyor: “Biraz da ekonomik, insanlar verdiği ürünün parasını gününde almanın derdinde o işte biraz sıkışık onu da hallettik mi burada bir sorunumuz yok. Bizim halen daha direnebiliyor olmamızın sebebi bunu hayata geçirmeye çalışmamızdır. Çünkü sürekli açığız, sürekli insanlarla temas kurmaya çalışıyoruz, davet ediyoruz, toplantılar alıyoruz. Hep iletişim halindeyiz, hiçbir zaman iletişimimizi kesmedik. Kessen zaten biter bu iş.” İşleyişlerini ellerinden geldikçe demokratik bir şekilde sürdürmeye çalışıyorlar. Yönetim kurulları, altında yönetim meclisleri ve onun da altında köy meclisleri var. “Bizler bir şey almış olduğumuz zaman köy meclisinden başlarız yönetim meclisine oradan yönetim kuruluna bunu bir rapor halinde sunarız. Yönetim de der ki bunları uygulayın. Aşağıdan yukarıya doğru bir yapılandırmanın peşindeyiz. Üretici ne diyor ne istiyor talep aşağıdan yukarıya gelir bize biz de yönetim kurulu olarak bunu uygulamaya çalışırız” diyorlar.

‘Kadınlar isterse yapıyorlar’

İlk yıllar gönüllülük temelinde çalışmışlar hatta öyle ki paketlemede gönüllü birçok kişi gelip iş yapmış. Zamanla profesyonel bir tarza geçince dışarıya bağımlılığını azaltmaya çalışmışlar. “Bir sisteme oturtup kişiye bağımlı olmaktan çıkarmak istiyoruz, fabrika kendi kendine işlesin muhtemelen arkadaşların da müdahalesi olacaktır ama sistem kurulsun, kurumsallaşalım. Yani Ayşe Fatma geldiği zaman ya da Gökhan gittiği zaman işleyiş aynı şekilde devam edebilsin istiyoruz” diyorlar.

Görüşmede bir kadın olmasa da üyelerinin çoğu da kadınmış. “Yönetimde de kadınlar var. Dayanışma gösterip paketlemeye gelen arkadaşlarımızın yüzde 80’i kadın. Burada kadınlar çok aktif ve direngen burayı daha çok sahipleniyorlar” diyor Harun ve devam ediyor: “Ülke siyasetini belirleyecek olanlar da kadınlardır. Hep 2’nci planda gözükürler ama aslında çok aktiftirler. Kadınlar alır, kadınlar yönetir fabrika için de durum böyledir. Ama yönetimsel olarak biraz sıkıntı var, işler pratiğe geçtiği zaman arka planda kalıyorlar yani orada böyle bir sıkıntı var aslında. Ama karar alacağımız bütün toplantılarda yine kadınlar daha aktif ama kadınlar daha çok denetleyen pozisyonda oluyorlar. Biraz gizli kahraman gibi kalıyorlar. Karadeniz’i çekip çeviren, ekonomisinin ayakta kalmasını sağlayan kadınlardır aslında. Erkeklerin büyük bir çoğunluğu şoförlük, nakliyecilik sektöründe çalıştıkları için pek ilgilenmezler. Kadınlar bir şeyi kafasına koydukları zaman yönetimi değiştirmek isterlerse bunu da yaparlar.”

Kooperatifin Hopa merkezde de bir çay ocakları var. Hem isteyenlere hediyelik çay satıyorlar hem de ocağı işletiyorlar. Yolunuz düşerse Artvin’e bir çaylarını için mutlaka, güzeldir çayları ve taze, emek verilmiştir en önemlisi sizin fabrikanızdan çıkmıştır.

‘Bizler deli değiliz’

Maliyet hesabı yapıp öyle fiyat belirliyorlar, “Fabrikanın da ayakta kalması lazım” diyor Gökhan Abi, “30 tane emekçi arkadaşımız çalışıyor burada sigortalarıdır, maaşlarıdır ciddi bir enerji girdisi oluyor, zaten bunları karşılamak için de bir maliyet hesaplaması yapıyoruz. Bunları tolere edecek bir lira, iki lira farkla üreticiye çayı ulaştırmaya çalışıyoruz” diyor. “Aslında bizleri ayakta tutan dayanışma ruhudur” diyen Harun ise “Hem kamu belediyeleri hem dayanışma kooperatiflerinin bilinçli üreticileri bizi ayakta tutuyor. Yoksa bizim adını söyleyemediğimiz özel firmalarla rekabet etme şansımız yok. İşin püf noktası bizim burada bu kooperatifçilik bunlar bu Hopa’da bu işi yapabiliyorlarsa Kumtepe’de, Pazar’da niye yapamayalım peşinde koşuyoruz biz. Bu bölgelerde yerleştirebildiğimiz zaman çay tarımı da ayakta kalabilecek. İnsanların geçimi de biraz daha kolay olabilecek. Amacımız budur yoksa deli değiliz biz” diyor.

‘Gelin görün, Hopa Çay için’

Son olarak dağıtım ağlarını soruyorum; yeter ki sipariş olsun diyorlar. Bazen aksasa da yarım kilo için bile geri dönüş yapıp iletmeye çalışıyorlar. “Tırlarla göndeririz yani ihtiyaç ne şekildeyse o şekilde ulaşımı sağlıyoruz” diyorlar. Kooperatifçiliğe gönül vermiş bu insanlar her alanda yaygınlaşmasını da istiyorlar. “Biz de bir model oluşturmaya çalışıyoruz. Amacımız bu ne kadarını başarırız bilmiyorum ama şeffaf bir yönetim karşılıklı sevgi ve saygı içinde olduğumuz sürece bu işin olabileceğine inanıyorum. Hopacay.org diye bir satış sitemiz var, o sitemiz üzerinden bize ulaşabilirler” diyorlar ve son sözleri ise şunlar oluyor: “Biz üretiyoruz biz yönetiyoruz. İlk kampanya sözümüzdü. Ve hâlâ bu söz için mücadele ediyoruz gelin görün, birlikte büyüyelim diyoruz.” Bahçeye çıkıyoruz ve bahçede her daim hazır olan semaverden çay ikram ediyor fabrikanın iki kadın çalışanı. Yorucu ama işimiz bu diyorlar gülümseyerek. Özellikle sürüm zamanı iş çok yoğun olunca vardiyalı diğer zamanlar ise tek vardiya çalıyorlarmış.

Kaynak: Yeni Yaşam – Reyhan Hacıoğlu

 

 

 

İlginizi çekebilir