Bu suçu iktidarın gereği olarak görüyorlar – İnci Hekimoğlu

İşin özü bir çocuğa tecavüz etmiş adamlar kurtarılacak. Tasarı yasalaşırsa yararlanacak adamların sayısı yaklaşık 10 bin.

Neredeyse rutin olarak; gündem içinde eritebileceği, kamuoyunun yeterince ‘yumuşatıldığı’na inandığı ya da ses çıkaramayacağını düşündüğü her fırsatta tecavüzcülere af çıkarmaya çalışıyor.

2016 yılında kurulan “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması Ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu” aslında yeni rejimin ideal aile modeli için yol haritası belirlemek üzere kurulmuştu.

Nitekim, Komisyon raporundaki bütün öneriler tek tek uygulamaya geçiriliyor. İmamlara nikah yetkisi bunlardan biriydi. Sıradakileri “Ölebilirsin ama boşanamazsın Komisyonu” başlıklı yazımdan görebilirsiniz.

“Erken yaşta yapılan evliliklerdeki mağduriyetler”i gidermek için de önerileri vardı Komisyon üyelerinin.

Küçük çocuklarla evlenen erkeklerin yaşadığı ‘mağduriyet’ti tabii sözü edilen. Oyun çağındaki çocukların ömür boyu yaşayacağı türlü şiddet, ruhlarında açacağı derin yara değildi söz konusu olan.

İlk tasarı 2016 yılında Meclis’e getirildi ama kamuoyunda yarattığı tepki ve kadın hareketinin karşı duruşuyla Komisyon’a geri çektiler.

“Tecavüz” sözcüğünün travmatik etkisini hafifletmek, bu ağır suçu gizlemek, hatta meşrulaştırmak için “erken yaşta evlilik” tanımını kullanmayı seçen iktidar mensupları son denemeyi geçen hafta yaptı.

“Erken yaşta evliliklerden kaynaklanan cezalar” için, adına “düzenleme” dedikleri ve “bir defaya mahsus şartlı tahliye” olarak sundukları af tasarısını Meclis’e getirdiler.

İşin özü bir çocuğa tecavüz etmiş adamlar kurtarılacak.

Tasarı yasalaşırsa yararlanacak adamların sayısı yaklaşık 10 bin.

MHP’nin de desteğiyle seçimlerden önce yasayı çıkararak oylarını arttırmayı hesaplıyorlar.

Sözüm ona bazı şartlar getirmişler elbet.

Yasa tecavüzcünün mağdur çocukla evlenmesi, evliliği beş yıl sürdürmesi şartını ararken, “şiddet, cebir ve zorla” yapılan evlilikleri kapsam dışında tutuyor.

Ama öyle değil.

Tasarı öncelikle çocukların, çocuk oldukları için karar veremeyeceğini yani herhangi bir konuda sorumluluk yüklenemeyeceğini kabul eden başka yasalarla çelişiyor.

Ebeveynlerinin zor ve tehdidiyle ‘evlilik’ adı verilerek legalleştirilen onaylı tecavüze “rıza”sının olamayacağını gözden kaçırmaya, dolayısıyla çocuğun onaylı ya da onaysız tecavüzüne göz yuman, suç ortaklığı yapan ebeveynlerini de aklamaya yarıyor.

Ayrıca iktidarın resmî-gayrî resmi memurları aracılığı ile “erken yaşta evlilik” denerek meşruiyet kazandırılmaya çalışılan küçük kız çocuklarının tecavüz yoluyla evliliğe mecbur bırakılmasının da önünü açarak, saldırganlara yol açıyor.

Peki niye iktidarın imamından kalemine, yıllardır tecavüzcüleri kurtarmak için kampanyalar düzenleyip, yalan dolanla kamuoyu yaratmaya çalışıyorlar?

Asıl soru belki de bu.

Elbette ki siyasal İslam’a uygun bir toplum modelinin öncelikle kadınları terbiye etmekten geçtiğinden söz edebiliriz.

Bu mesele, kadınlara yönelik şiddet AKP iktidarında yüzde binler oranında arttığından beri üzerinde en çok makale yazılan, söz söylenen öncelikli meselelerden biri.

Ancak bir başka boyut var:

İktidar eliyle güçlendirilen, daha da ileri gidilerek eğitim politikalarında söz hakkı verilen tarikat ve cemaatler ile yatılı kuran kursları gibi yapılanmalarda çocuklara yönelik cinsel saldırıların münferit olmaktan çıkıp sistematik hale gelmesi.

Keza kamuoyuna yansıyan bireysel tecavüz olaylarında da saldırganların büyük oranda iktidarla aynı ideoloji ve inanç dünyasına ait görünmeleri dikkate alınınca belki, sosyoloji ve siyaset biliminin dışında, saldırganlara motivasyon sağlayan nedenleri inceleyen psikiyatriye de yer açmak gerekir.

Örneğin yıllar önce “Müdür Bey’in cinsel taciz dizisi” başlıklı bir haber yapmıştım.

Adam o dönemin iktidar partisi ANAP’ın üst düzey memuruydu. Birden çok kadını taciz etmiş, tecavüze yeltenmiş ama her seferinde paçayı kurtarmıştı. Ta ki onunla mücadele edecek güçlü ve cesur bir kadına denk gelene kadar.

Bütün tehditlerine, kullandığı bütün iktidar araçlarına rağmen sonunda el birliği ile memuriyetten atılmasını ve cezaevine girmesini sağlayabildik.

Adamın yıllarca, büyük bir özgüvenle saldırganlığını devam ettirebilmesi tamamen iktidar çeperinde olmasından kaynaklıydı.

Ataerkil sistem, adama öncelikle bulunduğu konum nedeniyle cesaret veriyordu ama yanı sıra bir erkek olarak saldırganlığını meşru bir hak olarak görmeyi de öğrettiğinden savunması literatüre girecek bir sistem teşhiriydi aslında.

Adamın verdiği ifade, Alberto Godenzi’nin “Cinsel Şiddet” adlı kitabında yer verdiği saldırganların ifadelerinin neredeyse kopyası gibiydi.

Godenzi’nin birebir görüşerek hazırladığı kitapta, saldırganlar bir suç işlediklerini asla kabul etmiyor, daha doğrusu yaptıklarını bir suç olarak görmüyorlardı. “Aslında o da istiyordu” diyor ve savunmalarını tam olarak “topuklu ayakkabı giyiyordu”, “dekolte giyinmişti”, “dar eşofman giyiyordu”, “bana gülerek bakıyordu” gibi cümleler kurmasalar da çok benzer argümanlarla destekliyorlardı.

Savunmalarında kullandıkları en kritik argümanlardan biri de “istemeselerdi, beni şikâyet ederlerdi” ya da “suç işlesem ceza verirlerdi” türünden hukuki işleyişe yaptıkları atıftı.

Bütün bu tanıklıklar; yargı kararlarındaki “rıza” ve “iyi hâl” indirimlerinin, çocuklara öğretilen cinsiyetçi rollerin ve şiddete gerekçe bularak meşrulaştırma propagandasının ürettiği sonucu göstermekle kalmıyor, iktidar ile suç arasındaki ilişkiyi de teşhir ediyor.

Godenzi’nin “şiddete dayalı cinsellik” değil, “cinsellik görünümlü şiddet” olarak tanımladığı tecavüz suçu, bizim ülkede “erken yaşta evlilik” statüsünde.

Bundan daha fazla ne açıklayabilir, kadına ve çocuklara yönelik şiddetin rekor hızla artmasını…

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir