Boric’in seçilmesinin ardından Şili gündemi ve protestolar – Serhat Tutkal

19 Aralık 2021 tarihinde düzenlenen Şili başkanlık seçimleri ikinci turunda oyların yüzde 55,87’sini alan solun adayı Gabriel Boric Font, 11 Mart 2022 tarihinde başkanlık görevine başlamıştı.

Geçtiğimiz haftalarda düzenlenen eylemlerle gündeme gelen Şili’de Boric’in açıkladığı kabineye yönelik ilk uluslarası tepkiler, özellikle de sol aktörlerin tepkileri, son derece olumlu olmuştu. Bu yazıda Şili’deki seçim sonrası siyasal durumu kısaca özetlemeye ve mevcut eylemlerin sebeplerine değinmeye çalışacağım.

GABRIEL BORIC

36 yaşındaki Gabriel Boric her ne kadar çok genç bir siyasetçi olsa da Şili siyasetinde yeni bir aktör değil. Aykan Sever, 2011’de bianet’te Boric’in Şili Üniversite Öğrencileri Federasyonu başkanlık seçimini o dönem Türkiye medyasında sıklıkla bahsedilen Camila Vallejo karşısında kazandığını Türkçe olarak yazmıştı.

En az 10 yıldır uluslararası medyanın adını bildiği bir siyasi aktörden söz ediyoruz yani. Türkiye gibi Boric’ten 10 yaş büyük siyasetçilerin “genç siyasetçi” sayıldıkları bir ülkede anlaşılması biraz güç olabilecek olsa da dünyanın çoğu bölgesinde 20’li, 30’lu yaşlardaki siyasetçilerin ülke siyaseti üzerinde büyük etkileri olabiliyor.

19. yüzyıl sonlarında Şili’ye yerleşen Hırvatistan göçmeni ailelerden gelen Boric, birçok Latin Amerika siyasetçisi gibi orta-üst sınıf kökenli. Sınıflar arası geçişkenliğin düşük olduğu Latin Amerika’da ulusal siyasette etkili olan birçok sol siyasetçi de ülkenin elit kesiminden gelir. İlkokuldan liseye kadar bütün eğitim hayatını özel İngiliz okullarında geçiren Boric de bu durumun istisnası değil.

Boric örgütlü siyasal faaliyetlere 13 yaşındayken, Pinochet’nin askeri darbesi ardından kapatılan Lise Öğrencileri Federasyonu’nun yeniden kurulması çalışmalarına katılarak başladı. Şili’nin en köklü kamu üniversitesi olan Şili Üniversitesi’nde hukuk okumaya başlayan Boric burada çeşitli öğrenci hareketleriyle ilişkilendi.

Öğrenci hareketi içerisinde ismi duyulan Boric 2014 yılında bağımsız aday olarak katıldığı yasama organı seçimleri sonrasında Şili Temsilciler Meclisi üyesi oldu. 21 Ocak 2017’de Frente Amplio (Geniş Cephe) isimli yeni sol siyasal yapılanmanın kuruluşuna katıldı. Partisinin bağlı bulunduğu Apruebo Dignidad (Haysiyeti Onaylıyorum) isimli koalisyondan 2021 başkanlık seçimleri için aday adayı oldu ve ön seçimde Komünist Parti adayı Daniel Jadue karşısında oyların yüzde 60,43’ünü alarak başkan adayı gösterildi. 7 adayın katıldığı başkanlık seçiminin ilk turunda yüzde 25,83 oranında oy alarak ikinci oldu. Seçimin ikinci turundaysa sağın adayı faşist José Antonio Kast Rist’e yüzde 11’in üzerinde fark atarak Şili başkanı seçildi.

BORIC’İN KABİNESİ

Boric’in 21 Ocak’ta kamuoyuna duyurduğu kabine büyük ilgi çekmişti. Şili’deki 24 bakanlığı sosyal demokratlardan komünistlere solun çeşitli aktörleri arasında dağıtan Boric’in kabinesi özellikle kadın bakan sayısının yüksekliğinden (24 bakanın 14’ü kadın) ve genç bakanların kabinedeki ağırlığından (40 yaşın altında 7 bakan var) dolayı uluslararası camiada olumlu tepkiler almıştı.

Özellikle bazı bakanlar, kamuoyuna duyurulmalarından itibaren çok sayıda habere konu oldular. Örneğin, ülkenin ilk kadın içişleri bakanı olan 36 yaşındaki tıp doktoru Izkia Jasvin Siches Pastén uluslararası medyanın çok ilgi gösterdiği bir bakan oldu. 18 yaşında Şili Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitime başladığında Şili Komünist Gençlikleri (Juventudes Comunistas de Chile) üyesi olan Siches, sonradan Şili Üniversite Öğrencileri Federasyonu’nda da çeşitli görevler alacaktı.

Boric’in öğrenci hareketinden tanıdığı siyasetçilerden olan Siches 2017’de Colegio Médico de Chile’nin (Şili’nin tabipler birliği) hem ilk kadın başkanı hem de en genç başkanı olmuştu. COVID-19 pandemisi sırasında pandemiyle mücadele konusunda ülkenin en önde gelen uzmanlarından olan Siches’in Şili genelindeki popülerliği de bu dönemde oldukça yükseldi.

Şili’nin bağımsızlığını ilan ettiği 1810 yılından bu yana Dışişleri Bakanlığı görevine gelen ikinci kadın olan (ilk kadın 11 Mart 2000-29 Eylül 2004 tarihleri arasında görev yapan Soledad Alvear’dı) Antonia Urrejola Noguera da uluslararası basının çok ilgisini çekti. Merkez solda konumlanan Şili Sosyalist Partisi’ne yakın olan Urrejola 2017-2021 arasında İnter-Amerikan İnsan Hakları Komisyonu’nun başkanlığını yaptı. Şili Üniversitesi hukuk bölümü mezunu olan Urrejola, Latin Amerika’nın önde gelen insan hakları uzmanlarından.

1973 yılında Pinochet’nin ABD destekli bir askeri darbeyle yerine geçtiği Şili başkanı sosyalist Salvador Allende’nin torunu olan Maya Alejandra Fernández Allende’nin Savunma Bakanlığı’nın başına geçmesi sanıyorum yeni kabinenin en çok konuşulan haberi olmuştu. 49 yıl önce dedesini deviren ordunun bağlı bulunduğu bakanlığın başına geçen Fernández, Sosyalist Parti üyesi bir siyasetçi. Şili Üniversitesi’nde hem biyoloji hem de veteriner hekimlik bölümlerini okumuş olan Fernández’in bu bakanlığa getirilmesinin sembolik önemi Şili solu için çok büyük.

Öğrenci hareketinden gelen Camila Antonia Amaranta Vallejo Dowling’in hükümet sözcüsü olarak kabineye girmesi yine çok konuşuldu. 34 yaşındaki eski öğrenci lideri ve Komünist Parti üyesi Vallejo, Boric’in öğrenci hareketi yıllarında hem rakibi hem de çalışma arkadaşı olmuştu. Şili Üniversitesi Coğrafya bölümü mezunu olan Vallejo, 35 yaşındaki Başkanlık Genel Sekreteri Kenneth Giorgio Jackson Drago’yla birlikte Boric’in öğrenci hareketi döneminde yakın çalıştığı siyasetçilerden. Demokratik Devrim partisinin kurucusu olan Jackson, Boric’in kabinedeki en güvendiği bakanlardan biri.

Boric’in kabinesi yalnızca kadınların ve gençlerin kabinedeki ağırlığından dolayı değil aynı zamanda ekonomiyle ilişkili bakanların merkeze yakın siyasetçilerden seçilmiş olmasıyla da uluslararası medyada gündeme geldi. Örneğin Finans Bakanlığı’nın başına 2016’nın Aralık ayından beri Şili Merkez Bankası başkanlığını yürüten Mario Marcel Cullell’in getirilmesi merkez sağ çevreleri rahatlatmıştı. Bir dönem Dünya Bankası’nda da çalışmış olan Marcel’in ekonominin başına getirilmesi sermaye çevrelerini de rahatlatmış olsa gerek. Bayındırlık Bakanlığı’na Liberal Parti Genel Başkan Yardımcısı Juan Carlos García Pérez de Arce’nin getirilmesi de Boric’in kabinede merkez siyasetçilerine yer açma hamlelerinden biri olarak görülebilir.

ŞİLİ’DE PROTESTOLAR

Şili’de 2019’dan bu yana devam eden protestoların Boric’in başkanlığı döneminde de sonlanmadığını gördük. Şili Karabinerileri’nin (Şili’nin polis teşkilatı) genel müdürü Ricardo Yáñez’in istifasını ve tutuklu eylemcilerin serbest bırakılmalarını talep eden eylemciler başkent Santiago’da ve Şili’nin başka büyük şehirlerinde protestolarını sürdürüyor. Mart ayında Şili Ulusal Öğrenci Konfederasyonu da eylem çağrısı yapmıştı, eylemin gerekçelerinden biri öğrenci burslarına 10 yıldır zam yapılmamış olmasıydı.

Nisan ayına gelindiğinde sağcı grupların da hükümete yönelik çeşitli eylemleri oldu. Aşırı sağcı gruplar tarafından organize edilen kamyoncu eylemleri Şili’de birçok yolun trafiğe kapanmasıyla sonuçlanmıştı. Bölgelerindeki aşırı sağcı eylemlere tepki gösteren Mapuche aktivistleriyle sağ gruplar arasında düşük yoğunluklu çatışmalar yaşandığı da haberlere konu olmuştu.

Her ne kadar Şili’de birbirinden çok farklı grupların hükümet karşıtı eylemlerinden söz etmek mümkün olsa da hükümetin karşılık vermekte en zorlandığı eylemlerin yerli halkların eylemleri olduğunu söyleyebiliriz. Boric’in Mapuche aktivistlerinin eylemleri karşısında Araucanía bölgesinde OHAL ilan etmesi uluslararası sol yayın organlarında şaşkınlıkla karşılandı. Yerli eylemcileri kriminalize eden böylesi bir tutum Boric hükümetinin kendinden önceki hükümetlerden gerçekten çok farklı olup olmadığının sorgulanmasını beraberinde getirdi.

Mapuche eylemcileri bölgelerinde faaliyet gösteren ormancılık şirketlerine tepki göstermekteydi. Geleneksel yurtlarının ormancılık şirketleri tarafından tahrip edildiğini öne süren Mapuche aktivistleri yer yer şirketlerin makinelerini yakarak faaliyetleri durdurma yoluna gitmekteydi. Son yıllarda bölgede eylem yapan Mapuche aktivistlerinin güvenlik güçleri tarafından öldürüldükleri vakalar da meydana geldi. Ormancılık şirketlerinin “özsavunma” adı altında silahlı birlikler oluşturduklarını, bu birliklerin de Mapuche direnişçileriyle dönem dönem çatışmaya girdiklerini de belirtmek gerek. Aday olduğu dönemde önceki başkan Pinera’nın getirdiği Mapuche bölgelerindeki OHAL uygulamasını kaldıracağını söyleyen Boric başkanlığının daha ilk aylarında sözünden dönmüş oldu.

Boric’in kabinesi hem farklı sol gruplardan üyeler içerdiği, hem de kadın ve genç bakan sayısının çok yüksek olduğu gerekçesiyle haklı olarak olumlu tepkiler aldı. Fakat kabinede yerli halkların temsil edilmediğinin, bakanların Şili’de beyaz Avrupalılar olarak görülen kesimden seçildiğinin ve bu bakanların büyük çoğunluğunun orta-üst sınıf kökenli olduğunun üzerinde çok durulmadı. Yerli hakları uzmanı olan Matías Meza-Lopehandía’yı görevlendirdiği için övülen Boric’in belki yerli halkları uzmanlarının yanı sıra yerli halkların kendilerine de daha çok görev vermesi Şili’deki gerginliği azaltmak için olumlu olurdu.

BİTİRİRKEN

Şili gibi ırkçılığın kurumsallaştığı, yapısal ırkçılığın toplumun tüm alanlarına nüfuz ettiği bir ülkede ırkçılık kaynaklı gerilimlerin önüne geçebilmek güç. Kendini Avrupalı olarak gören ve yerli halklardan üstün olduğu öğretilmiş bir Şili elitinden söz edebiliriz. Irkçı toplumlarda ırkçılık sorununun tek taraflı çözümünün mümkün olmadığı yine görülmekte.

Her ne kadar iyi niyetli de olsa Avrupa kökenli olarak görülen üyelerden oluşan bir hükümetin ırkçı pratikleri durdurmakta yetersiz kaldığı ve sorunun krize dönüştüğü anda yine militarizasyona, güvenlik güçlerini ve olağanüstü hal mekanizmalarını devreye sokmaya başvurduğunu, çünkü repertuvarında başka bir şey olmadığını görüyoruz.

Bu koşullar altında ırkçılık sorununu çözebilmek ancak yerli halkların “Avrupa kökenli” elitlerle birlikte çalışmasıyla, hükümette ve tüm yüksek kurumlarda yeterince temsil edilmeleriyle mümkün olabilir. Taraflardan birinin diğerine yönelik “olumlu” tutumunun yüzlerce yıllık ırkçı pratikleri ortadan kaldırması söz konusu olamaz. Boric bir yandan aşırı sağcı eylemcilerle mücadele ederken bir yandan da yerli hareketlerine savaş açma anlamına gelecek bir politikayı benimsedi. Bu hatasından döneceğini umarım ama açıkçası Boric hükümetinin mevcut haliyle bu hatadan dönebilme kabiliyetine sahip olup olmadığından emin değilim.

Seçimin sonuçlanmasının ardından zafer konuşmasına Rapa Nui, Aymara ve Mapuche dillerinde halkları selamlayarak başlayan Boric’in bu jesti hiç kuşkusuz çok olumluydu fakat yüzlerce yıllık yapısal ırkçılığın bu türden jestlerle üstesinden gelinemeyeceği de ortada.

Bir film önerisi: 1973 Pinochet askeri darbesine giden süreci farklı sosyo-ekonomik sınıflardan gelen iki çocuğun gözünden anlatan 2004 tarihli Machuca’yı Şili’de sınıf ayrımcılığı ve yoksullukla iç içe geçmiş olan kurumsallaşmış ırkçılık sorunuyla ilgilenenlere öneriyorum.

Kaynak: Kısa Dalga

İlginizi çekebilir