Ekoloji mücadelesi parçalanmalara karşı ortaklaşmayı savunur. Mücadeleyi bölgelere göre ayrıştırmaz, öncelik-sonralık ilişkisine sokmaz. Kuzeydeki deniz güneydekinden, batıdaki orman doğudakinden daha değerli değildir.

“Fosil yakıtları finanse etmeyi bırakın” (Fotoğraf: Mohamed Abdel Hamid / AA)

Ne ekolojinin mücadele ön ekini alması ne de çevrenin hareket olarak tanımlanması birisini diğerinin önüne ya da üstüne geçirmeye yeterlidir.

Öyleyse başka, daha temelde yatan ayrımlara ulaşmamız gerekiyor. Zaten, ekoloji ve çevre tanımları birbirleri yerine öylesine geçişken kullanılıyor ki ayrım çoğu kez bulanıklaşıp yok oluyor. Bu yazıda ayrımı hem teorik hem de pratik yönleri ile ele alacağım. Şu noktaları özel olarak belirtmeliyim. Birincisi, yazı genel hatlara vurgu yapıyor. İkincisi, tüm çevre hareketlerini ya da ekoloji örgütlerini kapsamıyor, aynılaştırmıyor.

En temel ayrım

En temel ayrım ile başlayalım. Kapitalizmi değerlendirme, radikal biçimde eleştirme, karşı mücadele geliştirme biçimleri en derinde yatan ayrımdır. Diğer ayrımlar da bu temel üzerinde yükselir.

“İnsan önce doğanın içindeydi onunla bütünleşmişti sonra ona rağmen onu dönüştürmek istedi, en sonunda da ondan uzaklaşıp ona hükmetti”.

Bu kısa tanımlama altında çok önemli anlamlar barındırıyor. Ekonomi ve ekolojinin Antik Yunan’daki etimolojik kökeni olan “oikos” , insanı ve doğayı önce ev içinde (o ev genel anlamda dünyaydır) buluşturan ortaklığın adıydı. Evin iç yönetiminden doğanın yönetimine giden uzun hikaye de “oikos” , zaman içinde bölünecekti. Bu bölünme ekonomi ile doğa arasında şiddetlenerek son 500 yılda en üst seviyesine çıkacaktı.

Özellikle son 250 senede dünya, şantiye alanına dönüştürüldü. Birliği anlatan ev, insan ve doğa arasındaki ayrımın önemli bir merkezi oldu. Evin içi – yani, insanın sahip oldukları – ile evin dışı – yani, insanın sahip olması gerekenler – şeklindeki ayrım, bugünün çevre ve ekoloji ayrımına da ışık tutuyor.

Kapitalizm, “doğaya hâkim insan” ve teknoloji

Son 40 yıla geldiğimizde ayrım çok daha netleşmiş vaziyette. Sermayenin yeni artı değer üretmekte zorlanması onu yeni alanlar bulmaya zorladı. Bu alanlardan ilki ve en bilindiği doğa ve yaşadığımız çevreydi. Sınırlarını genişletmekte zorlanan sermaye için doğa inanılmaz verimliydi. Bu saatten sonra yapılacak ilk iş, kapitalizmin başlangıcından bu yana teorisi üretilen “doğaya hâkim insan” sloganını hayata geçirmek olacaktı.

Hakim olma, bir yanda egemene yeni fırsatlar sunarken, diğer yanda bunun gizlenmesi için ideolojik söylemlere ihtiyaç vardı. İşte bugün sık sık karşımıza çıkan, sürdürülebilir, yeşil dostu, çevre ve iklim koruyucu… gibi sahte söylemler bu üst örtmenin gerekliliği ile servis edildi.

İşte asıl sorun bu saldırılar karşısında verilen veya verilemeyen cevaplarda gizli. Şimdi gelin ayrımın derinliklerine kısa bir yolculuk yapalım.

Çevre hareketi, merkezine insanı koyan, işleyiş yönünü insandan çevreye doğru yönelten anlayıştadır. Orjinine insanı alan hareket, doğa ve çevreyi de insana tabi kılar. İnsanın çevresi tanımı, insan için iyi ve kötü olan çevre ayrımını yapar. İyi olan, yani yararlı olan çevre varlığını korurken, kötü ve yararsız çevre derhal yok edilmeli, insan için yeniden düzenlenmeli. Çevre ve içindeki tüm yaşayanlar efendi insana göre dizayn edilmeli.

Bu düzenleme ve yok etme sürecinde teknoloji büyük bir güç olarak görüldü ve görülmeye devam ediliyor. Yollar, arabalar, köprüler, binalar… Hepsi insan içindir ve daha fazlası gereklidir. Sorun binanın varlığı değil, binanın yanlış yere, düzensiz, sağlıksız yapılmasıdır!

Çevre hareketinin tekno-ideolojik yaklaşımı, kapitalizmin tekno-medeniyetinin de sorgulanmasını güçleştirir, çoğu zaman da engeller. Doğanın ve çevrenin insan için yıkılarak düzenlenmesi ile kapitalizmin kâr için yıkıp düzenlemesine sadece dış görünüşte karşı çıkılır.

Ekoloji mücadelesi için durum çok farklıdır. (Yazıda temenniler de yer aldığı için siz, farklı olmalıdır şeklinde de okuyabilirsiniz). Bir kere insan merkezli bakış yerine insan ve doğanın eş zamanlı, organik ve tahakküm dışı birlikteliği hedeftedir. Sınıflı toplumun ürünü olan ele geçirme yöntemi reddedilir. Ortak alanlar, ortak yaşamın vazgeçilmezleridir ve özel mülk haline getirilmemelidir. Bu anlamı ile çevre hareketlerinin “doğal kaynak” anlayışına karşılık ekoloji mücalesi “doğal varlık” anlayışını savunur.

Ekoloji mücadelesi sistemin ön eklerini reddeder

Ekoloji mücadelesi, her şeyi ile baştan aşağıya kirli olan sistemin ürettiği her tür ön eki (yeşil, sürdürülebilir çevre ve iklim dostu…) kabul etmez. Bu anlamda yapılan kampanyaların çoğunun göz boyayıcı, içi boş, oyalayıcı olduklarını savunur.

Teknolojiye bakışlarında da büyük farklar mevcuttur. Çevre hareketleri teknolojiyi kapitalist sistemden bağımsız, kendinden menkul bir yapı olarak görür. Teknolojik gelişimin tüm ekonomik, sosyal ve ekolojik sorunları çözeceğine dair inanç besler. Çevre tahribatları ve yıkımlara karşı teknik ve mühendislik hesapların sorun çözücü son noktalardan birisi olduğunu düşünür. Bu anlamı ile tekniği sorgulamaz. Tekniğe karşı çıkışı medeniyete, ilerlemeye, büyümeye karşı çıkış olarak değerlendirir. Doğa yasalarını, toplum ve doğanın gelişimi için kutsal mertebe olarak düşünür.

Çevre hareketleri, teknik uzmanı da önemli ve dokunulmaz olarak adlandırır. Ağzından çıkan her şeye sorgusuz sualsiz inanır. Onun maaşlı bir memur olduğunu ve maaşını aldığı yerin borusunu çaldığını aklına bile getirmez.

Ekoloji mücadelesi ise tekniği ve sonuçlarını sorgular. Tekniğin uygulama biçimlerine karşı çıkar. Tekniğin tarafsız olamayacağını savunur. Ve en önemlisi; tekniğin, bilimin özel mülkiyeti olduğunu söyler. “Özel mülkiyet kapitalizmin çelik çekirdeğidir ve yok edilmelidir” görüşünü savunur. Teknik üzerinden asıl sorgulanamaz kılınmak istenenin kapitalizm olduğunu söyler.

Ekoloji mücadelesi, büyümenin aslında sermayenin büyümesi olduğunu ve kalkınma ile alakasının bulunmadığını savunur. Çünkü kalkınma sadece iktisadi değil sosyal, toplumsal, kültürel ve ekolojik bir kavramdır.

Parçalanmalara karşı ortaklaşma

İkisi arasında ki bir diğer ayrımda mücadelenin bölümlere ayrılması, öncelik ve sonralık sıralamasına tabi tutulmasıdır. Doğal alanların parçalara ayrılması, fiyatlandırılması, değerli ya da değersiz olarak belirlenmesi karşısında gösterilen tepkiler de ayrımı netleştirir.

Sermayenin doğayı parçalara ayırışı çevre hareketlerini de bu ayrıma göre pozisyon almaya iter. Hareket bu parçalanmalar karşısında alan (bölge) seçer ve salt sonuç odaklı ve kısa vadeli perspektifler geliştirir. Bu perspektifleri onu güneye karşı kuzeyin, doğuya karşı batının yanında saf aldırır. Hatta ilerki yazılarda değineceğimiz gibi, bu ayrımı yaşadığı şehre de uygular. Şehrin çeperine karşı merkezinden yanadır. Çeperin yoksul mahalleleri ve orada süren insan ve doğa yıkımları onun öncelik sıralamasında yer almaz.

Ekoloji mücadelesi parçalanmalara karşı ortaklaşmayı savunur. Mücadeleyi bölgelere göre ayrıştırmaz, öncelik-sonralık ilişkisine sokmaz. Kuzeydeki deniz güneydekinden, batıdaki orman doğudakinden daha değerli değildir.

“Ben burada falanca yıkım, talan istemiyorum” demek başlangıç için gereklidir. Ama sorun nerede bitirildiğidir. “Burada istemiyorum” deyip kesip atmak ve olmadığında zafer kazanıp mutlu olmak “Başka yerlerde olsun. Bana ne?” demektir. Çevre hareketlerinin lokal ve kopuk eylem biçimlerine karşın ekoloji mücadelesi genel ve bağlantılı süreçler izler. Önemli olan, isyanın sesini ve süresini uzatıp onu politikleştirebilmektir.

Sanırım ekoloji mücadelesini çevre hareketinden ayıran önemli bir nokta da hareketin liderine yaklaşım biçimidir.

Çevre hareketinin lideri her şeyi bilen, dünyayı kurtaran insan iken ekoloji mücadelesi için herketin lideri hareketin kendisidir.

Hakan Yurdanur

Akademisyen, yazar. Ekoloji ve politika üzerine yazıları Gazete Karınca ve Özgür Üniversite’de yayınlanıyor. 15 yazarın katkısı ile hazırlanan Siyasi Ekoloji isimli kitabın derleyicisi.

Kaynak: Bianet

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…