Bir Mutluluk Distopyası: Kişisel Gelişim – Sefer Mavigöl

“Mutlu olmak”; herhalde modern çağda üzerine bu kadar geniş çaplı konsensüse varılmış başka bir kavram yoktur. Zira neredeyse herkes mutlu olmak istiyor. Mutluluk takıntısı öyle bir hal aldı ki milyar dolarlık endüstriyel bir sektöre dönüştü. Binlerce kitap basıldı, kitapevleri nasıl mutlu olunacağını anlatan el kitaplarıyla dolup taşıyor. Lüks otellerde bilgelik ve mutlulukla ilgili kurslar düzenleniyor ve her seminerde paranın ne kadar da önemli olmadığını vurgulayan hümanist, sufu, keşiş, guru konuşmacılar insanlığı bir peygamber edasıyla aydınlatıyor. Mutluluk kampları ve atölyeleri bile var. Kimisi insanları mutlu olacakları vaadiyle ateşin üzerinden yürütüyor (sonucunda üçüncü dereceden yanıkları olanlar var), kimisi resmen insanların kafasını tokatlayarak bilinçaltındaki (aslı bilinçdışıdır) travmalarını temizliyor. Mutluluk, bu kitaplar, kurslar ve ekranlar yoluyla tüketim zincirine sunulan bir metaymış gibi dolaşıma sokuluyor. Ama tüm bunlara rağmen mutlu olamadınız mı işte o zaman da başka bir bilgece cevap devreye sokuluyor; “Mutluluk, peşinden koşulduğunda elden kaçan nazlı bir ceylandır, eğer sabır gösterip bekleyebilseydiniz muhakkak o size gelirdi ve kelebek gibi tepenize konardı. Yapmanız gereken tek şey evrene yolladığınız pozitif enerjinizin size dönmesini beklemektir. Çünkü mutluluk çabayla mücadeleyle elde edilemez. Eğer gerçekten içten istiyorsanız muhakkak gerçekleşecektir.” Buna rağmen gelen şey son taksitlerini ödemediğiniz faturalarınız olabilir. Ama yine de pes etmeyin belki de çakralarınız kapalıdır ya da aile diziliminizde bir sakatlık olabilir.

Aydınlanma çağının dolandırıcılık sektörü ‘kişisel gelişim’ gittikçe büyüyor. İçine doğruları karıştırdıkları yalanlarla, çalınan aforizmalarla, bağlamından koparılan deneysel sonuçları sloganvari bir söylemle her yerde tekrarlayarak hayatımızın merkezine ilerliyor. Reklam panolarında, gazetelerde, günlük konuşma dilinde, radyoda, televizyonda her yerde aynı söylemler; “En büyük maceralar ilk adımda başlar”, “Açılmayan kanatların büyüklüğünü kimse bilemez”, “İçindeki devi uyandır”, “Her şey seninle başlar”, “Limit sizsiniz”, “Beynine format at”, “Sağlığına format at”, “Yıka beynini”, “Sekiz saat uyuyanlar aptaldır”, “On adımda başarıyı yakalamak”, “Üç adımda beş adım atmak” vb. Eğer tüm kitaplarını okumuş, seminerlerine katılmış ve atölyelerinde, kamplarında bolca vakit geçirecek kadar bütçeniz varsa artık arınmış, aklanmış, paklanmışsınız demektir. Nihayet artık hayat denen yolculukta başarılı, kariyer sahibi bir insan olmak için yola koyulmaya hazırsınız demektir. Değil misiniz? O zaman yine suçlu sizsiniz. İyileşmediniz mi? Bütün kabahat sizin demek ki yeterince istemediniz.

Peki neden milyonlarca kişi sosyal medyada bunları takip ediyor ve kitapları en çok satanlar listesinde? Tarih bize öğretmiştir ki tüm kriz anlarında insanlar bir kurtarıcı ve işin kolay bir formülünü bulan bir kişinin geleceğine inanırlar. Çağın kahramanını bekler ya da kahramanlar yaratır. Fakat bu sefer nasibimize şarlatanlar düştü. Kapitalizm ve aydınlanma çağı vaat ettiğini yerine getirememiştir. Herkes için zenginlik, sağlık, mutluluk, barış ve özgürlük gerçekleşmemiştir. Göçler, petrol savaşlarında ölen insanlar, kutuplaşmış dünya, ırkçılık, cinsiyetçilik, şiddet, iklim krizi, ekonomik krizler bitmemiş ve hız kazanmıştır. Yarışmacılık, tüketimcilik, uyuşturucular, hayatın maddileşmesi, varoluşsal kaygılar, toplumsal eşitsizlikler beraberinde birçok psikolojik rahtsızlığı getirmiştir. Dünya nüfusunun yarısından fazlası depresyon, kaygı bozuklukları, obezite vb. hastalıklardan muzdarip. Bütün dünya bu şekilde bitip tükenirken, kişisel gelişim guruları bize kurtuluşumuzun pusulasını çok cüzzi bir ücretle veriyor. Tek yapmanız gereken bir marketten kişisel gelişim kitabı almak. Kısacası liberal ekonomiler olduğu gibi psikolojide de krizler fırsata çevriliyor. Öyle bir fırsat ki bel fıtığından migrene, kanserden iltihaplı romatizmaya, panik ataktan fobiye, ruhsal travmalardan depresyona kadar çözümler sunuyor. Dünyayı kurtaracak olan metafizikçiler, insanları yaşadıkları coğrafyadan, kültürden, ekonomik zorluklardan, sınıf çatışmalarından ayrı değerlendiren bioenerjiciler, toplumsal gerçekliğinden koparılmış adeta uzayda yaşayan bir varlık gibi sorunların ve çözümlerin tek nedeni sizi gösteren ve insanların çaresizliğinden, çıkmazlarından, acılarından sermaye elde eden evrencilerimiz var.

Hedef kitlesi genellikle hayatına anlam arayan beyaz yakalılardır zira en çok onlar mutsuzdur ve mutluluğu en çok onlar hak etmektedir. Normal şartlar altında yasaklanması gereken bu uygulamalara göz yumuluyor olmasının sebepleri tabi ki politiktir. Çıkmaza girmiş bir dünyaya kısa yoldan mutlu ve huzurlu olmak gibi sıcak bir hikâyeyi maalesef bilim veremezdi ki zaten böyle bir iddiası da yoktur. Aynı zamanda ne psikoloji bilimi ne de psikoterapi mutluluk vaat etmektedir. Üstelik vaat ettikleri de öyle kısa yoldan elde edilecek şeyler değildir. “Bilinçaltını temizle, format at, olumlu düşün” vb. durumlar jet hızıyla yürümemektedir. Psikoterapi tabi ki çok kıymetlidir ama kesinlikle sorunlar karşısında gerçekçidir ve sınırları vardır. Her sorunun kaynağını sizin bakış açınıza bağlamaz çünkü bilir ki ortada bazen gerçekten bakış açılarından bağımsız bir sorun vardır ve çözümü bazen terapi odaları değildir.

Freud’un “İnsan mutlu olmak ister, bu yüzden berbat haldedir.” sözü sanırım içine düşülen bu durumu özetlemek için yeterli ve aynı zamanda bu tuzakların içinden çıkmak içinde yol göstericidir. Kâinatın yaratılışında mutlu olmamız gerektiğine dair bir kural yoktur. İnsan bu dünyaya bir hayat kullanım kılavuzuyla doğmamıştır, yani hayatı yaşamanın doğru bir yolu yoktur. Yanlışlar en az doğrular kadar kıymetlidir. Mutsuzluk en az mutluluk kadar gereklidir.

Ataol Behramoğlu’nun şiiriyle aktaracak olursak;

“İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Yazımızı toparlayacak olursak ve tüm bu safsatalardan uzakta gerçekten psikoterapi nedir diye bakacak olursak kabaca aşağıdaki maddeler üzerinden bir çerçeve verebiliriz.

Psikoterapi bilimsel bilgiler ışığında ve bir uzman eşliğinde devam ettirilen, ruh sağlığı açısından kişilerin hayatlarında sıkıntılara yol açan bozulmaların, aksamaların çözülebilmesi için yola çıkılan bir sağaltım ve destek sürecidir. Psikoterapi lisans eğitimini psikoloji üzerine tamamlamış kişiler ve psikiyatristler tarafından uygulanmaktadır. Psikoterapi yapabilmek için uzun süreli terapi odaklı eğitimlerden geçmek ve bunlarla ilgili süpervizyon çalışmalarının tamamlanmış olması gerekir. Her psikolog ve psikiyatr psikoterapist değildir.

Psikoterapi, bir uzmanın sizin adınıza kararlar alması veya tavsiyelerde bulunması süreci değildir. Fakat elbette bazen önerilerde de bulunur.

Psikoterapi sadece çocukluğa inme meselesi değildir ve birçok terapi ekolü divana danışanı yatırmaz. Tabi ki geçmişin insan üzerinde etkileri mevcuttur ancak insan bir iradeye sahiptir ve seçimlerinden sorumludur. Çocukluğundan getirdiği döngülere mahkûm olmak zorunda değildir.

Terapi seansları, kişilerin yüzlerinin her zaman güldüğü yerlerde değildir. Terapi; insanların yaşadığı ruhsal travmaları, içsel meseleleri, kişilerarası ilişkileri, korkuları, kaygıları gibi zorlu konuları ele alır ve bunlarla yüzleştirir. Haliyle terapi genelde iyileşmeye doğru giden acı bir süreçtir. “Karanlık köşelerini keşfetmemiş insanlar onları aydınlığa çıkarma şansını bulamazlar.” der bir düşünür. Bu anlamda terapi her şeyden önce insanın kendisinin hiç gün ışığına çıkmamış taraflarını keşfetmesini sağlayan, insanın kendisiyle karşılaşma, kendisini tanıma ve anlama sürecidir. Psikoterapi, kişinin kendi hakikatini arama girişimidir çünkü acı bile olsa hakikat arayışı iyileştiricidir.

Psikoterapi insanların yargılandığı değil, anlaşılmaya çalışıldığı bir süreçtir. En temelde, insanı olduğu gibi koşulsuz olarak kabul etme prensibi vardır.

Psikoterapi, yaşadığınız zorluklar ya da sıkıntılarla ilgili size iç görü kazandırmaya çalışır. Sağlıksız ve otomatik düşüncelerinizi keşfedip, bunların davranışlara nasıl dönüştüğünü bulur ve size bunlarını nasıl değiştirebileceğinize dair bazı beceriler kazandırmaya çalışır.

Fakat araştırmalar göstermiştir ki tekniği ve yöntemi ne olursa olsun bütün terapilerin kalbi “terapötik bağdır”. Yani terapistinizle kurduğunuz “güven bağı” tüm ekollerden ve yaklaşımlardan daha iyileştirici ve daha kıymetlidir. Bu şaşırtıcı değildir çünkü insan ilişkisel bir varlıktır. Bu bilginin ışığında başvuru yapacağınız terapistinizin ünlü, popüler, kitap yazarı ya da televizyon programlarına çıkan biri olmasına gerek yoktur. İçinizi kaygı duymadan açabildiğiniz, hikayenizi çekinmeden anlatabildiğiniz, sizi anladığını düşündüğünüz ehil bir kişi olması yeterlidir. Sağlıcakla kalın…

Sefer Deniz Mavigöl – Psikolog/psikoterapist

İlginizi çekebilir