Bir futbol efsanesinin ardından: Maradona

Diego Maradona sadece “basit bir oyunu bir tür sanata çeviren” bir futbolcu, başkalarına sunulacak bir “başarı imgesi” değil, aynı zamanda her insan gibi zaafları olan ve bu zaafları göstermekten geri durmayan bir insandı.

Selay Dalaklı

“Ya siyahım ya beyaz, hayatımda hiçbir zaman gri olmayacağım…”

Arjantinli futbolcu Diego Maradona 2009 yılında kendisini kısaca bu cümleyle anlatmıştı. Bu sözleri söyledikten 11 yıl sonra, 25 Kasım 2020 tarihinde geçirdiği bir kalp rahatsızlığı sonucu hayatını kaybetti.

Brezilyalı futbolcu Pelé ile birlikte 2001 yılında “20. yüzyılın oyuncusu” seçilen Maradona, gerek futbol kariyeri boyunca yaptıklarıyla gerekse özel hayatında yaşadıklarıyla adından hep çok söz ettirdi.

O sadece “basit bir oyunu bir tür sanata çeviren” bir futbolcu, başkalarına sunulacak bir “başarı imgesi” değil, aynı zamanda her insan gibi zaafları olan ve bu zaafları göstermekten geri durmayan bir insandı.

Ölümünün ardından Diego Maradona’nın futbol kariyeri ve yaşamından öne çıkanları sizler için derlemeye çalıştık…

Zorlu yaşam: “Diegito, başını yukarıda tut”

Diego Armando Maradona 30 Ekim 1960 tarihinde Arjantin’in başkenti Buenos Aires’in fakir mahallelerinden Villa Fiorito’da sekiz kardeşten beşincisi olarak dünyaya geldi.

Bir kemik tozu fabrikasında düşük ücretli bir işte çalışan babası Diego Sr. Maradona Güney Amerika’da yaşayan yerli topluluklarından biri olan Guaranilere mensuptu. Ev işçisi olarak çalışan annesi Dalma’nın ataları ise Güney İtalya’dan Arjantin’e göç etmişti.

Maradona hayatının ilk yıllarını Buenos Aires’in en tehlikeli mahallelerinden biri olarak kabul edilen Villa Fiorito’da geçirdi.

Ne elektriğin ne de şebeke suyunun olduğu bir evde büyüyen Maradona küçük yaşına rağmen para kazanabilmek için taksi kapısı açmaktan hurda satmaya kadar pek çok ufak tefek iş yaptı.

İngiltere’nin The Guardian gazetesinden Jonathan Wilson, onun zorlu yaşam şartlarıyla ilgili bizimle şu anekdotu paylaşıyor:

“Bir gece, henüz yeni yeni yürümeye başladığı dönemde, Maradona açık bir foseptik çukuruna düştü. Dayısı Cirilo bir yandan çukurdan çıkması için ona yardım etmeye çalışıyor, bir yandan da aşağı sesleniyordu: ‘Diegito, başını boktan yukarıda tut.’

“Bu cümle daha sonra hayatının zorlu dönemlerinde Maradona’nın adeta bir mantra gibi sık sık tekrarladığı bir ifade haline gelecekti.”

* Maradona’nın ölümünün ardından Arjantin

“Sanki başka bir gezegenden gibiydi”

Maradona ilk futbol topunu üç yaşındayken hediye olarak aldı. Futbol konusunda kendisini ilk gösterdiğinde ise henüz sekiz yaşındaydı.

Mahalle takımı “Estrella Roja” (Kırmızı Yıldız) için oynarken dikkatleri üzerine çeken Maradona’yı bir deneme maçı sırasında izleyen “Los Cebollitas” (Minik Soğanlar) takımının antrenörü Francisco Cornejo daha sonra onun için, “Sanki başka bir gezegenden gelmiş gibiydi” diyecekti.

Los Cebollitas aynı zamanda Argentinos Juniors’ın gençler futbol takımıydı ve takımın antrenörü Francisco Cornejo başta Maradona’nın sekiz yaşında olabileceğine inanmadı. Kimliğine bakıp cılız vücuduna rağmen söylediği yaşta olduğuna inanınca ise onu takımına aldı.

Diego Maradona önce Los Cebollitas için oynamaya başladı, ardından 16. doğum gününden 10 gün önce, 20 Ekim 1976’da Argentinos Juniors formasıyla ilk profesyonel maçına çıktı ve takımda geçirdiği beş yıl boyunca toplam 116 gol attı.

Maradona, Argentinos Juniors takımında oynamaya başladıktan birkaç ay sonra Macaristan’a karşı oynanan bir dostluk maçında ilk defa Arjantin milli takımının formasını giydi. Her ne kadar bundan bir sene sonra, 1978’de Arjantin’in ev sahipliği yaptığı Dünya Kupası’nda oynatılmasa da bu durum bir sonraki Dünya Kupası’nda değişecekti.

“Tanrı’nın eli” İngiltere milli takımına karşı

Diego Maradona, 1982 yılında İspanya’da düzenlenen Dünya Kupası’nda Arjantin milli takımı için top koşturdu. Fakat dünya çapında pek çok kişinin hafızalarına kazınması bundan dört sene sonra, 1986 yılında Meksika’da düzenlenen Dünya Kupası sırasında oldu.

1986 Dünya Kupası çeyrek finalinde Arjantin ile İngiltere milli takımları karşı karşıya geldi. Artık hemen hepimizin bildiği ve Arjantin milli takımının Dünya Kupası’nı kazanmasıyla sonuçlanan hikâyenin devamını The New York Times gazetesi yazarı Jeré Longman’in kaleminden okuyalım:

“Golsüz devam eden maçın altıncı dakikasında Maradona İngiliz savunmasını yarıp takım arkadaşına kısa bir pas attı. Top kendisini önce İngiliz orta saha oyuncusu Steve Hodge’un ayağında, ardından da Hodge’un pasıyla kaleci Peter Shilton’ın ellerinde buldu. 1,65’lik boyuna rağmen araya giren Maradona havaya zıplayıp topu filelere yumrukladı.

“Başta da göründüğü gibi, Maradona topa vurmak için başını değil, sol yumruğunu kullanmıştı; bu, kaleci dışında hiçbir futbolcunun yapmasına izin verilmeyen bir manevraydı. Tunuslu hakem golü iptal edebilirdi, fakat -faulü görmediğinden olacak- golü iptal etmedi.

“Maradona olayın sonrasında ne olduğunu anlatırken birbiriyle çelişen ifadeler kullandı. Önce, topa kesinlikle yumruğuyla dokunmadığını söyledi, ardından topa yanlışlıkla dokunduğundan bahsetti; sonrasında ise ilahi bir müdahaleden dem vurup golü ‘Tanrı’nın eli’ne atfetti.

“İlk golden dört dakika sonra Maradona bir gol daha attı. Arjantin sonunda İngiltere karşısında 2-1’lik bir galibiyet kazandı.”

Maradona 2005 yılında yayınlanan otobiyografisi “El Diego”da da bu golden bahsedecekti. Arjantin Maradona’nın attığı iki golle İngiltere’yi yenmeden yalnızca dört sene önce, 1982’de Arjantin ve İngiltere arasında yaşanan ve Arjantin’in yenilgisi ve toprak kaybıyla sonuçlanan Falkland Savaşı‘na atıfta bulunan futbolcu kitabında kısaca şöyle dedi:

“Bu, bir futbol takımını değil, bir ülkeyi yenmek gibiydi… Her ne kadar oyundan önce futbolun Malvinas (İng. Falkland) Savaşı ile hiçbir ilgisi olmadığını söylemiş olsak da pek çok Arjantinli çocuğun orada öldüğünü, bizi orada minik kuşlar gibi biçtiklerini biliyorduk.

“Bu, bizim intikamımızdı; bu … Malvinas’ın bir bölümünü geri almak gibiydi. Hepimiz önceden bu iki şeyi birbirine karıştırmamamız gerektiğini söylemiştik, ama bu koca bir yalandı. Bir yalan! Bunun dışında başka hiçbir şey düşünmedik, sanki sıradan bir oyun olacakmış gibi!”

21 yıllık futbol kariyeri: 490 maç, 259 gol

Diego Maradona profesyonel futbol hayatına başladığı 1976 yılından jübilesine yaptığı 1997 yılına kadar geçen 21 yıl içinde Arjantin, İspanya ve İtalya’da altı farklı takımda forma giydi.

1976-1981 yılları arasında altyapısında da oynadığı Argentinos Juniors için top koşturan Maradona, 1981-1982 yılları arasında Arjantin’in Boca Juniors takımında, 1982-1984 yılları arasında Barcelona’da, 1984-1991 yıllarında Napoli’de, 1992-1993 yılları arasında Sevilla’da, 1993-1994 yıllarında Arjantin’in Newell’s Old Boys takımında ve son olarak 1995-1997 yılları arasında yeniden Boca Juniors’ta oynadı. 21 yıllık futbol kariyeri boyunca 490 resmi maça çıkan Maradona, toplam 259 gol attı.

İtalya’nın Napoli takımının formasını giydiği 1984-1991 yılları ise şüphesiz ünlü oyuncunun futbol kariyerinin en parlak yıllarıydı, tıpkı bu yılların Napoli için de tarihinin en parlak yılları olduğu gibi… Maradona’nın takımın formasını giydiği dönemde Napoli ilk UEFA şampiyonluğunu kazandı (1989), bundan bir sene sonra ise ikinci İtalya şampiyonluğunu aldı.

Maradona bu galibiyetlerden sonra Napolililerin gözünde adeta tanrılaşacak, Maradona’nın figürleri şehrin duvarlarını süsleyecekti.

* Maradona’nın ölümünün ardından Napoli, İtalya

Ünlü futbolcu 21 yıllık kariyeri boyunca dört dünya kupasında Arjantin milli takımının formasını giydi, çıktığı 91 milli maçta toplam 34 gol attı.

Fakat 20’li yaşlarının başında hayatına giren bir bağımlılık Diego Maradona’nın bu parlak futbol kariyerinin de yavaş yavaş sonunu getirdi.

“Hastalığımla rakiplerime büyük bir avantaj sundum”

“Hastalığım yüzünden rakiplerime büyük bir avantaj sundum. Uyuşturucu kullanmamış olsam nasıl bir futbolcu olabileceğimi biliyor musunuz? 51 yaşında 78 yaşında gibiyim, çünkü normal bir hayatım olmadı. Yaşadığım hayatla 80 yıl yaşadım.”

Maradona 2014’te Arjantin’in Tyc Sports kanalına verdiği röportajda 20 yılı aşkın süre devam eden kokain bağımlılığından bu sözlerle bahsediyordu.

BBC Sports’un 2004 tarihli haberine göre, Diego Maradona’nın 1982 yılında, yani henüz yirmili yaşlarının başında Barcelona’da oynarken kokain kullanmaya başladığı, 1984 yılında İtalya’nın Napoli takımına transfer olduktan sonra burada mafya ile kurduğu iddia edilen ilişkiyle birlikte bağımlılık probleminin daha da arttığı tahmin ediliyor.

Maradona halen Napoli’de oynadığı 17 Mart 1991 tarihinde girdiği uyuşturucu testi pozitif çıkınca 15 ay boyunca yeşil sahalardan uzaklaştırıldı. Aynı yıl Buenos Aires’te üzerinde yarım kilo kokain bulunduğu için 14 ay hapis cezasına çarptırıldı, cezası ertelendi.

Napoli’den ayrılıp 1992 yılında İspanya’nın Sevilla takımına transfer olan ünlü futbolcu 1994 yılında ABD’de düzenlenen Dünya Kupası’nda oynamaktan da efedrin testi pozitif çıktığı için men edildi.

İspanya’dan ülkesi Arjantin’e dönen Maradona, futbol kariyerine Newell’s Old Boys ve eski takımı Boca Juniors’ta devam etti. Ağustos 1997’de uyuşturucu testinin son altı yıl içinde üçüncü kez pozitif çıkması üzerine 25 Ekim 1997 tarihinde jübile yaparak futbol kariyerine son verdi.

Yeşil sahalara dönüş: Teknik direktör Maradona

Diego Maradona 2004 yılında uyuşturucu kullanmayı bıraktığını açıkladı. Fakat bugün dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcuları arasından gösterilen Maradona’nın sağlığı uzun yıllar süren uyuşturucu bağımlılığı yüzünden büyük zarar görmüştü.

Aktif futbol hayatına son verdikten sonra hızla kilo alan Maradona 2000 ve 2004 yıllarında iki kez kalp rahatsızlığı sebebiyle hastaneye kaldırıldı.

Doktorunun ideal kilosundan 75 kilo fazlası olduğunu söylediği Maradona 2005 yılında mide küçültme ameliyatı oldu, bunu takip eden üç yıl içinde kilo vererek 2008 yılında, bu kez teknik direktör olarak yeşil sahalara döndü.

Diego Maradona’nın bundan sonraki futbol kariyerini The Guardian yazarı Julie Welch’in kaleminden okuyalım:

“…2008 yılında Arjantin baş antrenörü Alfio Basile’in istifasının ardından Maradona’ya onun yerine geçmesi teklif edildi. Arjantin milli takımı tarihindeki en büyük ikinci yenilgiyi alarak Bolivya karşısında 6-1 mağlup olsa da ve FIFA Maradona’ya maç sonrasında düzenlenen basın toplantısı sırasında kullandığı küfürlü dili sebebiyle 2 ay ceza verse de Arjantin 2010 Dünya Kupası’nda finallere kalmayı başardı. Arjantin’in çeyrek finalde Almanya’ya 4-0 yenilmesi üzerine Maradona’nın anlaşması yenilenmedi.

“2011 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nde Dubai takımı Al Wasl’in başına geçen Diego Maradona, bir yıl kadar sonra teknik direktörlükten kovuldu. Beş yıllık aranın ardından, 2017 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nin ikinci lig takımı Al-Fujairah takımında, ardından Meksika’nın Dorados Sinaloa takımında ve 2019’da tekrar Arjantin’e dönerek Gimnasia y Esgrima La Plata takımında teknik direktörlük yaptı.”

Arjantin’den Küba’ya, Plaza de Mayo’dan Castro’ya

Diğer yandan, Diego Maradona her ne kadar çoğunlukla futbol kariyeri boyunca yaptıklarıyla ve özel hayatında yaşadıkları ile adından söz ettirmiş olsa da apolitik bir insan değildi.

Arjantinli futbolcu Küba devriminin lideri Fidel Castro ile tanıştığında takvimler 1986’yı gösteriyordu. Arjantin milli takımı Dünya Kupası’nı kazandıktan sonra Küba’ya giden Maradona burada Castro ile tanışmış, ikilinin dostluğu bu sayede başlamıştı.

Maradona futbolu bıraktıktan sonra 2000-2005 yılları arasında da sık sık Küba’yı ziyaret etti. Bu dönemde Fidel Castro ile yakın dost olan Maradona 2004 yılında Küba’da kokain tedavisi de gördü.

Sağ kolunda Che Guevara’nın, sol bacağında ise Castro’nun dövmelerini taşıyan Maradona 2005 yılında Arjantinli bir televizyon programı için Castro ile bir röportaj yapmış, Castro ise onu şu sözlerle anlatmıştı:

“Diego harika bir dost, aynı zamanda da çok asil. Harika bir sporcu olduğu ve hiçbir kişisel maddi çıkar gözetmeksizin Küba ile dostluk kurduğu su götürmez bir gerçek.”

Evrensel gazetesinin Marcos Vazquez’den aktardığına göre, Maradona 2006 yılında Castro’nun ölüm haberini aldığında Davis Cup finali için Hırvatistan’daydı. Castro’nun ölümü üzerine şöyle demişti:

“Benim için bir baba gibiydi. Turnuva bitince Küba’ya giderek dostuma veda edeceğim. O, Arjantin bana sırtını dönerken Küba’nın kapılarını bana açtı.”

Maradona kendi ölümünden bir ay kadar önce ise kişisel Instagram hesabından bir paylaşım yaparak Arjantin’deki askeri diktatörlük döneminde çocukları gözaltında kaybedilen kadınların kurduğu Plaza de Mayo Anneleri Derneği başkanı Estela de Carlotto’nun doğum gününü kutlamıştı.

Futbol kariyeri boyunca Plaza de Mayo Annelerine sık sık desteğini ifade eden futbolcu paylaşımına “Bu kucaklaşmayı kalbimde taşıyacağım. Arjantin mücadelesinin örneğisin” notunu düşmüştü.

TIKLAYIN – Maradona: Bu kucaklaşmayı kalbimde taşıyacağım

“Sanki ellerinle gökyüzüne dokunmak gibi”

Diego Maradona Kasım başında beyin ödemi sebebiyle geçirdiği ameliyatın ardından 25 Kasım 2020 tarihinde hayatını kaybetti.

Ölümünün ardından yapılan otopside ölüm sebebinin “akut kalp yetmezliğine bağlı akut akciğer ödemi” olduğu ifade edildi.

Maradona şüphesiz pek çok kişi için tartışmalı bir figürdü, üstelik bunun sebebi sadece neredeyse tüm futbol hayatı boyunca devam eden uyuşturucu bağımlılığı değildi.

Jübile yaptıktan bir sene sonra, 1998’de gazetecilere havalı tüfekle ateş açıp bu yüzden 2 yıl, 10 ay ertelenmiş hapis cezasına çarptırılmış, Napoli’de oynarken futboldan men edilince ülkeyi terk ederek sonrasında o dönemden kalan 40 milyon Euro’luk vergi borcunu ödemeyi reddetmiş, bir maç sırasında bir taraftara ırkçı bir el hareketi yapmakla suçlanmıştı.

Bunun yanında, 1984-2004 yılları arasında evli kaldığı Claudia Villafañe ile iki çocuğu olan Maradona’nın bu iki çocuğun dışında en az altı çocuğun daha babası olduğu iddia edilmişti.

Peki, Maradona sadece bize gösterilen bu insandan mı ibaretti?

Ya da bu insandan ibaret olmak ona bir şey kaybettirir miydi?

Maradona öldükten sonra haklı olarak çok şey yazılıp söylendi, ama belki de en güzel yorumlardan birini gazeteci Kenan Başaran yaptı:

“Maradona… Benim için en büyüktü. Top, hiç kimseye yakışmadığı kadar ona yakıştı. Maradona, Messi ve Ronaldo gibi sadece bir ‘başarı’ imgesi değildi. Zaafları olan ve onları göstermekten imtina etmeyen bir insandı da. Plastik biri değildi. Zirveyi de gördü dibi de; hakikiydi.”

O zaman biz de Maradona’nın ölümün ardından anısına yazılan bu kısa portreye futbolcunun kendi sözleriyle bir son verelim.

2005 yılında öldükten sonra mezar taşına ne yazılmasını istediği sorulan efsane futbolcu bu soruya şöyle cevap vermişti:

“Futbola teşekkürler. O bana hayatta en büyük hazzı, en büyük özgürlüğü veren spor. Sanki ellerinle gökyüzüne dokunmak gibi. Topa teşekkürler…”

Kaynak: BİANET

İlginizi çekebilir