Uzmanların görevi bir odaya aldıkları danışanı, bağlamından (tarihsel, kültürel, politik ve ekonomik) kopuk değerlendirmek değil, güç hiyerarşisi kurarak eşitsizliği yeniden var etmek değil ve son teknikleri uygulayacağı bir nesne gözüyle bakmak değildir. Karşısında konumlandığı kişiyle beraber bireysel ve toplumsal dönüşümün özneleri arasında iletişim kurduğu eşit ve adil bir iletişim sağlamaktır.

Psikoloji dediğimizde aklımıza delilik-akıllılık, normallik-anormallik, evlilik-boşanma, anne-babalık, sabah programları, kişilik testleri, zeka testleri, DEHB (Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu), bir partneri elde etmenin ya da tutmanın tüyoları, nefes egzersizleri ve gevşeme metotları, doğru yaşama yol ve yöntemleri geliyor artık. Sermaye piyasaları ve tüketim kültürüne endekslenmiş birçok psikolojik yaklaşım, metod, test ve terapi yöntemi “uzmanlar” ya da ilerde uzman olacak öğrenciler tarafından hiçbir sorgulamaya tabi tutulmadan hızlıca kabul edilip meta piyasasında yerini buluyor. Liberal ekonominin hâkim olunduğu dönemde başta mavi yakalılar olmak üzere emekleri sömürülen insanların, günümüz neo-liberal ekonomi piyasalarında ise ruhları sömürülüyor. Kişilik kuramları üzerinden işlevsel kişiliğin tanımı yapılıyor, duygular parçalara ayrılarak (iyi-kötü, olumlu-olumsuz) dizayn ediliyor, piyasa koşullarına uygun davranışlar belirlenerek beklenen davranışların kalıpları hazırlanıyor. Kısacası kafaları karışık kişilere ne düşünmeleri, nasıl davranmaları hatta nasıl hissetmeleri gerektiği söylenerek nesneleştiriliyor, özne olma bilincine tamamen yabancılaşmaları sağlanıyor. Eğer bir şekilde bireyin kapitalist modernite içersinde sosyalizasyonu reddettiği ve yeni anlamlı ve alternatif bir yaşam inşa etme sürecine giriştiği gözlemlenirse bizzat “uzmanlar” eliyle marjinalleştirme, etiketleme, anormalleştirme ve tıbbi patolojikleştirme sürecine gidiliyor.

Bilim ancak güç, para ve iktidar bağlamında ele alınırsa ürettiği bilginin ne anlama geldiği anlaşılır. İktidarlar her zaman meşruiyetlerini sağlamak amacıyla uzmanlardan ve bilimden destek almış ve destek vermiştir. Yani üretilen her kuram, yaklaşım, tanı, dönemin iktidarlarından izlekler taşır ve ortaya çıktığı toprağın kültür ve tarihinden beslenir. Psikoloji tarihinden birkaç örnek vermek gerekirse eğer bunlardan en göze çarpan IQ testleridir. 1915 ile 1935 yılları arasını inceleyen Psikolog Leon Kamin Bilimsel ve Siyasi Açıdan IQ (1974) kitabını yazdı. Kitabında zekâ testlerini yaratanların (L. Terman, R.Yerkes ve H.H. Goddard) kadınların, Yahudilerin, yerli Amerikalıların ve göçmenlerin genetik olarak aşağı olduklarına inandıklarını söyledi. İnsanın Yanlış Ölçümü kitabının yazarı Stephen Jay Gould, Leon Kamin ile benzer bulguları buldu. 1920 ABD’si sıkı göç politikalarının uygulandığı ve farklı gruplara zekâ geriliği tanısı konularak kısırlaştırıldığı bir atmosferde elbette zekânın sadece kalıtımla açıklanacağını söyleyen “uzmanların” sesi iktidar tarafından daha fazla duyulur oluyordu. Aynı zamanda zekâ testleri savaşlarda rütbesiz askerlerin hangi pozisyonlarda yer alması gerektiğine dair ölçümlerde de kullanıldı. Bu ölçümler bizzat APA (Amerika Psikologlar Birliği) tarafından oluşturulan komite eliyle yapıldı. Yani bugün çocuklarımıza uyguladığımız testlerin kökenleri masumane bir geçmişe sahip oldukları pek de söylenemez.

Bir diğer çarpıcı örnek ise A. Cartwrigt tarafından drapetomani olarak kavramsallaştırılan tanıdır. Drapetomani, siyahi kölelerin kölelikten kurtulmak için kontrol edilemez olan dürtü bozukluğu olarak açıklanmıştır. Yani dönemin iktidarları normalin ve anormalin ne olduğunun ekonomik dümenin ihtiyacına göre belirlenmesini istemiş ve ortaya insan aklına zarar kavramlar tıp literatürüne girmiştir. Tedavisi ise yakalanan kölelerin ayak başparmakları kesilip kaçmaları engellenerek “iyileşmeleri” sağlanmıştır. (Bu satırları yazarken aklıma doğası ve ihtiyacı gereği hareketlenen, oyun oynayan farklı sebeplerden dolayı dikkati dağılan çocuklara konulan DEHB tanısı sonrası yazılan ilaçların etkisiyle pasifize edilmeleri gelmesi tesadüf müdür acaba?)

Yine toplumsal adaletsizliğe ve eşitsizliğe karşı mücadele veren kadınlara histeri tanısının konulması ve birçok erkek gibi ünlü yazar Charles Dickens’ın da eşini tımarhaneye kapatmak için karsının nevrasteni olduğunu söylemesi örnekleri verilebilir. Bazen de tanılar yüksek burjuva sınıfının erdemini korumak için devreye sokulur. Birkaç örnek vermek gerekirse; 20. Yüzyılın başlarında Amerika’da açılan büyük mağazalardan eşyalar çalan burjuva kadınları yasal yaptırımlardan korumak için ‘kleptomani (çalma dürtüsü)’ tanısıyla hırsızlıkları sevimli psikolojik bir rahatsızlığa dönüştürülürken, yoksulluk içinde kıvranan kadınların aç çocukları doyurmak için yiyecek almalarına hukuki bir tanımla ‘hırsızlık’ denmesidir. Yine eşine şiddet uygulayan sermaye sahibi bir iş insanına ‘öfke kontrolünde zayıflık’ olduğu söylenirken; ekonomik sıkıntılardan bunalan, ayrımcılığa uğrayan, uzun süredir işsiz kalan bir kişinin kahvede kavgaya karışmasına ‘antisosyal kişilik bozukluğu’ tanısı konabiliyor olmasıdır.  Örnekler çoğaltılabilir. Fakat asıl olan psikolojide üretilen bilginin ve bu bilgi etrafında şekillenen tedavi protokollerinin, yaklaşımlarının, metotların piyasa ihtiyacına göre şekillenmesi ve bir baskı, denetleme ve kontrol amacıyla kullanılmasıdır. Fakat tabi ki bu, tüm tanıların yanlış, tüm tedavilerin sahte olduğu anlamına gelmez. Bu, üretilen her bilginin kabul edilmeden önce dikkatli analiz edilmesi gerektiği anlamına gelir.

Günümüze gelirsek depresyon, kaygı bozuklukları ve dikkat eksikliği gibi rahatsızlıklar her geçen gün yüksek artışlar gösterip milyonlarca insanı ilgilendirirken bunlara getirilen çözümler bireysel düzeyde terapi olunca çok komik kalıyor. Birçok kişiye yaşadıkları bu psikolojik rahatsızlıklarının nedeninin aileden getirdikleri travmalar, kişilik bozuklukları, duygu yönetimi eksikliği veya iletişim becerilerinin zayıf olduğu söylenerek çözüm sorumluluğu tekrardan danışanın omuzlarına atılıyor. Uygulanan terapinin içeriği ise neoliberal politikanın yeni tuzaklarından mindfulness ve onun yansımaları oluyor. Gün geçmiyor ki yeni bir bilinçaltı tekniği çıkmasın ya da yeni bir aile kökenleri meselesine dem vurulmasın. Yine burada belirtmem gerekir ki işe yarayan terapi yöntemleri ve danışana iyi gelen farmakolojik tedaviler vardır. Lakin psikolojik rahatsızlıklar bu kadar yaygınlaşmışsa eğer artık bakışımızı bireyden ayırıp kültüre, ekonomiye, toplumsal cinsiyete ve eşitsizliklerine, toplumsal adaletsizliklere ve haksızlıklara çevrilmeliyiz. Tabi ki psikolojinin birey, grup ve toplumsal düzeyde ele alınıp özgürleştirdiğine, farklılıkları barıştırmak adına kullanıldığına dair çok fazla örnekler ve çalışmalar da vardır (Martin Baro, Paulo Freire, Muzafer Sherif, D. Fox, Betty Friedan vb.). Ayrıca birçok akım da mevcuttur (eleştirel terapi, eleştirel psikoloji, feminist terapi, adil terapi hatta psikanaliz ve bazı ana akımların bazı yönleri de buna dahildir).

Kısacası psikolojiye dair her şeyi (tarihi, kuramları, testleri, kişilikleri, terapi yöntemlerini vb.) tümden iyi ya da kötü olarak indirgeyemeyiz. Toplumsal yarar açısından değerlendirerek karar vermeliyiz. Sunulan bilgi toplumsal adaletsizliği ve eşitsizliği yeniden üreten bir bilgi midir? Ortaya konulan metotlar ve yaklaşımlar iktidar kurmak, güç ilişkisi geliştirmek, denetlemek amacıyla mıdır? Yoksa özgürleştirmek ve toplumun sağaltımına fayda sağlamak için midir? Bu kadar karmaşık psikolojik bilginin üretildiği neoliberal piyasada uzmanlara düşen görev, temiz bir süzgeç kullanarak elekten geçenlerin toplumsallaşmasına sağlamaktır.

Uzmanların görevi bir odaya aldıkları danışanı, bağlamından (tarihsel, kültürel, politik ve ekonomik) kopuk değerlendirmek değil, güç hiyerarşisi kurarak eşitsizliği yeniden var etmek değil ve son teknikleri uygulayacağı bir nesne gözüyle bakmak değildir. Karşısında konumlandığı kişiyle beraber bireysel ve toplumsal dönüşümün özneleri arasında iletişim kurduğu eşit ve adil bir iletişim sağlamaktır. Elindeki psikoloji bilgisini; yanlış yöne giden gidişatı ifşa etmek, aynı eşitsizlik ve adaletsizliklerin üretilmemesi için kullanmak ve daha insani sistemler inşa etmek için kullanarak katkı sağlamalıdır. Tabi ki bu sadece alanda çalışanların sorumluluklarının bir parçasıdır. Özgürlük iyileştiricidir.

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…