Bilkent Şehir Hastanesine “Giden Yollar”! – Eriş Bilaloğlu

Cumhuriyet’in bir kurumu olan Numune Hastanesi Sağlık Bakanı’nın ifadesine göre 1-1,5 aya kadar Bilkent’e “taşınarak” kapatılıyor; doğrusunu söylemek gerekirse yok ediliyor.

Son bir aydır işi Ankara’da Eskişehir yoluna (Dumlupınar Bulvarı) düşenler görmüştür. Vatandaşın Kasım sonu/Aralık başında açılacak Bilkent Şehir Hastanesi’ne “ulaşabilmesi için” hızla yol yapılıyor. Oysa bu AVM kılıklı beton yığınının “ayakta kalabilmesi”* başka yollara bağlı!

***

Ankara’nın en eski hastanesi Numune Hastanesi.

Ne kadar eski? 1800’lü yılların ikinci yarısında, 1880’lerde, Gureba Hastanesi olarak hizmet verdiğini bildiren kayıtlar varsa da net olarak bilinen 1924’te Ankara Numune Hastanesi adıyla kurulduğudur. Lafı dolandırmadan söylemek gerekirse Ankara Numune Hastanesi ismi, fikri, gelişimiyle bir Cumhuriyet kurumudur. Ve yine lafı dolandırmadan söylemek gerekirse bu kurum artık kapatılmak için gün saymaktadır**. https://www.ato.org.tr/announcement/show/386

Kimi gazete haberlerine göre kapatılmayacak (!) taşınacaktır. Peki ne için “taşınacak”tır?

Bilkent’te yapılan hastanenin “sahipleri” yolunu bulsun, para kazansın diye!

Biliniyor, Bilkent’te açılacak şehir hastanesi bir devlet hastanesi değil. Bakmayın siz altı başhekim vs atanacak olmasına, asıl yöneticileri iki CEO olacak.

Peki nasıl kazanacak, kazanabilecek mi?

İlk iş Ankara Numune Hastanesi’nden başlayarak Ankaralıların kolay ulaşabildiği altı hastanenin kapatılmasıyla hastalara gitmeleri için “ikna yolu” sağlanacak. Sonrası?

Sonrası biraz tartışmalı. Bunun için 2017 Aralık’ta kamuoyuyla paylaşılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nce (TOBB) yaptırılan Türkiye Sağlık Sektörüne Genel Bakış çalışmasının ilgili bölümlerine bakalım ve açılan yolları görelim! https://www.tobb.org.tr/saglik/20171229-tss-genel-bakis-tr.pdf (geçerken söyleyelim, Rapor McKinsey&Company gibi danışmanlık şirketlerinin analiz ve uzmanlık desteklerini alarak hazırlanmış; artık siz düşünün “genel bakışın” kıymetini).

Rapor “şehir hastanelerinin özel hizmet sunucu manzarasına potansiyel etkisi üç kilit temada ulaşılan başarıya bağlı olacaktır” diyor:

operasyonel mükemmellik ve (kamu özel işbirliğiyle hastanecilikte ilk örnek olduğu için) doğru yönetim sistemi,

doğru sayı ve yetkinlikte personel,

hasta talebini korumak için yüksek kaliteli hizmet sağlama başarısı.

Operasyonel mükemmellik ve doğru yönetim sistemini Sağlık Bakanlığı’nın başhekimleri yapamayacağına göre (?!) kast edilen “bırakın da CEO’lar ya da özel sektör olarak biz yapalım” oluyor ve bir yol daha açılıyor.

Doğru sayı ve yetkinlikte personel ifadesi en yetkin sağlık çalışanlarını buraya getirin ve “şişirmeyin”in yolu. Operasyonel mükemmellik-doğru yönetimle doğru sayı ve yetkinlikte personeli birleştirirsek üç, hadi bilemediniz beş zamanda kamusal istihdamdan vazgeçme, taşeronlaşma-esnek çalışma, hizmet satın alma vs vs yollarını apaçık görebiliriz; zaten bu işin yolu “tıbbi destek hizmetleri, yüksek maliyet ve teknoloji gerektiren hizmetler” gibi tanımlamaları “mevzuata” sokarak döşenmişti. Yani şehir hastanelerinde neredeyse bütün sağlık hizmetlerini “dışarıdan alma yolu”.

Bunlar olunca da gittiği hastaneler kapatıldığı için “ikna yollarına” sokulmuş hastanın talebini karşılayacak ve koruyacak yüksek kaliteli hizmet “ücretsiz/bedavaya” sağlanmış olacak.***

Rapor “eğer bunlar yapılabilirse” diyor, finansal sürdürülebilirlik, görece uzakta olma, hasta talebini sağlayamama gibi riskler engellenebilir ve özel hizmet sunucularına etkisi olabilir.

Özel hizmet sunucuları “etkilenirse”, ne yaparlar bu durumda? Onu da söylüyor Rapor, -muhtemelen arkasında çok uzun hesapların, görüşmelerin yapıldığı- tek bir cümle halinde:

“Şehir hastanelerinin başarısını arttırmak için özel sektör paydaşları ile gerek yönetim gerekse sağlık hizmetlerinin sunumu etrafında kapsamlı ortaklıklar düşünülebilir.” Bu işte bir anayol!

Mealen şu: Özel sektör olarak bu işte bol para/bol kar olursa şehir hastanelerini yönetmeye de şehir hastanelerinde sağlık hizmeti sunmaya da varız!

Zaten bu pazarlıklar yapıldığı ve şehir hastanesinin “ayakta kalabilmesi” için açılan onca yol yetmediğinden Sağlık Bakanlığı da çırpınıyor. Müsteşar Prof. Dr. Eyüp Gümüş Haziran 2018 tarihinde şöyle söylüyor:

“Üniversitelerimizden çok öne çıkan klinikleri buraya taşımayı düşünüyoruz. Örneğin Hacettepe Üniversitesi’nde iyi bir klinik varsa buraya getirme konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Şuan için Ankara Numune Hastanesi, Zekai Tahir Burak Hastanesi, Sami Ulus Çocuk Hastanesi, Yüksek İhtisas Hastanesi, Ulucanlar Göz Hastanesi için çalışmalarımız sürüyor. Özel sektörlerden de alabiliriz. Bu kapsamda rektörlerimizle bir araya geleceğiz. Tüm bunları bir ay içerisinde tamamlayacağız.”

Sağlık Bakanlığı müsteşarı ne demiş oluyor?

Misal, Hacettepe Üniversitesi’nde iyi bir klinik varsa (var mıdır acaba?) Bilkent’e getirme çalışması yapıyoruz… Özel sektörden de alabiliriz. Misal, A özel hastane zinciri Bilkent Şehir Hastanesi’nde filanca hizmete talip olabilir.

Tüm bunlar ne için? Adından belli, hastaneyi yapan yerli ve milli CCN Holding yani Construction&Concession Nexus holding için. Günde yaklaşık 230 bin dolar (1,3 milyon TL diyelim) ödenecek, hem de devlet başkanı/hükümet tarafından herkese TL’ye dönüş dayatılırken, hem de bu para CCN Holdinge verilene kadar çocuklarımızın beslenmesi, hasta olmaması, sağlığı için harcanabilecekken. Demek ki bir irade (?) bizim adımıza, bizim hastalandırılmamız/hastalığımız üzerinden anlaşma yapmış, mahkum olmuş bir kere.

***

1979’da tıp fakültesinin birinci sınıfındayken bir an önce dikiş atma, pansuman, enjeksiyon vb “bir şeyler” öğrenme/yapabilme ve hekim olma heyecanıyla Numune Hastanesi’nin acilinde nöbet tutmaya gittiğimi hatırlıyorum. Hekim olarak çalışmadığım bir hastane olmasına rağmen anılarım olan Numune’yle ilgili birçok hekim, hemşire… sağlık çalışanının, idarecisinin, teknik vb hizmet emekçisinin hastanenin koridorlarında, kantininde, poliklinik/nöbet odalarında, yemekhanesinde, bahçesinde, ameliyathanesinde ne çok anısı vardır. Elbette Ankaralıların, hastaların, hasta yakınlarının da.

Kişisel anıların ötesinde Cumhuriyet’in bir kurumu olan Numune Hastanesi Sağlık Bakanı’nın ifadesine göre 1-1,5 aya kadar Bilkent’e “taşınarak” kapatılıyor; doğrusunu söylemek gerekirse yok ediliyor. Daha dün, 29 Ekim’de, temel duyguları kuşkusuz Cumhuriyete ve kurucusuna olan bağlılıkları olan on binlerce Ankaralı Anıtkabir’e aktı. Umut ediyoruz ki bir o kadar da geçmişin olumluluklarını sahiplenerek bağımsız, adil, eşit, laik, demokratik, halkçı, özgürlükçü yeniden ve yeni bir Cumhuriyet kurma isteği ve çabasının bir göstergesidir bu akış.

Ankaralıların Numune Hastanesi taşınmadan önce, en azından Ankaralı milletvekillerinin, siyasi partilerin, sendika, meslek örgütü ve derneklerin biraradalığıyla yine en azından “saygı ziyareti”nde bulunmaları, sahiplenmeleri, yeniden ve yeniye dair fikren ve cismen görünmeleri, gerçekleri paylaşmaları, taleplerini söylemelerinin özel bir anlamı olacaktır.

Numune Hastanesi, dünden bugüne gelip geçen emekçileriyle bunu ve daha fazlasını hak etmektedir.

*Gerçekte “yatırımcılar/sermaye” açısından ayakta kalmak diye bir sorun yok, yapılan düzenlemelerle sermaye için adeta bir hacıyatmaz şehir hastanesi.

**Bilkent Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla kapatılacak tek hastane Numune Hastanesi değildir. İlk taşınacak hastane olarak en sık adı geçen olması nedeniyle örnek olarak Numune Hastanesi seçilmiştir. Kapatılacak diğer hastaneler de kuşkusuz ki aynı kıymet ve önemdedir.

***Cebinizden beş kuruş çıkmayacak, öyle diyorlar; misal Osmangazi Köprüsü için cebimizden para çıkıyor mu? Gitmesek de geçmesek de para daha cebimize girmeden el konuyor.

İlginizi çekebilir