Bataklık – Şebnem Korur Fincancı

Adli tıp bölümleri olmayan birçok tıp fakültesinde eğitimlerin cerrahi ya da patoloji uzmanlık alanlarından hekimlerce verildiği, ancak adli tıp raporlarının sağlık ocaklarında bu eğitimi hakkıyla alamamış hekimlerce yazıldığı yıllarda, Adli Tıp Uzmanları Derneği 1992 yılında kurulur kurulmaz Türk Tabipleri Birliği ve Pratisyen Hekimlik Kolu ile bir dizi toplantılar sonrası eğitim içeriğini belirleyip ’90’lı yıllarda Türkiye’nin dört bir yanında eğitimlere başlamıştık. O yıllarda eğitim için gittiğimiz Diyarbakır’da havaalanı zaten askeri havaalanı olduğundan oradaki askerlerin çokluğu, garip dişli aletlerin içinden döne döne geçme zorunluluğu rahatsız edici olsa da askerlerin uzun namlulu savaş silahlarıyla ve namluyu da sokakta yürüyen insanlara doğrultarak dolaşması beni daha da derinden etkilemişti. Şehrin orta yeri bir savaş alanına benziyordu. İnsanlar etraflarına bakınarak, şehrin dokusunu hissederek gezinmek şöyle dursun, bir an önce gözden kaybolmak ister gibi hızla hareket ediyorlardı. Oysa tam da hissedilecek, yaşanacak bir şehir olduğunu düşünmüştüm Diyarbakır’ın…

Üzerinden yıllar geçti. Yalnız Diyarbakır değil, tüm o bölgedeki şehirleri bağlayan yollar garip gözetleme kuleleri ile donatıldı, her köşesinde zırhlı araçların durduğu, şehirlerin içinde o zırhlı araçların hız sınırlarını aşarak bir uçtan diğer uca dolaştığı zamanlardayız. Zırhlı araçlar zamanla Türkiye’nin her yerine yayıldı, her şehrin girişinde, çıkışında İsrail ile Filistin arasındaki kontrol noktalarına benzer beton engeller, kalkanlarla donatılmış kontrol noktaları dikildi. Üç beş şehirle başlayıp memleket sathına yayıldı.

Bu görüntüler her gördüğümde iliklerimde hissettiğim bir şiddetle karşılaşma anına denk düşüyor. Toplumda ne kadar karşılık buluyor, kaç kişi fark ediyor diye de merak etmeden duramıyorum.

Türkiye İnsan Hakları Vakfının 1 Ocak 2018-10 Eylül 2021 arasında güvenlik güçlerine ve kamu kurumlarına ait araçların çarpması sonucu meydana gelen ölümlerle ilgili yaptığı çalışma için de aynı şeyleri düşündüm. Bugünlerde peş peşe iki çocuğun ölümü üzerine düşünürken bu olayların sıklığının da arttığını gösterdi bu çalışmada paylaşılanlar.

TİHV Dokümantasyon Merkezinin verileriyle hazırlanan çalışmaya göre, söz konusu dönemde güvenlik güçlerine ve kamu kurumlarına ait araçların çarpması sonucu 13’ü çocuk 41 kişi yaralanırken; 9’u çocuk, biri engelli, toplam 16 kişi ölmüş. 2018 yılında, 17 ayrı olayda, güvenlik güçlerine ve kamu kurumlarına ait araçların çarpması sonucu 6’sı çocuk 31 kişi yaralanmış. İkisi çocuk, biri engelli 7 kişi ölmüş. 2019 yılında, 6 ayrı olayda, güvenlik güçlerine ve kamu kurumlarına ait araçların çarpması sonucu 2’si çocuk 3 kişi yaralanırken, 1’i çocuk 3 kişi ölmüş. 2020 yılında, 2 ayrı olayda, güvenlik güçlerine ait araçların çarpması sonucu 1 kişi yaralanmış, iki çocuk ölmüş. Bu yılın dokuz buçuk ayında ise 10 Eylül itibariyle güvenlik güçlerine ve kamu kurumlarına ait araçların çarpması sonucu 7 olayda, 5’i çocuk 6 kişi yaralanmış, dört çocuk ise ölmüş. Ölenlerin yarısından fazlası çocuklar, e çocuklar da şehir dışında evlerinden uzakta olamayacaklarına göre bu araçlar şehrin orta yerinde yaşamları tehdit edecek biçimde dolaşıyorlar. Zırhlı araç bolluğu ile yaşıyoruz. Evlerin içine kadar girip, yatağında yatan çocukları öldürüyor o araçlar.

Şimdilerde askerler değil, polisler uzun namlulu silahlarla dolaşıyor şehirlerin göbeğinde. Basın açıklamaları yasak, üç beş kişi toplanmaya görsün, onlarca polis otobüsü, TOMA’lar, zırhlılar, üç beş yüz polisle sarılıveriyor etrafları. Ankara Tabip Odası yöneticileri salgında hekimlerin, sağlık çalışanlarının yaşadığı hak ihlallerini dile getirmek isteyince derdest ediliverdiler geçenlerde. Şiddetsiz bir anımız dahi kalmadı. Memleketin bu yarı açık dahi diyemeyeceğim cezaevine dönüşmesinden ne kadar rahatsız olduğumuz, bu şiddetin ne kadarını fark ettiğimiz asıl soru elbette. Gittikçe derinleşen bir yokluk, yoksulluğun pençesinde, belirsizlikle kaygılarımızı derinleştiren bir salgın idaresinin kıskacında şiddetin bu yüzüne bakacak takatimiz kalmamış haldeyken bu bataklıktan çıkışın yolunu en geniş dayanışmayla bulmak zorundayız. Başka yolu yok!

Kaynak: EVRENSEL

İlginizi çekebilir