Bastonun kültür tarihi – İrfan Yalım

Gerek yürümeye ve ayakta durmaya destek, gerekse de koruyucu ya da kıyafeti tamamlayan aksesuar olsun, baston her devirde insanoğlunun elinde oldu, ona güç verdi

Tarihsel süreç boyunca, değişik baston tipleri farklı kültürlerin hem günlük yaşam ihtiyaçları arasında hem de toplumsal normlar içinde statülerinin simgesi oldu. Eski Mısır’da, kölelere yasaklanan, sadece özgür insanların taşımasına izin verilen bastonların boyu, kast göstergesi olarak 90cm ila 180 cm arasındaymış ve yukarı Mısır’dan getirilen abanoz ağacından hazırlanırken sapına uzun yaşamı simgeleyen nilüfer çiçeği oyulurmuş.

Baston kullanımı belli ki ihtiyaçtan, zorunluluktan doğmuş olmalı. Herhangi, bir sopa olarak başlayan kullanımı, zamanla seçici olmaya yönelmiş ve yapımında hem hafif hem de sert ağaçlar seçilmiş. Baston seyahat edenlerin yürümelerine destek işlevi görürken, bir zamanların en önemli mesleklerinden olan çobanlar için işlerinin bir parçası olmuş. Hayvanların belli bir doğrultuda yürümelerine yön vermek için çobanın kullandığı şekliyle aynı zamanda hırsızlar için de caydırıcı olurmuş.

Eski Yunan’da mitolojik kahramanlar, kutsal varlıklar ve soylu kişiler de genellikle bastonla, asayla ya da ellerinde tuttukları bir aksesuar ile tasvir edilmiş. Burada tabii ki, baston tipleriyle elde taşınan asayı birbirinden ayırmak gerekiyor. Birini yürümeye yardımcı olan, diğerini ise statü, silah, korunma ve belli günlük işleri yapmaya yarayan bir aksesuar gibi düşünmek lazım. Bu ikisi arasında kullanılan malzemeler de farklı olmuş. Baston yapımında daha çok abanoz ağacı üzerinde, fildişi ve balina kemiği gibi sert-nadide eklemeler yapılırken, asalar genellikle bamboo, rattan ya da sulak alanlarda yetişen saz gibi, kamış gibi hafif ama dayanıklı parçalardan örülerek yapılmış.

Zaman gelmiş, kralların, devlet başkanlarının, imparatorların ve soyluların hediyeleri arasına girmiş baston. Nadide ağaçlardan seçilmiş, değerli taşlarla süslenmiş ve devrin en ünlü ustalarına yaptırılmış bastonlar günlük yaşamın bir parçası olmasının yanı sıra, değeri açısından da varlık gösterisi olmuş.

Bastonlu ilk kadın, Marie Antoinette

11. yüzyıl Fransa sokaklarında, kadınlar, koltuklarının altına sıkıştırdıkları ince tipte bastonlarla görülmeye başlanmış. Yaşadığı dönemde ünlü bir moda ikonu olan, ortaya çıkardığı saç tipi ve giyim tarzıyla bugün bile adından söz ettiren Fransız kraliçesi – Avusturya arşidüşesi Marie Antoinette’nin elinde görülen baston, diğer soylu kadınlar için de önemli bir aksesuar olmuş; yaygınlaşmış. Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim, bizler onu, fırtınalı yaşamının yanı sıra yoksul halk için söylediği, “ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözüyle hatırlıyoruz.


Fransız kraliçesi – Avusturya Arşidüşesi Marie Antoinette’nin elinden düşürmediği baston, diğer kadınlar için de gözde bir aksesuar olmuş.

Ortaçağ Avrupa’sında, krallar her iki ellerinde de baston – asa taşırlarmış. Sağ elde taşınan asaletin ve kraliyet gücünün, sol eldeki ise adaletin simgesiymiş. Bu yıllarda toplum üstündeki etkisini arttıran kilise de, özel olarak hazırlattığı ucu çengelli bastonları üst düzey din adamlarına dağıtmış ve taşıma zorunluluğu getirmiş. Toplumsal yaşamdaki saygınlıktan pay almaya çalışan kilise için “çengelli baston” o yıllarda hem Tanrının kudretini simgeleyen bir güç hem de cemaati kiliseye çeken bir el simgesi olarak görülüyormuş.

Baston kelimesinin ortaya çıkması da bu yıllarda olmuş. Seyyahların, elçilerin ve tacirlerin uzak diyarlardan getirdikleri bilinmeyen tipte tropikal ağaç dalları, rattan, bamboo ve nadide görünümlü materyallerden yapılma sopalar “baston” adı altında günlük yaşamda herkesin kullanımına açılmış.

1600’lü yıllara geldiğimizde, bastonu erkek giyiminin gündelik bir aksesuarı olarak görüyoruz. Rönesans döneminden Sanayi Devrimi sürecine doğru hızla koşan Avrupa şehir yaşamında; kıyafetten görgü kurallarına, edebiyattan siyasete, üretim tekniklerinden günlük yaşam alışkanlıklarına kadar çok şeyin değiştiği malum. Bu yıllar aynı zamanda bilimsel gelişmelerin hareketlendiği, hukuk yasalarından gelen gücün herkesi içine aldığı ve toplumsal güdülerdeki sınırlamaların iyiden iyiye hissedildiği zaman dilimi olarak da biliniyor.


Elinde bastonu olan yaşlı adam ikonu, Afrika kıtasının neredeyse her yerinde bilgeliği ve şefin otoritesini simgeliyor. Bazı kabilelerde kız istemenin yolu babasına güzel bir baston yapmaktan geçiyor.

Londra’da baston taşımak için izin alınan dönemler

1700’lü yıllarda Batı Dünyasının şehir yaşamında baston taşımak soyluların ve onlara tanınan ayrıcalıkların göstergesiymiş. Şaşırsanız da yazacağım; 1702 yılında, Londra’da baston taşımak yerel otoritenin iznine tabiiymiş. Koleksiyonlardan çıkan bir bastonun üzerinde “bu bastonu taşıyan kişi, Londra’nın her sokağına girebilir, şehri çevreleyen 10 millik bir bölüm içinde taciz edilemeden dolaşabilir” yazıyormuş. Bunun anlamı, herhangi bir olumsuzluk yaşandığında, baston taşıyan kişinin elini kaldırarak haber vermesi durumunda kendisine yardım edilmesini ya da bastonunun kaybolması halinde bulan kişinin gerekli yerlere haber vermesini gerekli kılıyormuş.

Bu yıllarda Avrupa’dan gelen göçmenlerin yerleşmeye ve bakir topraklarda yeni bir düzen kurmaya çalıştığı Amerika’da, baston kullanımı yukarıdan aşağı inercesine devlet başkanları aracılığı ile moda mecrasına çıkmış. Amerikan kültür hayatının bugün de çok önemli öğelerinden biri olan ve müzeleriyle, araştırma altyapısıyla hükümetler tarafından desteklenen Smithsonian Enstitüsü’nün öncüleri, George Washington’a ve Benjamin Franklin’e altın saplı baston hediye etmişler. Baston kullanımı yeni kıtada da yavaş yavaş sokağa inmeye başlamış.

1800’lü yıllara gelirken, meşe ağacından yapılma bastonlar hem Avrupa’da hem de Amerikan sosyetesinde yer edinmek isteyen erkeklerin gözleri arasındaymış. Hatta bu zaman döneminde, yavaş yavaş kadınlar arasında da zarif bastonlar bir moda ikonu olarak görülmeye başlanmış.


2012’de Chorley’de, görme engelli 61 yaşındaki bir kişi, bastonu samuray kılıcı sanılarak vurulmuş. İngiltere Polis örgütü tarafından özür dilenmiş ama aynı şey 2017 yılında Manchester kentinde de yaşanmış.

Anadolu’nun yürüme ve ayakta durma amaçlı geleneksel baston tipi yanında, Avrupa’ya açılmanın hızlı yaşandığı 1850’li yıllardan sonra, batı tipi zarif bastonlar paşaların, yüksek dereceli devlet memurlarının ve Osmanlı yüksek sınıfının elinde görülmeye başlanmış. Jön Türklerin batı esintisini yaşattığı Osmanlı topraklarında, ince ve zarif bastonlar saygınlığın, kültürün ve nezaketin simgesi olmuş.

Baston koleksiyoneri olmasam da sahibi olduğum Sait Halim Paşanın bastonu üzerinden sizlere bildiğinizin dışında bir baston kullanım şekli anlatacağım. Osmanlı’da “paşa bastonu” yürümeye yardımcı olmak yerine, kullananın direktiflerini güçlü kılan bir şekilde taşınıyormuş. Eliyle gösterme yerine emirlerini, talimatlarını kolunun altında taşıdığı kısa boylu, işlemeli gümüş saplı paşa bastonu ile veren Osmanlı aristokrasisi için bu bir güç gösterisiymiş. Ayrıca bu baston ile birini dürtmek, kızgın bir şekilde karşısındaki bir kişiye sürtmek yapılabilecek en büyük hakaretlerden biriymiş. Paşa bastonu ile bu tür bir hakarete uğramak o günün Osmanlı yaşamında büyük bir utanç kaynağıymış.

Baston üretimi dendiğinde, ülkemizde akla ilk gelen yer olan Devrek ilçemizde bu zanaat tam 200 yıldır sürmekte. Devrek’de ceviz, dişbudak, gürgen, maun, şimşir, kayın, dut ve kızılcık gibi sert ağaçlardan üretilen bastonlar bugün de yapılmakta. Sonrasında da pirinç, metal, gümüş, manda boynuzu, kemik gibi aksesuarlarla işlenip nadide hale getirilen bastonlar dünyanın dört bir yanına gönderilmekte.

Bir de bu işin günümüzdeki modern yüzü var. Yaşlı nüfusun yoğun yaşadığı Japonya gibi ülkelerde baston tasarımlarındaki teknolojik yenilikler büyük ilgi görüyor. Geçtiğimiz yıllarda Barcelona’da sergilenen bastonların GPS, 3G, Wi-fi gibi teknolojik özellikler içererek kullanıcısının bulunduğu yer hakkında bilgi vermesi memnuniyetle karşılanmış. Yeni nesil bastonlar, görme özürlülerin yolunu bulmalarına yardımcı olmanın yanı sıra, artık kalp atışlarını ve vücut ısılarını kontrol etme özelliği de taşımaya başlamış.


Uzunca bir süre kamuoyunun karşısına çıkmayan Castro’nun Ocak 2013’te bir serginin açılışında bastonu ile görülmesi son sağlık durumu hakkında belirleyici olmuştu.

Siyasette baston olmak

“Baston midede kalmaz”, “baston yutmuş gibi yürümek” deyimleri atasözlerine girmiş olan toplumsal belleğin arka yüzlerinde. Bir de siyasette kullanılan baston lafı var. Güçten, kuvvetten, gözden düşmüş, vizyon ve güven kaybetmiş politik yapılara verilen “zoraki” destekle, onları doğal sürecine terk edip düşmelerine engel olmak anlamında kullanılıyor. Baston olarak kendini kullandıran siyasi hareket, her ne kadar kan kaybeden partinin ayakta kalmasını –belli bir süre içinde – sağlıyor gibi olsa da, geçmişteki deneyimlerde görüldüğü kadarıyla – orta ve uzun vadede –  çok yönlü kayıpları bizzat yaşadığı ve ülkesine de yaşattığı saptanmış. Hatırlasanıza birbirine baston olan 1. ve 2. MC Hükümetlerini. Hatırlasanıza Ecevit’in kendine baston olan 11 AP’li ile kurduğu “Güneş Motel Hükümeti” olarak bilinen ve ülkeyi 12 Eylül’de askerlere terk eden birlikteliği.

Baston dünyanın her yerinde gerek dekoratif bir öğe, gerekse de yürümeyi destekleyen tipleriyle satılıyor. Baston koleksiyonerlerine de dünyanın her yerinde rastlamak olası. Ünlü şahsiyetlerin kullandıkları bastonlarla, nadide el iççiliği ile antika değeri olan bastonlar müzelerde de, koleksiyonerlerin birikimleri arasında da yerini, hak ettiği değerini buluyor. Tematik anlamda içinde bastonlu biri olan fotoğrafları bile biriktirenler var. Gizli düzeneği ile içinden kılıç – bıçak çıkanlar, aynı zamanda tabancaya dönüşebilenler, fotoğraf çekme özelliğiyle soğuk savaş günlerinin casus maceralarını yaşatanlar ve farklı tasarımlı aykırı bastonlar, taşıyana destek, biriktirene değer,  müzayede kataloglarına da vitrin oluyor.

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim!..

Kaynak: T24

İlginizi çekebilir