BAŞKA BİR MUTFAK MÜMKÜN – Endüstrileşme çarklarındaki eşitsizlik veganlığa dahil mi? – Nalin Öztekin

Manşet Görseli: www.liberationbc.org, Haberin içindeki görsel: Kaos GL

Her yıl ortalama yüzde 10 büyüyen vegan-vejetaryen ürün endüstrisinin 2026 yılında 24,3 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Peki bu kimin işine geldi? Soru aklımızın bir yerinde dursun ama gelin filmi başa saralım.

Gelecekte en fazla tercih edilecek olan beslenme ve yaşam biçimi, Veganlık ve Vejetaryenlik hızla yeni trendler yeni akımlar doğuruyor.

Peki bu yeniler serisinin hedefi Vegan – Vejetaryen yaklaşımların verdiği mesaja hizmet etmek mi endüstrileşme çarklarının dişlilerini beslemek mi? Yoksa siz hayvan katliamlarıyla belgesellere konu olan devasa fast food zincirlerinin nohut köftelerini veganlığa mı dahil ediyorsunuz?

Çocukların yüzde 60’ı “vegan – vejetaryenlik” diyor

Geçen günlerde BBC Good Food tarafından bir anket çalışması yapıldı. Birleşik Krallık’ta yaşayan ve yaşları 5-16 arasında değişen 1004 çocuk soruları yanıtladı.

Ortaya çıkan sonuçlar, gezegenin geleceği üzerine bir hayli şey söylüyor aslında. Sonuçlara göre çocukların yüzde 60’ı vegan veya vejetaryen olmayı düşünüyor.Yüzde 8’lik kısmı ise şimdiden bitkisel besleniyor.

Ayrıca ankete katılan çocukların yüzde 13’ü kendilerini vejetaryen olarak tanımlıyor. Buna göre 2019 tarihli Britain Thinks raporu Milenyum neslinin ve Z kuşağının kendilerinden daha büyük yaş gruplarına veganlığa daha yatkın olduğunu gösteriyor.

Her şey hızla kirleniyordu, sıra kime gelmişti?

Aslına bakacak olursak çevremizde de bu artışı gözlemleyebiliyoruz. Et tüketmenin veya tümden hayvansal tüketimin sorgulanır hale gelmesinde Türkiye’de bir hayli yol aldı.

Kendi tartışmalarını, soru işaretlerini, çözümlerini, dayanışmalarını ve haritasını yarattı. Ancak bu yolda ilerlenirken bazı durumlar belirdi ki bu da bazı şeylerin yeniden düşünülmesi gerektiğini bizlere gösterdi.

Veganlık ve vejetaryenlik canlıların endüstriyel olarak birer meta gibi arz talep ilişkisi kılıfına bağlanarak öldürülmesine karşı durdu. Bu duruş dünyada olduğu kadar Türkiye’de de epey ses getirdi.

Yaşama dair kimi alışkanlıkların sorgulanır hale gelmesine sebep oldu ve iyi ki de oldu. İnsan merkeziyetçi kodlara sahip olduğumuz bu toplum hayvanların haklarıyla, birey oluşlarıyla ve dahasıyla tanıştı.

Ancak geldiğimiz noktada endüstriyel tüketim karşıtı olan bu yaşam biçimi sermaye gruplarının çılgın endüstrileştirme hamlesine maruz kaldı.

Vegan endüstrisi kendisini sadece belirli bir zümrenin tercih edebileceği bir sınıf gibi yansıtarak bağlamından uzaklaştırıp popüler kültür nesnesi haline getirdi.

Her yıl ortalama yüzde 10 büyüyen vegan-vejetaryen ürün endüstrisinin 2026 yılında 24,3 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Peki bu kimin işine geldi? Soru aklımızın bir yerinde dursun ama gelin filmi başa saralım.

Gastronomi’de anaakım ve alternatif yollar

İnsanlık tarihi ateşin kullanılarak yiyeceklerin pişirilmiş halde tüketilmesiyle bir ivme kazandı. Tarım devrimiyle birlikte yerleşik düzene geçen insanlar tarım ve hayvancılığın egemen olduğu bir yaşam tarzını seçti. 20. yüzyılın başlarında gıda, beslenme ve mutfak sanatlarının ortaya çıkmasına rağmen yiyeceklerin çoklu özellikleri gastronomi biliminin ortaya çıkmasına kadar göz ardı edildi.

Beslenme, yemek ve mutfak kültürü kavramlarını birleştiren gastronomi Brillant-Savarin’e göre; insanın en iyi şekilde korunabilmesi için yiyebildiği her şeyi kapsamaktadır. Ancak bu kavram ifade edilirken fizik, kimya, tarih, estetik, lezzet ve haz faktörü ön planda tutulmaktadır.

Ancak postmodernist yaklaşım ile insanların zevk ve ilgisi için hayvanların kullanılması sorgulanmaya başlamıştır. Böylece hayvansal kaynaklı yiyecekleri içeren mutfak kültürleri, hayvanları mülk olarak düşünen inanç ve yasalar, köleleştirilmiş endüstri nesneleri olarak hayvanları kullanmayı ahlaken reddetmiş ve “vegan” ile “vejetaryen mutfak” kavramları daha sık duyulmaya başlanmıştır.

Vejetaryen kelimesinin kökeni bilinenin aksine “vegetable” sebze kelimesinden değil latince “vegetus” tan gelmektedir. Vegetus; hayat dolu, sağlıklı ve canlılık anlamındadır.

Ayrıca kırmızı et, tavuk ve balığın tüketilmediği, yumurta, süt ve süt ürünlerinin ise tercihe bağlı olarak tüketildiği beslenme tarzına “vejetaryenlik” adı verilmiştir.

Kısaca; ağırlıklı olarak bitkisel kaynaklı gıdaların tüketimini içeren bir beslenme tarzıdır. The Vegan Society’nin kurucularından Donald Watson’un tanımına göre “veganlık” hayvanlar âlemine dair sömürü ve zulmün tüm şekillerini dışlamanın ve yaşamı gözetmenin yoludur.

Et, balık, kümes hayvanı, yumurta, bal, hayvansal süt ve türevlerini dışlayarak bitkiler âleminin ürünleri ile yaşamak ve tamamen ya da kısmen hayvanlardan üretilen tüm ticari malların alternatiflerini kullanmak şeklinde pratiğe dökülmektedir.

Sosyal, Kültürel ve Cinsiyet Açısından Vejetaryenlik ve Veganlık Bir toplumda bireylerin yemek yeme şekli toplumsal düzenin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Carol J. Adams tarafından yazılan “Etin Cinsel Politikası” isimli kitapta bu durum aslında kendisini epey detaylı izah etmektedir.

Ne yiyorsanız osunuz nerede yiyorsanız onunlasınız

Peki ne oldu da bu kadar empatik ve derin bir yaklaşım büyük reklam şirketlerinin, sermaye gruplarının, endüstri tesislerinin ilgi alanı haline geldi. Peki yıllardır hayvan katliamıyla gündemden düşmeyen devasa fast food zincirlerinin menülerine bir tane nohut köftesi eklemesi veganlığa dahil mi?

Hayvan deneyleri ayyuka çıkmış kozmetik firmalarının ürünlerini satın alınca verdiğimiz para diğer ürünler için öldürdükleri hayvanları diriltmeye yeter mi?

Dünyaca ünlü giyim markalarının üzerinde vegan amblemi olan çantalar satmasındaki gerçek hedef kitle siz misiniz gerçekten yoksa vegan çantasıyla steak house’larda boy gösterenler mi?

Demem o ki veganlık, vejetaryenlik sadece yemek içmekle bitmiyordu esasen mevcut kapital sistemin içinde savunularınızın içinin boşaltılmasına karşı durmakla başlıyor.

Dünya’da milyonlarca insan yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybederken tam da söz konusu çarkın dişlilerine karşı duran bir yaşam biçiminin bu denli suistimal edilmesi kimin değirmenine su taşır?

Şimdi tatlı zamanı

Aslında bu yazının konusu vegan pastacılık olacaktı ama vegan endüstrisinin astronomik fiyatları ve ortaya çıkardığı fırsat eşitsizliği bizi şimdilik buraya getirdi.

Son olarak ben hayvansal sütten vazgeçemem, yumurtasız tatlı mı olur, vegan ürünler çok pahalı diyenler için şimdi buraya lezzetli mi lezzetli, uygun fiyatlara mal olacak (emin olun dışarıda yediklerinizden ucuz) bir o kadar sağlıklı bir tarif bırakıyorum. Bolca sevgiyle;

Veganlar ağzının tadını biliyor kurabiyesi

Hazırlama süresi: 5 dakika

Pişirme süresi: 10 dakika

Gerekli malzemeler

  • 2 su bardağı yulaf ezmesi
  • 2 tane orta boy muz
  • 1 su bardağı kuru üzüm
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • Yarım su bardağı çekilmiş ceviz içi (veya alabileceğiniz bir başka kuruyemiş)

Yapılışı

  • Bir kasede muzları çatal yardımıyla ezerek iyice püre haline getirin.
  • Daha sonra diğer malzemeleri de ekleyerek iyice harmanlayın.
  • Ceviz büyüklüğünde olacak şekilde parçalar kopardıktan sonra kalıp yardımıyla şekil verin.
  • Yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye kurabiye hamurlarınızı dizin.
  • Önceden 180 derecede ısıttığınız fırında yaklaşık 10 dakika kadar pişirin.
  •  Kurabiyelerin üzeri hafifçe kızardığında fırından çıkarabilirsiniz.
  • Soğuduktan sonra servis edebilirsiniz.
  • Afiyet olsun!

 

Nalin Öztekin: Gazeteciliğe 2012 yılında başladı. Çeşitli mecralarda insan hakları, kadın kazanımları, çocuk hakları, LGBTİQ+’lara ilişkin güncel durumlar ve mültecilere yönelik hak ihlalleri üzerine haberler üretti. Muhabirliğin yanı sıra ve çeşitli televizyon programlarının editörlüğünü ve sunuculuğunu yürüttü. 10 yıllık aktif gazetecilik deneyiminin sonunda saha çalışmalarına ara vererek Gastronomiye yöneldi. Uluslararası Lezzet ve Servis Akademisi’nde (USLA) Pastacılık ve Ekmekçilik eğitimi aldı. Başka bir mutfak mümkün başlığı altında alternatif ürünler üzerine çalışmalarına hem mutfakta hem de yazı masasında devam ediyor.

Kaynak: Bianet

İlginizi çekebilir