Başka Bir Hayat – Başka Bir Ekonomi Mümkün mü? – Ayşe Gül Yılgör

Dünyada, var olan sınırlı kaynakların korunmasını ve gelecek kuşaklara da aktarılmasını hedefleyen, kaynakları eşitlik ve sürdürülebilirlik temelinde yönetecek yeni bir ekonomik sistem arayışı giderek yaygınlaşıyor.

Ekonomi uzun ve karmaşık bir süreç. Bu sürecin temel aktör ve aktrisleri[1], bireyler, işletmeler, işletme dışı kurum ve kuruluşlar, devlettir.

En basit ifadeyle ekonomi, üretim, tüketim ve paylaşım döngüsüdür.

Ekonomik sistemin katılımcılarının, yani bireylerin, işletmelerin ve kurumların rolü, bulunduğu konuma göre sürekli değişim gösterir.

Örneğin, işletme, atölye, mağaza sahibi olan birey aynı zamanda tüketici olabilir. Bir işletmede emeği karşılığında aldığı ücretle geçinen birey (zayıf bir olasılık ama tasarruf yapabiliyorsa), bankaya mevduat aktaran bir yatırımcı da olabilir.

Kendisi mal veya hizmet üreten bir işletme, hammadde malzeme aldığı işletmenin müşterisidir aynı zamanda. Bankadan kredi kullandığında faiz ödeyendir, devlete vergi ödeyendir.

Değişen rollerimiz ekonomik sistem içindeki duruşumuzu, rolümüzü, beklentilerimizi, eleştirilerimizi değiştiriyor. Ancak, sistemde neresinde durursak duralım, ekonominin kuruluşu ve işleyişi çok önemli sorunlar içeriyor. Kapitalist üretim ilişkileri ve piyasa koşullarının belirleyiciliği altında,

–          Ekonominin amacı,

–          Ekonomik faaliyetin yürütülmesindeki temel motivasyon ve araçlar,

–          Kaynaklara, olanaklara erişim adaleti,

–          Yaratılan değerlerin adil paylaşımı,

–          Paranın, tüketimi, yatırımın değişen anlamı, araçtan amaca dönüşümü gibi konular tartışılması gerekenlerin başlıcalarıdır.

Bunları tek tek incelersek;

Ekonomide amaçlarda olması gerekle olan arasında büyük bir uçurum söz konusu.

Ekonomik faaliyetin karşılanmasında temel amaç bu denli farklılaşınca, faaliyetlerin yürütülmesindeki temel motivasyon ve kullanılan araçlar da değişiyor.

Kaynaklara, olanaklara ve üretilen mal veya hizmetlere erişim adaleti konusunda ise; paraya, mülkiyete, kredilere, eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanma; barınma, beslenme, sosyal güvenlik olanaklarına erişim düzeylerine bakmak yeterli olacaktır.

Tüm bunların ülkeler, değişik toplumsal sınıflar, kesimler, milliyetler, cinsiyetler arasındaki adaletsizlik o denli bilinen bir gerçek ki, rakamlarla, istatistiklerle destekleme gereksinimi duymuyorum.

Para bir değişim aracı olmaktan çıktı, bir güç ve tahakküm aracına dönüştü. Tüketim, mutluluk sağlamanın yolu oldu, bir de statü simgesi.

Yatırım, ihtiyaçların karşılanması için, var olan kaynakların verimli kullanılarak üretim tesisleri kurulması amacının çok ötesine geçti. Kaynakların ihtiyaç ötesi mal veya hizmet üretimi için tahsis edilmesine dönüştü.

Tasarruflar menkul kıymetlere, türev araçlara yöneldi. Ekonomi içinde finansal faaliyetlerin payı arttı, dünyanın çeşitli ülkelerinde art arda ekonomik/ finansal krizler yaşandı, yaşanmakta.

Kısaca toparlayacak olursak, ekonomide araç-amaç ikiliği yer değiştirdi, para kazanmak, finansallaşmak, tüketmek tek başına bir amaç haline geldi.

Bu durum değişmez bir gerçeklik mi?

Ekonominin yapısal problemleri, neo-liberal politikalarla da birleşince eşitsizlikler giderek derinleşti, güvencesizlik, belirsizlik, istikrarsızlık ekonomik ve toplumsal yaşamın temel bileşenleri haline geldi.

Bu koşullar toplumun belirli bir kesimi için olağanlaştı, örgütsüzlük toplumsal muhalefeti azalttı, bu kesimin kendini güçsüz, çaresiz hissetmesine yol açtı. Otoriterleşen, milliyetçileşen, dini referansları önceleyen yönetimler karşısında suskun, umutsuz yığınların oluşmasına yol açtı.

Ama koşullar toplumun belirli bir kesimi için ise; düşünüp, koşulları değerlendirip; yenilikçi, yaratıcı örgütlenme ve muhalefet arayışlarına yol açtı [2].

Dünyada, var olan sınırlı kaynakların korunmasını ve gelecek kuşaklara da aktarılmasını hedefleyen, suyu, toprağı, bilgiyi, tohumları, genleri, atmosferi ve kentlerdeki kamusal alanları eşitlik ve sürdürülebilirlik temelinde yönetecek yeni bir ekonomik sistem arayışı giderek yaygınlaşıyor. Konu yeni bir yaşamın nasıl inşa edilebileceği, ekonomik dönüşümler de bunun bir parçası. Böyle bir ekonomik kurgunun temel bileşenleri aşağıdaki şekilde belirtilebilir:

Yukarıdaki ilkeler ışığında yeniden kurgulanması hedeflenen iktisadi faaliyetler; ihtiyaçların belirlenmesi ve üretim, üretim faktörlerinin (doğal kaynaklar, hammadde, enerji, emek vb.) kullanımının gelecek kuşakları da gözetecek biçimde yeniden kurgulanması; yeni ve adil finansman/kredilendirme mekanizmalarının oluşturulması, dağıtım ağlarının belirtilen bütünsel amaçlar çerçevesinde yeniden dizaynı ve tabii ki ekonomik sistem içinde yer alan aktör ve aktristlerin dayanışma, birbirinden öğrenme, karşılıklı etkileşim ve birlikte karar alma ilkeleri çerçevesinde yeniden ilişkilenmesini sağlayacaktır.

Bu şekildeki bir iktisadi değişimin, insanlar arasında, doğadaki tüm canlılarla ve doğa ile ilişkilerde daha adil, daha eşitlikçi, daha katılımcı, daha çevreci bir sosyal ve siyasal hayata dönüşmesini sağlamaz mı? Yaşamın, insanların ve değerlerin dönüşümü daha demokratik bir politik ortam anlamına gelmez mi?

Paylaşmanın Sanatı ve Zanaatı

Pek çok sosyal bilimci gibi ben de, “Başka bir ekonomi mümkün mü?”, “Araçları ne olmalı?” vb. üzerine düşünmüştüm.

Ama geçtiğimiz günlerde Mersin’de katıldığım “Paylaşmanın Sanatı ve Zanaatı” festivali, bu festivalin düzenleyicileri (Kültürhane ve Çukurova İnsan Tohum Toprak Atölyeleri -ÇİTTA-) ve katılımcıları, beni böylesine bütünsel bir değişim, dönüşüm düşüncesine götürdü.

Düzce’den, Hopa’dan, İstanbul’dan, Ankara’dan, Hollanda’dan ve İspanya’dan katılan konuklar hayal gibi gelen güzel uygulamaları paylaştılar bizlerle.

Kooperatifler, takas kurumları, paylaşmayı hedefleyen iktisadi ve sosyal kuruluşlar, kredi sağlayama kurumları ve daha nicelerini anlattılar. Tarım, hayvancılık, konut, kentleşme, emeğin özgürleşmesi, yerel yönetimler, kadınlar, engelliler, çocuklar, dayanışma, bilginin paylaşımı konuşuldu birçok başka konu ile birlikte.

Yapılan sadece yeni bir ekonomik kurgu değil, yeni bir yaşam ve bizi bu yaşama götürebilecek yeni mücadele alanlarının ve araçlarının da kurgulanması. Belki de en umut ve heyecan veren yanı da bu. (AGY/EKN)


[1] Bu gibi durumlarda bileşenler genellikle aktörler olarak tanımlanır ama toplumsal cinsiyet eşitliği açısından aktristleri ben ilave ettim.

[2] Siyasi yönetimlerim ve toplumsal yapının değişimi, yeni toplumsal muhalefet ve hareketler başlı başına bir konudur. Ama konu esas olarak iktisadi boyutta olunca, birkaç cümle ile değinilmiştir.

Kaynak: Bianet

İlginizi çekebilir