Bağımsız milletvekili Ahmet Şık, Van’da iki köylüye işkence yapıldığı iddialarıyla ilgili rapor hazırladı: ‘Linç edildiler’

Bağımsız İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, 11 Eylül’de Van’ın Çatak ilçesine bağlı Sürik (Yoğurtlu) mezrasında gözaltına alındıktan sonra ağır yaralanan Osman Şiban ile yaşamını yitiren Servet Turgut’la ilgili inceleme raporunu TBMM’de düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı. Şık, Turgut’un, “helikopterden atılma sonucu değil, Van İl Jandarma Komutanlığı’nda çok kalabalık bir asker grubu tarafından linç edilerek yaralandığını ve öldürüldüğünü” söyledi.

Ahmet Şık, raporunu, Servet Turgut ve Osman Şiban’a “helikopterden atılarak işkence yapıldığı” iddiaları üzerine hazırladı.

Raporu, köylülerin gözaltına alındığı mezra, Van il merkezi ile Mersin’de yaptığı keşif, görgü tanığı ifadeleri ve avukatlarla görüşmeleri sonucu hazırladığını belirten Şık, şu görüşleri dile getirdi:

“Yaptığımız tespitlere göre olaydan yaralı kurtulan Osman Şiban ve hayatını kaybeden Servet Turgut sanılanın aksine helikopterden atılma sonucu değil, götürüldükleri Van İl Jandarma Komutanlığı’nda çok kalabalık bir asker grubu tarafından linç edilmiştir. Bu toplu linç sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle olayın failleri olan askerlerden bazıları iki yurttaşımızı il jandarma komutanlığı yanındaki iki ayrı hastaneye götürmüşler ve ‘Helikopterden atladılar’ yalanı üzerinden bir dedikodunun yayılmasını sağlamışlardır. Hastanede görevli personele yaralı halde götürdükleri kişilerle ilgili şöyle söylemişlerdir; ‘Bunlar terörist, çatışmaya girdik, helikopterden atlayarak kaçmaya çalıştılar.’ Bu bilgi hastane personeli üzerinden ailelere, ailelerden de siyasetçilere, avukatlara, medyaya kadar ulaşmış ve iki yurttaşımızın helikopterden atılma işkencesi sonucu ağır yaralandığı bilgisi dolaşıma girmiştir.

“Aslında helikopterden atılma iddiası da bir yalan değil, biçim değiştirmiş bir gerçeği ifade ediyor. Çünkü Osman Şiban’la görüştük Mersin’de. Kendisinin anlattığına göre Van İl Jandarma Komutanlığı’na kendilerini getiren helikopterin iniş yapmasından sonra arkalarından itilerek ve tartaklanarak beton zemine düşmelerine neden olmuşlardır ve kendisi bu olayı atıldık diye ifade etmektedir. Bu toplu lincin faillerin kimliği ortaya çıkana kadar, Van İl Jandarma Komutanlığı’nda 11 Eylül 2020 günü görev yapan tüm askerler orada bulunan herkes bu olayın aslı failidir cinayetin şüphelisidir.”

Yetkililer randevu vermedi

Şık’ın “Faillerin yalanı devletin lincini örtmek için nasıl gerçeğe dönüştü” başlığı ile hazırladığı raporda, olayla ilgili inceleme yapmak için arkadaşı Yılmaz Ruhi Demir ile birlikte 22 Ekim 2020’de avukatlar ve köy sakinlerinden bir kişi ile birlikte Sürik (Yoğurtlu) Mezrası’na gittiklerini, ertesi gün Van’da tanık ve mağdurların avukatlarıyla görüştükleri belirtildi.

Olayla ilgili yetkili makamlar olan Van Valisi, İl Jandarma Alay Komutanı, Van Cumhuriyet Başsavcısı ve soruşturmayı üstlenen Savcı ile görüşme yapılmak istendiği belirtilen raporda, randevu taleplerinin reddedildiği ifade edildi.

‘Arama tarama sırasında gözaltına alındılar’

Raporda, 8 Eylül’de, İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, 70 operasyonel timdeki 1040 personelin katılımıyla Van iline bağlı kırsal alanlarda “Yıldırım-10 Norduz” adlı operasyonun başlatıldığı, 11 Eylül’de ise üç örgüt üyesinin öldürüldüğü bilgisinin paylaşıldığı anımsatıldı. Aynı gün Milli Savunma Bakanlığı’nın operasyonlar sırasında 3 askerin şehit olduğunu duyurduğu kaydedilen raporda, “Servet Turgut ve Osman Şiban, üç örgüt mensubu ve üç askerin öldüğü bu çatışmadan sonra, askerler tarafından bölgede yapılan arama tarama faaliyetleri sırasında gözaltına alınmışlardır. Olay günü çocuklar dahil köyde 13 kişi bulunmaktadır” denildi.

Tanık ifadeleri: ‘Diz çöktürdüler, tokatladılar’

Raporda, olay günü yaşananlarla ilgili köylülerin ifadelerine de yer verildi. Köy sakinlerinin olay günü saat 05.00 sıralarında kuvvetli bir patlama sesi duyduğunu, patlamanın şiddetiyle evlerin sarsıldığını, yaklaşık 1,3 kilometre ötedeki dağlık alanda helikopter gördüklerini, daha sonra uçuş halinde ve iniş yapan çok sayıda helikopter gördüklerini anlattığı vurgulandı.

Öğlene doğru Osman Şiban’ın evinin arka kısmına bir helikopterin iniş yaptığını ve içinden 20 kadar askeri indirdikten sonra yeniden havalandığını anlatan köylüler şu ifadelere yer verdiler:

“Herkesi köyün açıklık alanında toplayıp diz çöktürdüler. Kimlik kontrolü yaparlarken bize, ‘Buraya teröristler geliyor mu?’, ‘Kimler gelip gidiyor?’, ‘Siz teröristlere yardım ediyor musunuz?’ diye sordular. ‘Öfkeliyiz. Acımız var. Yüzbaşımızı şehit verdik. Acısını sizden çıkartırız’ diyerek birkaç kişiyi tokatladılar. Kendilerine başsağlığı diledik, “Siz asker bizde vatandaşız ama yüzbaşı bizim de komutanımızdır. Sizin şehidiniz bizim de şehidimizdir. Buraya gelip giden olmaz. Biz de kendi işimizde gücümüzde insanlarız” dedik. Ama hınçla davranıyorlardı.”

Osman Şiban: Önce cenazeleri sonra bizi attılar

Olaydan yaralı olarak kurtulan Osman Şiban, olay gününün akşamı askerlerin Servet Turgut’u başına çuval geçirilmiş halde getirdiklerini, kendisinin ismini öğrendikten sonra Turgut’un yüzünü açıp tanıyıp tanımadığını sorduğunu anlattı. Turgut’un yeğeni olduğu bilgisini verdiğini belirten Şiban, daha sonra askerlerin kendilerini alarak helikoptere bindirdiklerini ifade etti. Helikopterde askerlerin Servet Turgut ve kendisinin sürekli yüzüne vurduğunu belirten Şiban, burada yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Helikopterin içinde iki tane cenaze vardı, örgüt mensuplarıymış. Böyle poşet gibi bir çuvalın (ceset torbası) içine torbalamışlardı. Birini açıp başını çıkarttılar, yüzünü gösterdiler ölenin. Bana ‘Sen bunu tanıyorsun’ dediler. Ben tanımıyorum, ne bileyim kimdir dedim. Beni yine dövmeye başladılar. Hatta öyle dövdü ki, başımı o poşetin üstüne düşürdü. Telsizden mi ne konuşmalar yapıyorlardı. Birbirleriyle konuşuyorlardı. ‘Van’ın kışlasına getirin’ gibi şeyler söylediklerini duydum. Kışla mı diyordu, öyle bir şey. Telsizin sesi vardı ‘Kışlaya getirin’ diye. Sonra başımız eğik göremedim ama helikopter içinde bizi çok dövdüler. Bir askerin, komutan mı bilmiyorum Servet’i kastederek ‘Bu ihtiyarı dövmeyin, bu ihtiyar ölecek’ dediğini duydum. Alay komutanlığındaki alana iniş yapılacaktı. Kalabalık bir asker grubu bekliyordu.

“(…) Helikopter indi. İçindeki askerlerin de hepsi inmiş. Ben de böyle sağa sola baktım. Bizi daha indirmemişlerdi. Helikopterin içinden görünüyor. Baktım dışarıya çok asker var. Belki 100-150 tane asker var. Kuşatmış asker, hazır durumda bekliyordu. Silahı da var üstlerinde. Birisi, ‘O teröristleri indirin aşağıya’ dedi. Baktım, iki asker yukarı geldi. Önce cenazeleri attılar. Sonra bizi de attılar. Helikopterin kapısının ağzından arkamızdan aşağıya itildik. Servet’le betonun üzerine düştük. Servet’i de attılar, o da benim yanımda. Attılar. Hani yere attılar, biz de yere düştük. Biz öylece yerdeydik. Birini duydum, dedi ki ‘Ya bu terörist sağdır’, öyle duydum. Sonra o gördüğüm 100-150 asker üzerimize çullandılar. Tekmeler, yumruklar… Vallahi bizi yere sürdüler. Her birimizin başında 10 kişi, 20 kişi. 10 kişi bir kişinin üstüne geçiyordu, hepsi bize yetişip dövüyordu bizi. Bize ne yaptılar bilmiyorum. Bana ne yaptılar bilmiyorum. Yere attılar, oradan sonra başıma geçtiler. Ezdiler başımdan. Helikopterin içinde de orada da dövdüler bizi.”

‘Üzerine hafriyat dökülmüş gibiydi’

Rapora göre 30 Eylül 2020’de 20 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitiren Servet Turgut’un otopsi için götürüldüğü Adli Tıp’da cezazeyi görenlerin anlatımları ise şöyle:

“Cenazeyi görenlerin anlatımlarına göre Servet Turgut’un tüm vücudu ezilmiş ve sanki tüm kemikleri kırılmış gibidir. Vücudunda çok sayıda morluk vardır. El parmakları kırılmış halde ve öndeki dişleri yoktur. Cenazeyi gören bir tanığın ifadesine göre, ‘Sanki üzerine bir kamyon hafriyat dökülmüş gibi ezilmişti.’

Raporda, Van Asayiş Kolordu Komutanı ve Jandarma İl Komutanı’nın da otopsi sırasında adli tıpta bulunduğu kaydedildi.

Servet Turgut
Servet Turgut

‘Turgut’u öldüren, Şiban’ı yaralayan kitlesel dayak’

Şık, raporun sonuç bölümünde ise şu değerlendirmelere yer verdi:

  • Tutuklanan gazetecilerin kamuoyuna “helikopterden atılma” olarak yansıyan ve iktidar nezdinde rahatsızlık yaratan işkence vakasıyla ilgili haberleri yapan kişiler olduğu düşünüldüğünde eski bir soruşturma devreye sokularak tutuklanmaları izaha muhtaçtır.
  • Olaya ilişkin kamuoyu kanaatini şekillendiren, muhalefetin, hak savunucuları ve medyanın da sahiplendiği “Helikopterden atıldılar” bulgusu, aslında faillerin suçlarını gizleme telaşıyla ortaya attıkları “resmi yalanın” biçim değiştirmesinden ibaret görünmektedir.
  • “Helikopterden atladılar” şeklindeki beyan, kayıtlara “yüksekten düşme” ve bu dolayımla “helikopterden düşme” şeklinde girmiştir. Bir yurttaşın ölümüne bir diğerinin de ağır şekilde yaralanması suçunun failleri olan askerler nezdinde “helikopterden atlamış” olan köylülerin yaşadığı işkence/linç, aileler ve peşi sıra Türkiye kamuoyu nezdinde “helikopterden atıldılar” şeklinde yerleşmiş görünmektedir. Yani faillerin yalanı, müdafilerin gerçeğine dönüşmüş, olayın aslını oluşturan kitlesel bir dayak ve linç işkencesi gölgede kalmış demek yanlış olmayacaktır.
  • İşkenceden sağ kurtulabilen Osman Şiban’ın, yere inen helikopterden askerler tarafından arkalarından itilerek beton zemine düşürülmelerini, yaşadığı ağır travmaya da bağlı olarak “Atıldık” diye ifade etmesinin de bu iddianın yaygınlaşmasında rol oynadığını söylemek mümkündür.
  • Şiban’ın anlattıklarına bakıldığında helikopterden atılma olayının, işkence ve kitlesel dayak ile geçen birçok saatin sadece bir detayı olduğu, Turgut’u öldüren ve Şiban’ı ağır yaralayan olayın esasen ağır işkence ve kitlesel dayak olduğu anlaşılmaktır.

Kaynak: BBC-Türkçe

İlginizi çekebilir