Ayhan Bilgen: Siyasi ahlak çöktüğünde ekonomi çöker, hukuk çöker

‘İş hesap vermeye gelince topu başkasına atmayı tercih eden siyasetçi profilinin, fotoğraf vermeye gelince en önde gözükme hevesi aslında her şeyi özetliyor.’

Yerine kayyım atanan Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen Twitter hesabından paylaştığı bir dizi tweet’te “Demokrasi halkı yönetmek mi, halkın yönetilmesi mi?” başlığı altında, demokratik rejimlerde halkın karar alma süreçlerine katılımının nasıl olması gerektiğini anlattı.

İzmir depremi ile bir kez daha gündeme gelen arama kurtarma faaliyetlerini örnek veren Bilgen, “Toplumun asıl özne olarak dahil olmadığı hiçbir süreçte nihai başarı söz konusu olamaz.” dedi.

Ayhan Bilgen Kars Belediyesi Eş Başkanı iken gözaltına alınmış ve gözaltındayken yerine kayyım atanmıştı. Yeni bir siyasi parti kuracağı iddiasıyla son zamanlarda gündeme gelen Bilgen, tweet’lerinde şu görüşleri paylaştı:

“DEMOKRASİ HALKI YÖNETMEK Mİ, HALKIN YÖNETMESİ Mİ?

Halk siyasetin, siyasal karar alma süreçlerinin öznesi midir, yoksa nesnesi mi? Halkı nesneleştiren yaklaşıma kapı açtığınızda özne boşluğunu halk adına başka iradeler doldurur.

Vesayet rejimlerinde bu özne açık biçimde askeri bürokrasi olabilir ama gizli vesayet bazen açık vesayetten daha tehlikelidir.

Demokrasi görünümlü rejimlerde ise, “sivil” vitrinli ama demokrasinin temel esprisine ters anlayışlar hüküm sürer. Halk adına, halk için mi gibi yaldızlı sözlerin altını kazıdığımızda genellikle “halka rağmen” uygulamalara tanıklık edersiniz.

Demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi ise, yöneticilerin rolü, yetkisinin sınırları nasıl tarif edilebilir? Halkın geleceği ile ilgili kararların verilmesi, parasının yönetilmesi hangi süreçlerde tabi olursa gerçekten halkın iradesi karar alma süreçlerine hakkıyla taşınmış olur?

Öncelikle İzmir’de yaşanan depremde yaşamını yitirenlerin yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Bayraklı’da enkazdan 3. günün sonunda sağ çıkmayı başaran Elif’i kurtaran itfaiyecinin sözleri bu noktada her şeyi net bir biçimde ifade ediyor.

Kameraların odağındaki itfaiyeci “Bu tablonun kahramanı ben değil Elif” diyerek kurtarıcı rolünü değil, Elif’in kurtulmak için kararlı duruşunu öne çıkarıyor.

Ama aynı ortamda ilçe belediye yöneticileri ile merkezi yönetim adına konuşanlar, sorumluluğu birbirlerine atmayı tercih ediyorlar. En zor koşullarda kendine uzanan eli görüp ona tutunan 3 yaşındaki bir çocuğun tavrının erişkin bir toplumda görülmemesi düşünülebilir mi?

İş hesap vermeye gelince topu başkasına atmayı tercih eden siyasetçi profilinin, fotoğraf vermeye gelince en önde gözükme hevesi aslında her şeyi özetliyor.

Toplumun özne olmasının anlamı tüm kriz yönetimleri için belirleyicidir. Toplumun asıl özne olarak dahil olmadığı hiçbir süreçte nihai başarı söz konusu olamaz. Afetle, yolsuzlukla, yoksullukla mücadele ancak toplumun irade ortaya koyabilmesi ile başarıya ulaşabilir.

‘HALKIN KENDİNİ YÖNETMESİ TEK ÇIKIŞ YOLUDUR’

Siyasetçi halkı yönetmeye, onun algı dünyasını şekillendirmeye heveslendiği müddetçe toplumun özneleşmesi zorlaşacak, gecikecektir. Halkın kendi kendini, kendi parasını, hukukunu, kendi kaynaklarını yönetebileceği bir siyaset anlayış ve tarzının geliştirilmesi tek çıkış yoludur.

Aksi takdirde sadece içinde yaşadığımız binaların değil, şehirlerimizin, doğanın, her şeyin üzerimize çökebileceğinin farkında olmalıyız.

Halkı asıl karar verici, söz ve yetki sahibi olarak gören siyasi ahlak çöktüğünde ekonomi çöker, hukuk çöker. Bu enkazdan değil ülkeyi çıkarmak, siyasetçinin kendi kendini kurtarması bile mümkün değildir.

Böyle dönemlerde iktidarıyla, muhalefetiyle siyasetçiye düşen görev kurtarıcı rolüne soyunmak, boş vaatlerle gerçek kurtuluşun önünü kesmek değil, toplumu kurtaracak olanın ancak yine “halkın iradesi” olduğunu açıkça ifade etmektir.”

Kaynak: ARTI GERÇEK

İlginizi çekebilir