Ayasofya’nın bitmeyen çilesi

Kırılan pencere camları, tarihi taşlar üzerine konan ayakkabılar, çöp kutusu olarak kullanılan tarihi değirmen taşı, mozaiklerin örtüldüğü kilim ve perdeler. Ayasofya’da neler oluyor? Gelin birlikte bakalım.

Ayasofya’ya doğru yola çıktığımızda bizi karşılayan ilk şey “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi” tabelası oluyor. Daha sonra da polis bariyerleri. Polis sayısının fazlalığı ve Ayasofya’ya çıkan yolların bariyerle kapatılıp belirli geçiş noktaları kurulması dikkat çeken detaylardan.

Neden bu kadar fazla polis olduğunu sorduğumuzda, meydandaki büfelerde çalışan biri “Cami olduğundan beri böyle,” diyor.

Girişinde uzun bir kuyruk var. Kuyruk boyunca her ulustan insana denk gelmek mümkün. Bir de turist rehberlerine ve fular satıcılarına.

Bizi yabancı turist sandıkları için İngilizce ve Almanca konuşmayı deneyen satıcılar, fuların fiyatına 125 lira diyorlar. Türkçe konuştuğumuzu görünce 50 liraya bırakacaklarını söylüyorlar.

“Üst kata çıkılmıyor”

Şal veya fular, adına ne diyorsanız, kadınsanız yanınıza saçlarınızı örteceğiniz bir şey almanız şart. Çünkü sadece caminin değil, yerleşkenin girişinden itibaren güvenlikler tarafından saçlarınızı örtmeniz isteniyor. Cami kısmında saçlarınız hâlâ açıksa ya da yanlışlıkla açılmışsa gelip sizi uyarıyorlar.

Ayasofya’da artık giriş ücreti yok. Camiye dönüştürülmeden önce kişi başı giriş ücreti 100 liraydı. Ancak şu an gezebileceğiniz bir müze de yok. Yapının üst katı ziyarete kapalı. Üst kata çıkıp çıkamayacağımızı sorduğumuzda güvenlik şöyle diyor: “Üst kata çıkılmıyor. Valilikten izin almanız gerekli.”

Resmi Gazete çıktısı

Ayasofya’ya girdiğinizde duvarda asılı bir Resmi Gazete çıktısı sizi karşılıyor. Cumhurbaşkanı Kararı ile müze statüsünden çıkarılıp camiye dönüştürülen yapı, yıllardır iktidarın dilinden düşmeyen planın gerçekleştiğini tasdikliyor. Belgeyi girişe asmaları başlangıçta absürt gibi görünse de esasında senelerdir devam ettirilen çabanın imzalı beyanatı niteliğinde.

Turistlerin günün tamamına yayılan ilgisi ile cuma günleri namaz için toplananlar camiye girerken ayakkabılarını çıkarmak zorunda. Büyük tepki toplayan “su haznesinin içinde ayakkabı” görselleri aklımıza geliyor. Derken girişten uzağa, kuytu bir köşeye bırakılan bir çift ayakkabının pek de başarılı bir gizleme girişimi olmadığını fark ediyoruz.

Hanımlar Bölümü

Her köşe başında görülen, onlarca küçük dolaptan birine ayakkabılarımızı bırakıyoruz.

Girişte kadınlar ve erkekler için ayrılmış iki bölüm var: “Hanımlar Bölümü” ve “Erkekler Bölümü”.

Hanımlar Bölümü’nden giriyoruz. Camide kesif bir koku var.

İçeriye kalın, zemini boydan boya kapatan yeşil bir halı serilmiş. Zeminin sadece küçük bir kısmını açık bırakan, etrafına şeritlerin çekildiği bir bölge bulunuyor. İnsanlar fotoğraf çekerken tavanı kadraja alabilmek için yere yatıyor; kapalı alanın etrafını çevreleyen kırmızı şeritlerin üzerine ise montlarını bırakıveriyorlar.

Hello Kitty’li kırmızı balon

İçerideki kadın ibadet alanında kırılan camlar, kuytudaki bir bölmeye takılan ve havada salınan Hello Kitty‘li kırmızı bir balon ve etrafta koşuşturan çocuklar göze çarpıyor. Dışarıda ise giriş kapılarından birindeki tahribat ile karşılaşıyoruz.

16. yüzyılda, inşa edilen minber mihrabın iki yanına yeşil sancak dikilmiş. Yeşil sancaklar, Osmanlı döneminde fetih sembolü olarak kullanılıyordu.

İbadet için ayrılan yerlerde ve minberin etrafına paneller yığılmış durumda.

Perdelerle kapatılan mozaikler

Mozaiklerin üzeri perdelerle kapatılmış. Bunlardan en çok göze çarpan “Meryem Ana ve Çocuk İsa” mozaiği. Ayasofya’da en merkezi konumda duran mozaik, Apsis adlı bölümde yer alıyor.

İlgi çeken bir diğer nokta ise Seraphim Melekleri’nin üzerinin kapatılmaması. Ayasofya’nın kubbesini destekleyen üçgene yakın bölümünde yer alan Melekler’in Arapçadaki karşılığı musharifin ve İslâmiyet’te de önemli bir yere sahipler.

Bahçedeki tarihi değirmen taşı, 1743 tarihli. Osmanlı Dönemi’nden. Şimdi içerisinde ıslak mendil ve nice çöp bulunuyor. Belli ki tarihi bir taş olduğu ve yüzyıllardır korunduğu akıllara gelmemiş.

“Kadınları görmek neredeyse imkânsız”

Ziyaretçilerin tarihi eser olarak görülen ve dünyanın dört bir tarafında korunma çağrısı yapılan bu önemli yapıya olan duyarsızlığını sormak için Sultanahmet Meydanı’nda turist avına çıkıyoruz.

Konuştuğumuz iki Polonyalı turistten biri çok fazla erkek olduğuna şaşırdığını belirterek ekliyor:

“Kadınları görmek neredeyse imkânsız. Kadınlar ve erkekler ayrı yerlerden giriyor, bu bana garip geldi.”

Turistlerden diğeri ise farklı kültürleri bir arada barındıran Ayasofya’yı sevdiğini söylüyor:

“Burayı müzeyken ziyaret etmedim, haliyle sadece bu halini biliyorum. Ayasofya önceden Hıristiyanlar’ın kutsal mekânıydı. Şu anda da farklı kültürleri bir araya getiren ilginç bir yer ve tanık olmak güzeldi…”

Ayasofya’nın camiye dönüştürülme süreci

86 yıl boyunca müze olan, 1985 yılından bu yana da UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesine yönelik adımlar 2020 Haziranı’nda atılmaya başlandı.

Ayasofya’ya müze statüsü veren 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı Danıştay tarafından iptal edildi. Bunu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ibadete açılması için Diyanet’e devredilmesini öngören karara attığı 10 Temmuz 2020 tarihli imza izledi.

1500 yıllık bir tarihi geçmişi olan, Ayasofya böylelikle yeniden cami statüsüne alındı. 24 Temmuz 2020’de 86 yıl aradan sonra Ayasofya’da ilk cuma namazı kılındı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi de imar planlarında müze olarak işlenmiş olan yapıyı, “Ayasofya Kebir Camii Şerifi ve Külliyesi” olarak değiştirdi.

* Fotoğraflar: Melin Durmaz ve Tuğçe Yılmaz.

 Kaynak: Bianet – Tuğçe Yılmaz/Melin Durmaz

İlginizi çekebilir