Avustralya Açık’ta Djokovic-Nadal finali – Ferit Burak Aydar

Nadal çok üst düzey bir Djokovic’e karşı geçen sene kendisi açısından en dezavantajlı, Djokovic’inse belki de favori kortunda, Wimbledon’ın çimlerinde maçı 5 sete kadar götürmüştü. Keza burada 2012 finalinde 5 saat 53 dakika süren final de hatırlarda. Bu türde efsane bir final bizi bekliyor olabilir.

Teniste sezonun ilk büyük turnuvası olan Avustralya Açık erkekler finalinde Novak Djokovic ile Rafael Nadal eşleşti. Dünya bir ve iki numarası olarak iki seribaşı olarak katıldıkları turnuvada, her geçen maç form grafiğini artıran ve yarı finalde rakiplerine göz açtırmayan iki tenisçi, Pazar sabahı 11:30’da (TSİ) açık dönemdeki 51. kupayı kaldırmak için karşı karşıya gelecek.

Turnuvanın başında sakatlıklardan ötürü Nadal’ın durumu belirsizliğini koruduğundan, Federer-Djokovic finali bekleyenlerin sayısı bir hayli fazlaydı. Nihayetinde Nadal geçen yaz sonundaki Amerika Açık’tan bu yana resmî bir müsabakada yer almamıştı. Fakat Nadal oyununa yeni bir silah katarak döndü: Güçlü servis. Sakatlıklardan başını alamayan Nadal, ekibiyle birlikte aldığı kararla, kariyerini uzatmak adına rallileri kısaltması gerektiğine ve bunun yolunun da servis mekaniğini değiştirmekten geçtiğine hükmetmiş.

Plan tutmuşa benziyor. Nadal servis performansı sayesinde, çeyrek finaller öncesinde rakibi Djokovic’ten daha fazla ace attı, ilk servislerinden yüzde seksenin üzerinde puan çıkardı ve kortta daha az süre geçirerek diri kalmayı başardı. Bunlar Nadal için birer ilk.

Fakat servisinin bu yaştan sonra gelişmesinin oyununun geneline daha önemli bir sonucu olmuş. Nadal kendisini eskisi kadar yormuyor. Servisine olan güveni, Nadal’ın yeni bir oyun stratejisine gitmesine yol açmışa benziyor: Federeresk bir taktikle, erken bir break bulup, ardından üstüne yatmayı tercih ediyor. Rafa servis oyunlarını, kendi tabiriyle, kolay puanlarla, yani servisten çıkarılacak puanlarla görece rahat kazanacağına güvendiğinden, setin başlarında bir break yakalayıp servis kırma avantajıyla öne geçtikten sonra, rakibinin geri kalan servis oyunlarında tempoyu birazcık düşürdüğünü gördük. Elbette Nadal’ın yoğunlaşması tenis tarihinde bir benzeri daha olmayan bir vaka, ama Nadal turnuva boyunca ikinci break’leri almak için eskisi kadar uğraşmadı. Böylece kariyerinde ilk kez toprak kort haricinde bir slam finaline dinlenmiş halde çıkıyor.

Djokovic cephesindeyse her şey son altı aydır gittiği gibi gidiyor: Kusursuza yakın. Djokovic görece zorlu bir kura çekmiş olmasına karşın, fazla zorlanmadan finale geldi. Nadal’ın aksine yolda iki set bırakan Djokovic, yine de Nadal’la hemen hemen aynı sürede kortta kaldı. Djokovic de geçen sene sakatlık dönüşünde servisinde ufak bir değişikliğe gitmişti ve bu müdahale servislerinin etkisini azaltmıştı, ama bu sene servis ritmi de oturmuşa benziyor.

Nadal’ın performansını belki de sert kort kariyerinin tepe noktasına çıkarmış olması, otoritelerin ibreyi Rafa’dan yana çevirmesine yol açtı. Ama Djokovic’i Nadal ve Federer’in yanında anmamızın özel bir sebebi var. Djokovic bu oyuncuların “nemesis”i olarak nam saldı: Onlar ne zaman oyunlarını yukarıya çekse, Djokovic bir hırs küpü olarak daha iyisini yapmaya çalıştı ve çoğu zaman da bunu başardı. Djokovic’in diğer ikisi kadar estetik bir oyunu yok ama Nadal’ın silahlarını etkisizleştirecek yönleri bir hayli fazla.

Nadal çok üst düzey bir Djokovic’e karşı geçen sene kendisi açısından en dezavantajlı, Djokovic’inse belki de favori kortunda, Wimbledon’ın çimlerinde maçı 5 sete kadar götürmüştü. Keza burada 2012 finalinde 5 saat 53 dakika süren final de hatırlarda. Bu türde efsane bir final bizi bekliyor olabilir.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir