Aşk her şeyi affeder mi? – Şenay Aydemir

“Borg/McEnroe” (2017) filmiyle dikkatleri çeken Danimarkalı Yönetmen Janus Metz istikrarını sürdürüyor. Kısa süre önce Amazon Prime’da yayımlanmaya başlayan “Sırtımdaki Bıçaklar” (All the Old Knives) iyi çekilmiş ve oynanmış bir aşk/casusluk hikayesi. Ki bu ikisini bir araya getirmek ve iyi bir şey ortaya çıkarmak zor iş.

Hayli ilgi gören “Berlin Station” dizisinin yaratıcısı ve aynı zamanda çok satar casus romanları yazarı Olen Steinhauer’ın kitabından uyarlanan yapım tanıdık bir görüntüyle açılıyor. Yıl 2012, İslamcı teröristler tarafından kaçırılan bir uçak Viyana’ya indiriliyor. Tanıdıklık şuradan geliyor, uçak Türk Hava Yolları’na ait. CIA’nın Viyana ofisinde görevli olan Henry ve Celia’nın da aralarında bulunduğu bir ekip rehineleri kurtarmak için operasyon yürütüyor ancak sonuç felaket oluyor. Aradan sekiz yıl geçtikten sonra o dönem teröristlerin CIA ofisinden birisinden bilgi aldığından şüpheleniliyor ve Henry köstebeği bulmakla görevlendiriliyor.

2012’de operasyonun yürütüldüğü ofiste çalışanlarla görüşen Henry için Celia ile görüşmenin başka anlamları da var. O dönem ikili arasında aşk yaşanıyor. Ancak felaketten sonra Celia teşkilattan ve Henry’den ayrılıyor, evlenip çoluğa çocuğa karışıyor. Kaliforniya’da mutlu mesut yaşıyor. Filmin uzunca bir bölümü ikilinin şık bir şarap restoranında karşılıklı oturup geçmişin muhasebesini yaptığı sahneyle geçiyor. Ancak bu muhasebe sırasında sıkça geri dönüşlere tanıklık ediyoruz. Tam da bu noktada kurgu kendisini öne çıkarıyor. Filmin temposunu ve finale kadar çözülemeyen gizemini güçlendiren alan burası. Janus Metz, kimi zaman Henry’nin, kimi zaman Celia’nın gözünden aktarıyor bize geçmişi. Bazen de sadece seyircinin bilmesini istediği alanlara götürüyor bizleri.

En nihayetinde bu ‘köstebek kim’ oyunu, Viyana ofisindeki herkesi zan altında göstererek açılıyor ve zaman ilerledikçe şüpheliler teker teker eleniyor. Ancak bu durum gizemi daha da artırıyor. Köstebeğin kim olduğu kadar, motivasyonunun da ne olduğu önem kazanmaya başlıyor bu kez. Olen Steinhauer, basit gibi görünen ama sonuçları çok karmaşık olabilecek bir sorunun peşinden gidiyor: “Nasıl bir mazeret onlarca insanın ölümüne neden olmak için geçerli olabilir?” Ya da gerçekten böyle bir mazeret olabilir mi? O klişe tabirle söylersek “Aşk her şeyi affedebilir mi?” Ama bütün bu sorular, bir ahlak anlayışı inşa etmeye hizmet etmiyor. Bu bakımdan filmin sorduğu sorulara bir cevap aradığı ya da verdiğini söylemek zor… Daha çok durumun ve insanoğlunun karmaşasını anlamaya çalışıyor.

Chris Pine ve Thandiwe Newton’un oyunculuklarıyla sürüklediği yapım, hafta sonu evden çıkmadan film izlemek isteyenler için iyi bir seçenek.

Kaynak: EVRENSEL

İlginizi çekebilir