Aşıyı üreten insanlık, patentleyip satan şirketler

Aşıdaki patent tartışmalarında şirketleri muhatap almanın doğru olmadığını belirten Prof. Dr. Murat Civaner “Çünkü aşıda yerine konulamayacak katkıyı şirketler değil insanlık sunuyor” dedi.

Dünya, pandemiden çıkış umudu olan kovid-19 aşılarında tam anlamıyla bir kriz yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre yüksek ve üst-orta gelirli ülkeler aşıların yüzde 83’ünü almış durumda. Şirketlerin ellerindeki aşılara yoksul ülkelerin erişmesi ve aşıdaki üretim kapasitesi sorunu büyüyor. Bu tabloda aşıdaki patent üzerinde en çok tartışma yürütülen konulardan. Çünkü aşıyla önlenebilir hastalık nedeniyle dünyada her gün on binlerce insan yaşamını kaybetmeye devam ediyor.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu Üyesi ve Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Civaner ile aşıda yaşanan krizin asıl nedenlerini ve patent tartışmalarını konuştuk.

“ÖNCELİKLERİ İNSAN DEĞİL”

Kovid-19 aşılarındaki temel problemin aşıyı üreten şirketlerin önceliklerinin insan ve toplum yararı olmaması olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Civaner “Öncelik toplum yararında olmadığı için aşıya erişemiyoruz” dedi. Şirketlerin ve aşıda patenti savunanların ‘Patenti kaldırsak bile çözüm olmaz. Çünkü hem aşıyı üretebilecek teknoloji ve kapasite her yerde yok, hem de kalite güvencesi sağlanamaz’ iddiasında bulunduklarını anlatan Civaner, bunların teknik sorunlar olduğunu belirterek “İnsanlık olarak bizim öncelikle patent kavramına karşı çıkmamız gerekir; teknik meseleler elbette çözülebilir” değerlendirmesinde bulundu. Civaner, ‘Aşı üretiminin arkasındaki temel güdüleyici maddi kazançtır, onu da patent sağlar’ argümanının ise önceliğinin insan olmadığını açıkça gösterdiğini, oysa tıp tarihinin aksi örneklerle dolu olduğunu belirtti.

“MUHATABIMIZ ŞİRKETLER OLAMAZ”

‘Patent kalkmalı, kalkmamalı’ tartışmasını şirketleri muhatap alarak yürütmenin de doğru olmadığına vurgu yapan Civaner “Bir şirketten bunu talep edemezsiniz. Şirket toplum yararına kurulmuş değildir; kârlılığı öncelemiş ve siz buna izin vermişsinizdir. O da kapitalizm kuralları içinde bir mal üretip ve onu pazarlıyor. Şimdi siz buna izin verip aşıyı da ilacı da ona ürettirip sonra ‘Ver bakalım malının sırrını’ dediğiniz zaman o da bugünkü sözlerini söyleyecektir” dedi. Burada tuhaf olanın şirketlerden ahlaki bir tutum almalarını beklemek olduğunu dile getiren Civaner “Şirketlere yüzümüzü dönüp, bakın kriz var, bu kriz anına özel de olsa insanlığın yararını öne çıkarın demek hakikaten abesle iştigaldir. Dolayısıyla muhatap şirketler değil insanlığın kendi ortak mekanizmaları olmalı. Biz şirketlere rağmen ne yapabileceğimizi oturup hep birlikte adını koyup yapmalıyız. Şirketlerle anlaşmaya çalışmak ve onları ahlaki değerlerle insanlığın yararını öne çıkarmaya ikna etmeye çalışmak hem naif hem de doğru değil. Ünlü sözü anımsayalım: Şirket gölgesini satamayacağı ağacı keser. Ya da tersinden, ancak daha kârlı çıkacaksa patent hakkından vazgeçer; ki öyle olsa dahi yine zarar eden biz oluruz” ifadelerini kullandı.

“AŞIDA ASIL KATKIYI İNSANLIK SUNUYOR”

Herhangi bir ilaç ya da aşının önce laboratuvarda, sonrasında hayvanlar üzerinde, faz-1 aşamasında az sayıda gönüllü insanda, faz-2 aşamasında az sayıda hasta insan üzerinde, faz-3 aşamasında ise çok sayıda insan üzerinde denenip etkili ve güvenli bulunursa ruhsat aldığını anlatan Civaner “Peki şirketler bu işin neresindeler, maddi kaynağın dışında başka bir şey veriyorlar mı?” diye sorarak bu aşamalarda insanlığın sunduğu katkılara ve bilim insanlarının entelektüel birikimlerine dikkat çekti. Bilim insanlarının tüm bu aşamaların büyük kısmını kamu yararı için kurulmuş bulunan üniversitelerde yaptıklarını belirten Civaner “Peki o bilim insanları bu deneylerini nerede yürütüyorlar? Yine insanlar yani toplum üzerinde. Bu deneylere katılıp yaşamlarını ve sağlığını riske atan pek çok insandan bahsediyoruz” dedi. Şirketlerin katkısının ise araştırmanın yürütülmesi için finansal destek sağlamaktan ibaret olduğuna vurgu yapan Civaner “İki tür katkıdan hangisinin yerinin doldurulamayacağına bakmak lazım. Yani para mı yerine konulamaz, yoksa insanların hem entelektüel birikimleriyle, hem de yaşamları ve sağlıklarını riske atarak sundukları katkı mı? Para başka yerden de bulunabileceğine göre burada patent hakkını öne sürüyor olmaları hiç adil değil” diye konuştu.

“AŞI ÜRETİMİNİN ŞİRKETLERE BIRAKILMASI POLİTİK BİR TERCİH”

Ayrıca pek çok şirketin kovid-19 aşısını üretirken kamu fonlarından milyarca dolar aldıklarını hatırlatan Civaner “Örneğin Moderna aşısının üretilmesi için ABD’de kamudan milyar dolarlık fon alındığını biliyoruz. Aşıyı ürettikten sonra bunu 3-4 katı fiyata aynı ülkeye de sattığını biliyoruz. Demem o ki; aşıyı hem biz insanlık olarak üretiyoruz, hatta fonluyoruz, ama şirketler bunu patentleyip 20 sene süresince bize satıyorlar” dedi. Kamu kaynaklarıyla üretilen aşıların şirketlerin tekeline bırakılmasının politik bir tercih olduğunu ifade eden Civaner “Yüzyıl evvel bu ülkede kamu Hıfzısıhha Enstitüsü ile aşı üretiyordu. Savaştan çıkmış, imkansızlıklar içindeki bir ülke bunu yapabiliyorsa şimdi de yapılabilir. Bu ülkede iki tane kamu ilaç fabrikası kapatıldı, hatırlayalım. Yani buralarda piyasadan yana politik bir tercih olduğu apaçık ortada. Yapabiliriz, ancak yapmıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

“PANDEMİLER MAALESEF ARTIK GÜNLÜK YAŞAMIMIZDA”

Zoonozları çalışan bilim insanları ve ekoloji uzmanlarının, hayvanların doğal yaşam alanları yok edildikçe hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların arttığını net bir biçimde ortaya koyduğuna dikkat çeken Civaner “Bilim insanları, 5 binden fazla virüsün hayvanlardan insana geçmeyi beklediğini söylüyor. Yakın zamanda belki de at, köpek gribi bunları göreceğiz. Pandemiler maalesef günlük yaşamımıza girecek. Piyasa ekonomisinin bu akıl dışı üretim biçimi son bulmalı” diye konuştu.

SALGINLA BAŞ EDEBİLMEK İÇİN…

Bireyin ve toplumun sağlığını düzeltmek istiyorsak sağlığın sosyal belirleyenleriyle uğraşmamız gerektiğine vurgu yapan Civaner “Sağlık hizmetleriniz ne kadar iyi olursa olsun yaşadığımız yerin koşullarını düzeltmez, insanların ne yediği, neyle beslendiği, nasıl çalıştığı ve soluduğu havayla ilgilenmezsek verdiğiniz sağlık hizmeti yeterli olmuyor” dedi. Bütünlüklü, bugünkü gibi kârlılığı değil koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen bir sağlık sistemiyle salgınlarla baş edilebileceğini anlatan Civaner “Önce salgının ortaya çıkmasını engellemeliyiz; bu da sadece bir ülke bazında olacak iş değil. İkinci olarak da salgının sınırlanmasına yönelik müdahaleleri, birinci basamağı önceleyerek yapacaksınız. Bugünkü gibi hastanelerle mücadele etmeye kalkarsanız ne yazık ki çok acı verici bir durum ortaya çıkıyor. Çığı düşürmeyeceksiniz, çığı düşürdükten sonra uğraşıp durursunuz” ifadelerini kullandı.

Kaynak: EVRENSEL – Vural NASUHBEYOĞLU

İlginizi çekebilir