‘Artık karşımızda devletten çok sermayeyi göreceğimiz yeni bir kent yönetimi anlayışı ile karşı karşıya kalacağız’

8 Kasım Dünya Şehircilik Günü’nde kentlerin sorunları dile getirildi.  Prof. Dr. Tarık Şengül, şehirlerin betonlaşmasının sadece rant ve talan anlamına gelmediğini kaydederek, ‘Daha da önemlisi kentlerin yeni yerel yönetimlerinde bu şirketleri karşımızda bulacağız” dedi. Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman, 8 Kasım’ın İstanbul’da kutlama değil, dert yanma günü olduğunu söyledi.  Tayfun Kahraman uyardı: “Gerekli önlemler alınmazsa İstanbul’u gelecekte daha kaotik bir gelecek bekliyor.”

Kentler Şirketlerin

Bugün (8 Kasım) Dünya Şehircilik Günü. Türkiye’de hızla ve bilinçsizce ilerleyen kentleşme, özellikle büyükşehirleri yaşanmaz hale getirdi. Birbiri ardına yapılan yapılar şehirlerdeki trafiğin artmasına, yeşil alanların hızla azalmasına sebep oldu. Konu hakkında konuştuğumuz kentsel politikalar uzmanı Prof. Dr. Tarık Şengül, kentlerin şirketlere teslim edilmesinin, zamanla kent yönetimlerinin de bu şirketlere bırakılması anlamını taşıdığını ifade etti. Şengül, imar barışına da vurgu yaparak “2018’i tüm hukuksuzlukların defterden silindiği bir yıl olarak hatırlayacağız” dedi.

“Dünya Şehircilik Günü’nün amacı kentlerin onurlu bir yaşam açısından geldiği noktayı değerlendirmektir” diyen ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğretim üyesi Prof. Dr. Şengül, İstanbul’un tablonun en olumsuz tarafında kaldığını söyledi. Yaşanan imar yolsuzluklarına, ölçüsüz betonlaşma sonucu oluşan sel baskınlarına, özellikle Kuzey Ormanları’ndaki talana ve su havzalarına yapılan projelere değinen Şengül, “İstanbul Kuzey’ini beton ekonomisine yitirdi” diye konuştu.

“Büyük ölçekli projeler birçok açıdan şehirlerimizin içine düştüğü bir dizi başka çıkmaza da işaret ediyor” diyen Şengül sözlerini şöyle sürdürdü: “Havalimanı ile somutlaşan iş cinayetleri ve çalışma koşulları geleceğin kentlerinde emek sermaye ilişkinin ne tür koşullarda olacağını gösteriyor. Bu projelere verilen garantiler, bu projelerin üç beş büyük holdingin tekeline verilmesi sadece rant ve karın ve kamu kaynaklarının bir avuç azınlığa tahsisi anlamına gelmiyor, daha da önemlisi kentlerin yeni yerel yönetimleri dediğimizde bu şirketleri karşımızda bulacağız.” Sözlerine şehir hastaneleriyle devam eden Şengül, “Artık karşımızda devletten çok sermayeyi göreceğimiz yeni bir kent yönetimi anlayışı ve modeli ile karşı karşıya kalacağız” ifadeleriyle kentlerdeki politik değişimlere de vurgu yaptı.

Şengül sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bu yılın kentleşme açısından hesaplaşmasını yaparken kuşkusuz imar barışı diye önümüze konulan kuralsızlaştırmayı da hatırlamakta yarar var. Özellikle güçlü sermaye kesimlerinin imar planlarına, kamusal alanlara karşı yapmış olduğu tüm hukuksuzlukların defterden silindiği bir yıl olarak hatırlayacağız 2018 yılını.”

‘İSTANBUL TAM BİR SORUNLAR YUMAĞI’

İstanbul Şehir Plancıları Odası Şube Başkanı Tayfun Kahraman, “8 Kasım Dünya şehirciliği için aslında çok önemli bir gün. 1950’lilerden beri dünya genelinde kutlanıyor. Bu kutlamaları biz özellikle İstanbul gibi şehirlerimizde dert yanma günü olarak değerlendiriyoruz. Baktığınızda İstanbul tam bir sorunlar yumağı. Bu anlamda da biz kutlamak yerine birbirimize dert yanıyoruz” dedi.

‘PLANLAR ZAMANLA ÇÖP BELGE HALİNE DÖNÜŞTÜ’

İstanbul’un artık yaşayamayan ve kendine yetemeyen bir kent olduğunu söyleyen Kahraman, şunları söyledi: “Böyle bir şehirde yaşayamaz, nefes alamaz, ulaşamaz ve sağlıklı çevrelere ulaşamaz olduk. Bu sorunların ivedilikle çözülmesi lazım. Dünya Şehircilik Günü vesilesiyle bu sorunların çözümü için hep birlikte daha çok çalışmamız lazım. İstanbul’un güncel şehir planları 2006 ve 2009 yılında yapıldı. Bu planlar zamanla çöp belge haline dönüştü. Çünkü bu projelerde yer almayan pek çok büyük proje İstanbul’da inşa edildi. Bu projelerle İstanbul’un Kuzey Ormanları yok oluyor, İstanbul’un nefes aldığı, doğal kaynaklarının bulunduğu bu alanları kaybediyor. İstanbul için kaotik durum daha da artacak. 2009 çevre düzenleme planında bir kırmızı hat vardı. Bu planda da şöyle bir öneri vardı. Bu kırmızı hattın kuzeyinde kesinlikle yapılaşmaya ve projelere izin verilmemeli. Ama bugün bakıyoruz ki, bu kırmızı hat çoktan geçildi. İstanbul’u şimdi daha da kaotik bir gelecek bekliyor.”

‘KARA YOLUNA DEĞİL RAYLI SİSTEME İHTİYACIMIZ VAR’

Kentte yeni yerleşim yerleri açmak yerine mevcut sorunların çözümü için çalışılması gerektiğini söyleyen Tayfun Kahraman, “Sorunların başında ulaşım sorunu geliyor. Ulaşım sorununu çözmek için bizim yeni karayollarına ihtiyacımız yok, raylı sistemlere ihtiyacımız var. İstanbulluların yaşayabilecekleri, trafikte çok vakit geçirmeyecekleri sağlıklı bir alt yapı sunabilmeliyiz. Ayrıca İstanbul’da yeşil alanlara rekreasyon (Bir bölgeyi insanların eğlenme, dinlenme amacıyla kullanabilecekleri bir duruma getirme) alanlarına ihtiyacımız var. Bugün İstanbul’da merkezdeki saray bahçelerinden başka yeşil alan kalmadığını görürüz. Onun da her geçen gün azaldığını görüyorum. Bu tablo karşısında kent gerçekten sağlıklı bir alt yapı bize sunmuyor” ifadelerini kullandı.

‘İSTANBUL’DA KİŞİ BAŞINA DÜŞEN YEŞİL ALAN 3 METREKARE’

Kentteki kişi başına düşen yeşil alanların azlığına dikkat çeken Kahraman, “Bugün İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan 3 metrekare. Bu çok küçük bir alan. Bir kentte kişi başına düşen yeşil alan 10 -15 metre aralığında olmalıdır. Ancak bugün biz refüj alanlarını da hesaplama içine katarak rakamları büyütmeye çalışıyoruz. Bir anlamda hile yapıyoruz. İstanbul’da en üst ölçekli plandan en alt ölçekli uygulama imar planına kadar uyumlu plan çalışmaları yapmak ve kamu mülkiyetinde olan alanların satışlarını gerçekleştirmeden bunların kamusal faaliyetler, sosyal donatı alanları anlamında kullanabilmeliyiz. Eğer bunu başarabilirsek bir sonraki dünya şehircilik gününde dert yanmıyor olacağız” şeklinde konuştu.

Kaynak: Birgün ve Evrensel

İlginizi çekebilir