ARAM TİGRAN KONSERVATUARI’NDAN MA MÜZİK AKADEMİSİ’NE Piyanist filmindeki gibi

Diyarbakır’da kadın oranının yüzde 60 olduğu bir müzik akademisi. 2-5 yaş arası çocuklar için ebeveyn katılımlı dersler, 7-14 yaş arası çocuklar için 6 yıl süreli akademi, 19 kişilik kadın orkestrası, geleneksel Kürt müziğinin arşivlenmesi… 2016’da kayyum marifetiyle sonlandırılan Aram Tigran Konservatuarı’ndan devraldığı bayrağı özgücüyle taşıyan MA Müzik Akademisi’nin öyküsünü eğitmen Sarya Yiğit’ten dinliyoruz.

Müzikle ilgilenmeye ne zaman başladınız?

Sarya Yiğit: Müziğe çok küçük yaşlarda ilgi duymaya başladım. Savaş şartlarından ötürü, şimdiki arkadaşlarımız gibi o yaşlarda müziğe başlama imkânım olmadı. O zamanlar kendimizi ifade edebileceğimiz bir alan yoktu. Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) 1990’larda açılmıştı Diyarbakır’da, açılmasıyla kapanması bir oldu. 19 yaşına geldiğimde içimdeki müzik yapma isteği giderek artmaya başlamıştı. Abimin üniversiteden arkadaşları bizim eve geldiklerinde müzik yaparlardı. Herkesin elinde bir enstrüman, hep beraber Kürtçe şarkılar söylenirdi. Bu, müzik yapma isteğimi daha fazla tetikledi.
Küçükken özgün müzik dinlerdim. Kızılırmak grubu vardı, onları çok dinlerdim. Grup Yorum, Umuda Ezgi, Ahmet Kaya, Ferhat Tunç… Koma Berxwedan başta olmak üzere MKM’nin bütün sanatçılarını da bilirdik. Ortam şimdiki gibi değildi. Gizli gizli de olsa bu müzisyenleri dinlerdik. O dönemlerde bağlama kursuna başladım. 2000’lerde Diyarbakır’da sanat festivalleri yapılmaya başlandı. O festivallerde müziği biraz daha fazla tanıma şansım oldu. Festival zaman zaman bir aya yayılıyordu. Çok önemli sanatçılar atölye çalışmaları yapardı. Bunları hiç kaçırmazdım. Müziğin bir bütün olarak önemini orada kavradım diyebilirim. Demokrat ve yurtsever bir ailede büyüdüm. Bu yüzden çok ciddi bedeller ödemiş bir ailem var. Onlar da beni müzik konusunda çok teşvik etti. Bu bedellerin bana bir kadın olarak kattığı çok önemli şeyler var. Bu bilincin müzik yaparken bana kattığı bir şey var. Müziği sadece müzik yapmak için yapmıyorum. Müziği artık kendi özünüzle bütünleştiren bir şey olarak da görmeye başladım.

Müziği bir yönüyle etik ve estetik bir mücadele alanı olarak gördüğünü söyleyebilir miyiz?

Bu coğrafyada psikolojik ve fiziki bir savaş var. Her gün ölüm haberlerinin alındığı bir yer burası. Maddi ve manevi yönden sanatla var olma pratiğini ortaya koymaya çalışıyoruz. Bunun etik ve estetik bir boyutu da var. Ben estetik düşüncesinin bir yönüyle kendi tarihimizden beslenmesi gerektiğini düşünüyorum. Böyle olmadan estetik çok kaba bir tarif olarak kalıyor. Estetik seni kültürünle, dilinle bütünleştiren ve onunla birlikte ortaya çıkan bir şeydir. Bu bilinç ortaya çıktıkça siyaseti, sosyolojiyi ve felsefeyi de bilmeniz gerekiyor. Bunların hepsi bir bütünün parçaları. Sözlü ve yazılı edebiyatı veya dengbêji bilmediğiniz zaman estetik düşünceyi yeni çalışmalara yansıtamıyorsunuz.

Aram Tigran Konservatuarı sayesinde birlikte çalıştığımız 400 çocuk vardı. MA Müzik’i açarken bizi bırakmadılar. Bizim onlara müziği öğretme sözümüz vardı. Psikolojik açıdan her şeyin zor olduğu dönemde bile öğrencilerimize “müziğin sesini dinleyin” diyorduk.

Abim bana çok küçük yaşta kitaplar ve dergiler gösterip “bunları oku” derdi. O zamanlar çocuktum ve oyun oynamak istiyorum. (gülüyor) Daha sonra Lenin ve Marx okumaya başladım. Bunların yanında Ahmede Xani ve Melayê Ciziri okuyamıyorsanız eksik kalıyorsunuz. Ve bir eğitmen olarak öğrencilere bir kalıp öğretmiş oluyorsunuz. Maalesef Kürt edebiyatı ile çok geç tanıştım. Küçükken “Marksizmi öğrenmek ne işime yarayacak” diye düşünürdüm. Abim ‘’bir gün işine yarayacak’’ derdi. Gerçekten de öyle. Bu okumalar yaptığım işi doğrudan besliyor.

MA Müzik Akademisi fikri nasıl ortaya çıktı?

İlk olarak Cegerxwin Kültür Merkezi’nde müzik eğitimi veriyordum. Daha sonra belediyeler arasında çalışma ortaklığı fikri ortaya çıktı ve akademi düzeyinde belediye konservatuarı kuruldu. Aram Tigran Konservatuarı bu amaçla eğitim vermeye başladı. Kayyum bu toplumun temel taşları olan çocuk, kadın ve kültür sanat çalışmalarına saldırdı. Diyarbakır’da belediyeye bağlı olan kültür sanat kurumları kapatıldı. Özellikle 2016’dan sonra ciddi bir var olma mücadelesi vermeye başladık. “Biz de bir şeyler yapmalıyız” dedik. “Müziği çocuklara götürebilmek için bir belediyeye bağlı olmamıza gerek yok” diye düşündük. Kendi imkânlarımızla kurduk MA Müzik’i. Psikolojik bir mücadele verdiğimiz bu dönemde kendimizi ailelere anlattık ve bu inanılmaz bir moral yarattı.  Aram Tigran Konservatuarı sayesinde birlikte çalıştığımız 400 çocuk vardı. MA Müzik’i açarken bizi bırakmadılar. Bizim onlara müziği öğretme sözümüz vardı. Psikolojik açıdan her şeyin zor olduğu dönemde bile öğrencilerimize “müziğin sesini dinleyin” diyorduk. Bir tarafta müzik çalışmalarını sürdürme amacımız vardı, ama bir taraftan da çocuklara terapi yapıyorduk. “Her şey bitti, evinize gidin” deseydik çocuklara, müziğin toplum üzerindeki etkilerini anlatamazdık. Çalışmalarımızı çevremize duyarsızlaşmadan sürdürdük. Ne yazık ki, normal bir toplumda yaşamak nedir, biz bilmiyoruz. Sadece gündelik kaygıları olan bir toplumda yaşamak nedir, bilmiyoruz. Bugünün çocukları da maalesef çatışmasız bir toplumda yaşamak nedir, bilmiyor. MA Müzik Akademi’si böyle kuruldu. Ciddi ekonomik sorunlarımız vardı, ama yavaş yavaş kendi emeğimizle üstesinden geldik bu sorunların.

En önemli çalışmamızdan biri 2-5 yaş arası çocuklar için yaptığımız ebeveyn katılımlı dersler. Bu yedi ay süren bir çalışma. Çocuklar birçok dengbêji tanıyıp parçalarını ezberliyorlar ve bütün enstrümanlarla ilişki kurma şansları oluyor. Ve yedi ayın sonunda çocuk hangi enstrümanı çalacağına karar veriyor.

Kendi çocukluğunuzda yaşadığınız iyileşme deneyimini MA Müzik’teki çocuklara aktardığınız söylenebilir mi?

Biz bu toplum biçimini kabul etmek yerine alternatif bir yaşam biçimi sunmaya çalışıyoruz. Bu yaşananlar keşke olmasa, ama maalesef sürüyor. Hayattan elimizi çektiğimiz anda olacakların farkındayız. Yapılmak istenen insanları yaşama küstürmek ve hiçbir şey yapamayan bireyler haline getirmek. Savaş tarihlerine bakın, hep aynı şeyi görürsünüz. Piyanist filminde en kötü şartlarda bile piyano bulup çalan bir müzisyen vardır. Bu bir terapidir.

Çocuklara müzik eğitimi konusunda yaklaşımınız nasıl?

Öncelikle Kürt müziğinde kullanılan enstrümanları çocuklara öğretmeye çalışıyoruz. Gitar, flüt piyano gibi batı müziğinin enstrümanlarını da kullanıyoruz. Kürt dilinin gırtlak yapısını ve tınısını daha fazla ortaya çıkartan enstrümanlar var. Sentur, kaval, sertel, setar gibi enstrümanlarda istediğimiz tınıları yakalayabiliyoruz. Buraya gelen bazı ailelerin ilk söyledikleri şeylerden biri “ben çocuğumu piyanoya kaydetmek istiyorum” oluyor. “Peki, çocuk ne istiyor” diye soruyoruz. On yedi enstrümanımız var. Çocukların bu enstrümanları tanıdıktan sonra Kürt müziği ile bir tanışma durumu oluyor. Ben piyano çalıyorum ama hiçbir şey bana bağlamanın verdiği zevki vermiyor. Öğrencilerin tercihi keman, flüt gibi enstrümanlar da olabilir, ama bu kalıpların dışında başka enstrümanların olduğunu gösteriyoruz.
Bizim en önemli çalışmamızdan biri 2-5 yaş arası çocuklar için yaptığımız ebeveyn katılımlı dersler. Bu yedi ay süren bir çalışma. Yedi aydan sonra çocuklar birçok dengbêji tanıyıp parçalarını ezberliyorlar ve bütün enstrümanlarla ilişki kurma şansları oluyor. Öğrencilere dengbêjleri Sorani, Zazaki ve Kurmanci lehçelerinde dinlettiğimizde, daha farklı müziklerin var olduğunu anlıyorlar. Aynı zamanda pratiğin yanı sıra müzik teorisini de öğreniyorlar ve yedi ayın sonunda çocuk kendisi hangi enstrümanı çalacağına karar veriyor. Ayrıca 7-14 yaş arası çocuklar için çocuk akademisi var. Her yıl bu akademi için sınavlarımız oluyor ve sınavı geçen her çocuk bizde 2+2+2, yani 6 yıl akademik ders alıyor. Tabii çocuğun devam edebilmesi için iki yılda bir yapılan sınavlardan başarılı olması gerekiyor. Çocuk akademisinde müziğin bütün branşlarında eğitim var.

Yetişkinler için akademik müzik eğitimi

Gençlerin geleneksel Kürt müziği ile ilgili düşünceleri neler? Nasıl bir ilişki kuruyorlar?

Çocukları kendi repertuarlarını seçimi konusunda özgür bırakıyoruz. Güncel parçalara eğilim göstermediklerini gördük. Sadece enstrüman çalmayı veya şarkı söylemeyi öğretmiyoruz, müziğin tarihini ve teorisini de öğretiyoruz. Çocuklar ilk eğitime geldiklerinde onların dinledikleri müzisyenleri öğreniyoruz. Karapetê Xaço, Meryem Xan gibi klasikleşmiş Kürt sanatçıları da dinletiyoruz. Daha sonra geniş bir tartışma yürütüyoruz bu sanatçıların müzikleri ile ilgili. Sözleri ve müzikleri karşılaştırmalı olarak tartışıyoruz. Mesela Melayê Ciziri’nin bir aşk şiiri vardır. O şiir sizi tarihle, edebiyatla ve felsefeyle bütünleştirebilir. Ama bugün aşkla ilgili sözler “sen olmasan ben bittim” düzeyinde. Bu yaklaşım sadece tüketmekten bahsediyor. Çocuklara zamanla bu derinliği benimsetmeye çalışıyoruz. Şu anda bir öğrencimizle konuşsanız bu müziklerle ilgili bir analiz yapıp eleştirilerini gerekçelendirebilir.

Welat hurdacılık yaparak geçimini sağlayan bir çocuktu. Bir gün hurda arabasıyla sokakta çalışırken Aram Tigran Konservatuarı’nın ilanını görüyor ve konservatuara kaydolmaya karar veriyor. Welat piyano çalmayı hiç bilmiyordu, şu an parmakla gösterilecek öğrencilerimizden biri.

Klasik eserlerden bahsettiniz, MA Müzik olarak yaptığınız bir arşivleme çalışması var mı?  

Belediyeye bağlıyken Bîra Mûzîka Kûrdî (Kürt Müzik Hafızası) isimli konservatuara bağlı bir birimimiz vardı. Bu birim derleme çalışmaları yapıp yazılı olmayan müzikleri arşivliyorlardı. Köy köy gezip kaybolmaya başlayan şarkıları kaydedip daha sonra bu şarkıların notasyonu çıkarılıyordu. Bu çalışmaların çoğu kitaplaştı. Arşivleme çalışması hâlâ devam ediyor. Bizim öğrencilerimizin hepsi eğitmen olmuyor. Branş olarak arşivleme çalışmaları yapmak isteyen öğrencilerimiz de var.

MA Müzik Akademisi’nin bir kadın orkestrası var. Özellikle kadınlar oluşan bir orkestra kurma fikri nasıl ortaya çıktı?

Orkestra fikri kadın öğrencilerle birlikte hep düşündüğümüz bir şeydi. Mesela 8 Mart’ta kadın grupları çıkar, ama arkada enstrümanları çalan hep erkeklerdir. “Akademi olma gibi iddiamız varsa kadının potansiyelini ortaya çıkarmalıyız” diye düşünüyorduk. Şu anda MA Müzik’te kadın oranı yüzde 60. Emin olun kadınlar enstrüman çalma konusunda daha iyiler. (gülüyor) Kadınların müziğe yaklaşımı çok daha farklı. Aram Tigran Konservatuarı döneminde 30-35 kadın arkadaşla bir orkestra kurduk. O çalışmayı MA Müzik’te de devam ettiriyoruz. Şartlar sürekli değişiyor, ama iki kişide olsa bu orkestra devam etmeli diye düşünüyorduk. Şu anda 19 kişilik bir kadın orkestramız var. Kadınların müzik grupları içinde sadece estetik bir şey olmasını istemiyoruz. Bazen duyarsınız ‘’tarzımızı değiştirdik, bir kadın arkadaş arıyoruz grubumuza’’ denir. Kadın bir tarz değil bir yaşam biçimidir. Sekter bir yaklaşımımım yok cinsiyet konusuna. Burada erkek arkadaşlarla da beraber çalışıyoruz, ama kendi öz gücümüzle de bir şeyler yapmak istiyoruz.

MA Müzik Akademisi kadın orkestrası

Çocukların özne olma süreciyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Welat isimli bir öğrencimiz var. Onun hikâyesi beni çok etkiliyor. Welat hurdacılık yaparak geçimini sağlayan bir çocuktu. Bir gün hurda arabasıyla sokakta çalışırken Aram Tigran Konservatuarı’nın ilanını görüyor ve konservatuara kaydolmaya karar veriyor. Welat piyano çalmayı hiç bilmiyordu, şu an parmakla gösterilecek öğrencilerimizden biri. Welat, kendi hayatını kendisi değiştirdi. Biz bunu yapmak istiyoruz. Ekonomik şartlarından ötürü hiç okula gidememiş öğrencilerimiz var. Savaş şartlarından ötürü yerinden edilmiş öğrencilerimiz var. Sosyolojik durumdan kaynaklı okuyamayan veya sistemi reddedip okula gitmeyen öğrencilerimiz var. MA Müzik’te çok çeşitli sınıfsal veya kültürel aidiyetlerden gelen öğrenciler var. Hepsi aynı düzeyde eğitim alıyor. Herkes birbirine yakın ve denk. Başka eğitim kurumlarında bir sınıf ileride veya geride olanlar birbirinden ayrılır. Bizde hiç okula gitmemiş bir öğrenciyle iki üniversite bitirmiş öğrenciler aynı sınıfta eğitim görüyor. Her çocukta farklı bir potansiyel var ve bunu açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Biz burada eğitmenlere de eğitim veriyoruz. Bu pedagojik yaklaşımın önemini anlatıyoruz. Çocuğa yaklaşımı ve onun üretkenliğini ortaya çıkarmaya çalışan bir ders bu. MA Müzik apayrı bir dünya. Bir alternatif olmaya çalışıyoruz. Buradaki çocuklara herhangi bir şart koymuyoruz. Çalışmalarımızı çocuğa sunuyoruz ve zamanla gelişimini görüyoruz. Mevcut sistemi kabul edip bununla yetinen bir sistemimiz yok. MA Müzik’te dokuz eğitmen var ve herkes bu pedagojik yaklaşıma çok dikkat ediyor. 

Son söz?

Müzikle ilgilenen kişiler olarak gençlerden istediğimiz şeyler var. Bazen bir işin içine girdiğiniz zaman imkânsız denen bir şeyin olmadığını görüyorsunuz. Elimizde buna örnek olacak onlarca tecrübe var. Sanat bunun en büyük parçasıdır ve yaşamın her alanına yaymamız gerekiyor.

Kaynak: BİR ARTI BİR   (Söyleşi: Anıl Olcan)

İlginizi çekebilir