‘Anneme yalnızca annem olarak yaklaşmamam gerektiğini öğrendim’-Ahmet Tulgar

Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in cezaevinde başlattığı açlık grevi bir ayı aştı. Açlık grevi, grevdeki kişinin yakınları için de zor bir süreç. Gazeteci Sabiha Temizkan, Leyla Güven’in kızı ve annesini cezaevinde düzenli ziyaret ediyor. Sabiha Temizkan’a bu süreci ana kız nasıl geçirdiklerini ve siyasi kimliğinin dışındaki Leyla Güven’i sordum. Sabiha Temizkan bana bir halk kahramanının, bir siyasetçinin yanı sıra fedakâr bir annenin ve bir “süper babaanne”nin portresini sundu.

Leyla Güven bir siyasetçi olmanın yanı sıra artık bir halk kahramanı. Uğradığı adaletsizlik ve cezaevindeki direnişi ona olan sevgiyi daha da artırdı. Siz onun direnişini hem kızı hem de bir gazeteci olarak takip ediyorsunuz. Ziyaretleriniz nasıl geçiyor, anlatsanıza.

Ne güzel ifade ettiniz, “Halk kahramanı”. Annem benim de kahramanım oldu hep ama hiçbir zaman yalnızca benim kahramanım olmadı. Kocaman bir kucağı var onun ve etrafındaki herkese dokunmak ister. Ziyaretlerimde de bunu görüyorum. Diğer tutukluların yakınları annemle bir cümle olsun konuşmak isterler, sarılmak isterler ve bana pek vakit kalmaz bu nedenle. Konuşacak çok şeyimiz olmasına rağmen ikimiz de bu durumdan yakınmayız. Çünkü ben ‘Leyla Güven’in kızı’ olmaya o da yalnız benim annem olmamaya çoktan alıştı. Açlık grevine başladıktan sonra yaptığım ilk ziyaret de anlattığım gibi geçti. Ama yaptığım son ziyarette annemle farklı bir bölümde görüşmek zorunda kaldık. Çünkü açlık grevinin 26. günüydü ve hijyenik bir ortamda görüşmemiz gerekiyordu. Çok güçlü görünmeye çabalıyordu. Çelik gibi bir iradesi olduğunu biliyorum da o fiziki olarak da iyi olduğunu anlatmaya çalıştı bütün görüş boyunca, ben üzülmeyeyim diye. Avukatlarıyla yaptığı her görüşmede bana haber yolluyor, ‘iyi olduğumu söyleyin’ diye. Annelik böyle bir şey galiba.

Mücadele eden bir annenin kızı olmak nasıl bir şey? Leyla Güven ikisini birden nasıl yürüttü? Annelik ve direniş bir arada nereye kadar mümkün? Sizin gözleminiz nedir?

Zor aslında… Ben ortaokula gidiyordum annem bu mücadeleye başladığında. O günden sonra anneme yalnızca annem olarak yaklaşmamam gerektiğini öğrendim. Annemle biz her zaman arkadaş gibiydik aslında ama bir mücadele kadınının kızı olmanın daha farklı sorumlulukları vardı. Annem bir siyasetçiydi ve herkes benden onun kızı gibi davranmamı bekliyordu. Kıyafetimden yaşam tarzıma kadar sürekli anneme “yakışıyor muyum?” diye değerlendiriliyorum. İyi tarafı ise annemi çok seven herkes bana da canı gönülden sarılıyor ve hiç yalnız hissetmiyorum. Annem hem bir anne hem de bir mücadele kadını. O hep mükemmel bir anne oldu ama mücadelesi nedeniyle zaman zaman ben ve kardeşimle yeterince ilgilenemediği oldu. Biz anneliğin yalnızca evde yemek pişirmek, çocuklarını giydirip okula göndermek olmadığını çoktan öğrenmiştik annemden. Erken yaşta ayaklarımızın üzerinde durmayı da öğretti bize. O yüzden bizim için böyle bir kadının çocukları olmak onun için de annelikle mücadeleyi bir arada yürütmek çok zor olmadı. Tabii ben hâlâ ara ara takılırım anneme, keşke sen de diğer anneler gibi sadece bizimle ilgilenseydin, bize yemek yapsaydın, kızınca terlik fırlatsaydın diye. Ama bu direniş sırasında anneliğinin çok öne çıktığı anlar oluyor. Çünkü o bir halkın barış içinde yaşaması için canını ortaya koydu ama ailesinin üzülmesine de gönlü hiç elvermiyor. İçinde kopan fırtınaları hissedebiliyorum.

Sosyal medyada annenizle bir fotoğrafınızı İshak (Karakaş) gördüğünde ‘nasıl bir mutluluk’ dedi. Özleme nasıl dayanıyorsunuz?

Annemle kucaklaştığımda bütün sorunlarımın sona erdiğini düşünürüm hep ve inanılmaz bir huzur kaplar içimi. Annemle olan bütün fotoğraflarımızda gözlerim bir ayrı parlar. Onun sevgisini en yakından hisseden insanlardan biri olmak, onun kızı olmak muhteşem bir duygu. Özleme gelince… Annem ben kendimi bildim bileli bu mücadelenin içinde ve biz yıllardır hep farklı şehirlerde yaşadık. Öyle her anne-kız gibi sürekli birbirimizi aramazdık. Çok özlerdik birbirimizi ama bununla yaşamaya da alışmıştık. Yan yana gelince de ben onu öpücüklerimle bunaltırım hep. Bir de kocaman bir kadın olmama rağmen annemin yanına gittiğimde hep onunla uyurum. Şimdi yalnızca haftada bir telefonda konuşuyor olmak ve istediğim zaman onun yanında olamamak çok zor geliyor. Özellikle de şimdi açlık grevindeyken… Uyuyabiliyor mu? İyi mi? Sarıp sarmalayamıyorsunuz böyle bir dönemde annenizi. Ne denir ki?

Siyaset elbette insani bir şey ve Leyla Güven kimliğinin ayrılmaz bir parçası. Ama siyaset dışındaki Leyla Güven’i de anlatmanızı isterim.

Annem 7 çocuklu bir ailenin en küçük kızı. 16 yaşında bir akrabasıyla evlendirilmiş.İki çocuk annesi ve aynı zamanda bir babaanne. 30’lu yaşlarındaydı babamla boşandıklarında ve annem ilkokul mezunu, hiç çalışmamış bir kadın olmasına rağmen kendisinden beklenen kadınlık rolünü seçmedi. Bir iş buldu, çalıştı. Bizi en güzel şekilde yetiştirmek için çırpındı. Siyasetten önceki hayatı için de bir direniş demek yanlış olmaz diye düşünüyorum. O hep bir kadın olarak kadın kimliğiyle bu toplumda yer almak için çabaladı. Ama Leyla Güven’i siyasetçi kimliğinin dışında görmek isterseniz torunlarıyla görmelisiniz bence. Böyle bir sevgi yok.İşte o sırada mücadele kadını Leyla süper bir babaanneye dönüşüyor.

Açlık grevi, grevdeki kişinin yakınları için çok yıpratıcı bir süreç. Siz ve yakınlarınız bu süreçte ne hissediyorsunuz?

Gerçekten çok zor. Annemin eylemine saygı duymakla birlikte zaman zaman ‘Neden bunu yaptı?’ demekten de alıkoyamıyorum kendimi. Çok bencilce gelecek belki ama ‘Neden benim annem?’ diye de düşünüyorum bazen. Bütün ailesi çok endişeli. Onun bu süreci hasar görmeden atlatması için elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Umudumuzu korumak için çırpınıyoruz. Hayatımda yaşadığım en çaresiz anlardan birindeyim. Fakat annemin talebi Türkiye’nin ihtiyacı olan toplumsal barışa dair olunca ona şiddetle karşı çıkmak da zor oluyor. Annem açlık grevi kararını açıkladığı duruşmada “Barış Anneleri’nden ve halkımızdan barışı getiremediğimiz için özür diliyorum” dedi. Bir Kürt kadını olarak PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kadın perspektifinden etkilendiğini ve Öcalan’ın barış için önemli bir aktör olduğunu söyledi. Yani bir toplumun barış içinde yaşaması için başlatılmış bir eylem var karşımızda. Bu eylemin sorumlusu da aslında annemi hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutan AKP iktidarı. Çünkü annem bir milletvekili ve yasama dokunulmazlığı olmasına rağmen tahliye edilmiyor. Dışarıda olsa bu talebi için yapabileceği başka türlü eylemler olabilirdi ama cezaevinde yapabileceklerinin çok sınırlı olduğunu söylüyor. “Açlık grevi içeride bir direniş biçimidir” diyor. Dolayısıyla anneme başka yol bırakmayan iktidar bu eylemin sorumlusudur.

Bir gazeteci, televizyoncu olarak ana akım medyanın ve alternatif medyanın konuya ilgisini yeterli buluyor musunuz? Tabii ikisi için ayrı ayrı soruyorum?

Yakından takip ediyorum ancak ana akım medyada annem henüz haber olamadı maalesef. Bir milletvekili bir ayı aşkın süredir cezaevinde açlık grevi yapıyor ve ana akım medya buna kör, sağır, dilsiz. Buna şaşırmıyorum da haliyle hatta aksi şaşırtırdı beni sanırım. Zaten alternatif medya diye bir mecranın varlığı Türkiye’deki basın özgürlüğü konusunda bir fikir veriyor. Alternatif medya yakından ilgileniyor annemin durumuyla. Hem benimle hem de annemle röportajlar yapıyorlar. Annemin mesajları sürekli yer alıyor alternatif medyada. Ama iktidarın hâlâ tek söz dahi etmediği, HDP dışındaki siyasi partilerin hiçbir açıklama yapmadığı bu açlık greviyle ilgili farklı kesimlerin düşüncelerine de başvurmak gerektiğini düşünüyorum.

Toplumsal mağduriyetleri yakından yaşamış bir genç kadın olarak bu ülkeden hâlâ umutlu musunuz? Umudunuzu, güleryüzünüzü nasıl koruyorsunuz?

Umut… Düş gibi geliyor bazen bu kelime bana ama en çok sığındığım yer aslında. Ayakta durmak için tek motivasyonum umudum. Çok kötü dönemlerin ardından güzel şeyler de yaşandı bu ülkede. Barışa çok yaklaştığımız anlar oldu, hem de hiç beklemediğimiz bir dönemde. Her ne kadar umudumuzu çalmaya çalışsalar da biz umudumuzu diri tutmak zorundayız sanırım.

Türkiye medya ortamını bir kadın gazeteci olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben bir Kürt kadını olarak gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Zaten Kürtseniz ve kadınsanız kendinizi tam anlamıyla ifade etmeniz hep engellenmiştir. Bununla savaşmayı öğrenirsiniz. Şimdi gazetecilik yapmak da bir mücadele biçimine dönüştü adeta. Gazetecilik faaliyetleri suç sayılıyor, meslektaşlarımız sürekli adliye koridorlarında, cezaevlerinde. Ana akımdaki meslektaşlarımız artık iktidar bülteni gibi çıkan gazetelerde ve bu dille yayın yapan televizyonlarda gazetecilik yapamamaktan yakınıyorlar. Onlar da mutsuz aslında. En önemlisi de medyadaki cinsiyetçi dil çok rahatsız edici. Bazı haberleri okurken kendimi bir “erkek muhabbeti”nin içinde sanıyorum. Neyse ki hâlâ bazı güzel mecralar ve gazeteciler var.

Anneniz cezaevinde medyayı yakından takip ediyordur. Size haber önerilerinde bulunur mu? Anneniz iyi bir haber kaynağı mıdır?

Annem dışarıdayken de gününün büyük bir bölümünü gündemi takip etmeye ayırırdı. Hatta neredeyse bütün saat başı bültenlerini izlerdi. Sanırım şimdi cezaevinde de koğuş arkadaşlarını bu konuda darlıyordur. Bana zaman zaman haber önerisinde bulunur ama kulis haber konusunda çok ketumdur. Asla ağzından tek kelime alamazsınız.

Bugün anneniz cezaevinden çıksa ilk ne yaparsınız onunla?

Onu herkesten çalıp gece onun koynunda uyurum galiba..

Hadi ona buradan da bir şey söyleyin.

Annem, can yoldaşım.. Her şey güzel olacak inanıyorum. Sen bütün güzelliğinle sarmalayacaksın yine herkesi. Güzel günler göreceğiz, biliyorum. O güzel günlerde birlikte olacağız: yan yana, el ele… Seni çok seviyorum. İyi ki varsın!

 

Kaynak :Yeniyaşam

İlginizi çekebilir