İsrailli yorumcu Frantzman, Şam-Ankara yakınlaşması söylentilerini İstiklal Caddesi saldırısı ışığında yorumluyor: “İki devlet SMO ve YPG’yi birbirine karşı oynayarak, Ankara’nın önünü açmaya ve ABD’yi bölgeden çekilmeye zorlamaya hazırlanıyor.”

Fotoğraf: Sınırda, Suruç’ta harekata hazır tanklar/JP

İsrail’in en büyük ve eski merkez-sağ gazetesi Jerusalem Post’un (Kudüs Postası) kıdemli Ortadoğu muhabiri ve Ortadoğu olayları yorumcusu Seth J. Frantzman’ın kaleme aldığı 21 Kasım tarihli “As Turkey gears up for Syria, Iraq invasion, can the US stop them?” başlıklı makale, son zamanlarda giderek güçlenen muhtemel Ankara-Şam yakınlaşması ve Erdoğan-Esad görüşmesi yorumlarını, İstiklal Caddesi katliamı ve TSK hava harekatları kapsamında değerlendiriyor. Frantzman, mevcut politik güç dengeleri çerçevesinde Şam, Moskova ve Tahran’ın Ankara’ya istediklerini neden verdiklerini, Ankara’nın Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik yeni bir harekatının önünde neden ABD dışında hiçbir engel kalmadığını yorumluyor. 

Türkiye, terörle mücadele iddiasıyla, Suriye’ye yönelik yeni bir işgale ve muhtemelen Irak’taki harekatlarını genişletmeye hazırlanıyor. İstanbul’da kısa süre önce meydana gelen bombalı saldırıdan Suriye’deki Kürt gruplar sorumlu tutuldu, ancak görünüşe göre Ankara herhangi bir Kürt grubuyla bağlantısı olmayan bir faili tutukladı.

Ankara’nın tehditleri yeni değil. 2016’dan bu yana rutin olarak Suriye’yi tehdit ediyor ve genellikle Kürt bölgelerini hedef alan işgaller gerçekleştiriyor. Türkiye’nin Suriye politikası sadece Kürtlere saldırmak değil; aynı zamanda ABD’nin Suriye’deki rolünü azaltmakla da ilgili.

Bu, Ankara’nın asıl çatışmasının kısmen ABD ile olduğu ve Washington’un başka bir Türk işgalini makul ölçüde engelleyebilecek tek güçlü ülke olduğu anlamına geliyor. Tarih, Ankara’nın 2016’dan beri Suriye’deki Kürt bölgelerini işgal etmeyi ve yok etmeyi talep ettiğini ve ABD’nin genellikle bu işgalleri yavaşlatmayı veya engellemeyi başardığını gösteriyor.

Ankara’nın Suriye’nin
Kürt bölgelerini işgal tarihi

2011’de başlayan iç savaşın ardından, Suriye’de Rusya ve İran ile ABD ve Türkiye belirleyici roller üstlendi. İran ve Rusya rejimi desteklerken, ABD ve Türkiye Suriyeli isyancıları destekledi.

Ancak 2014’te Suriyeli isyancıların içine düştüğü kargaşa sırasında aşırılık yanlısı gruplar Türkiye’den geçerek DAİŞ ve El Kaide bağlantılı gruplara katılmaya başladılar. DAİŞ görünüşte Irak merkezli bir aşırılık yanlısı örgütken Suriye’ye yöneldi ardından Irak’a geri döndü ve iki ülkenin bir bölümünü ele geçirdi ve Êzidilere karşı bir soykırım gerçekleştirdi.

DAİŞ ayrıca Kürt bölgelerini kuşatınca ABD, IŞİD’in ilerlemesini yavaşlatmak üzere planlı bir hava bombardımanı seferberliği ve özel kuvvetlerle müdahale etti.

ABD, Irak’ta merkezi hükümet ve Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle birlikte çalışırken Suriye’de, genellikle Halk Savunma Birlikleri’nden (YPG) gelen Kürt savaşçılar arasında ortaklar buldu.

ABD, IŞİD’e karşı bir koalisyon gücü oluşturma arzusuyla YPG’nin sadece Kürtler’le sınırlı kalmayıp genişlemesine ve 2015’te Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) oluşturmasına yardımcı oldu. O zamana kadar Rusya, Suriye rejimine yardımcı olmak üzere müdahale etmişti ve isyancılar geriletiliyordu.

ABD ise hava saldırılarını durdurmuş ve isyancılara verdiği desteği azaltmaya başlamıştı. 2016’ya gelindiğinde, SDG IŞİD’i geriletiyordu, ancak Türkiye bundan hoşnut olmadı. Ankara, aşırılıkçıların Suriye’ye geçmesinin önünü açmıştı ve IŞİD’in yenilgiye uğratıldığını görmek Ankara’yı kaygılandırıyordu.

Ankara’nın Kürtlerle savaşı
Suriye’ye yayma kararı

Türkiye, 2015’te Türkiye’de PKK ile savaşırken 2016’da, YPG’nin PKK’nin bir bileşeni olduğu iddiasıyla savaşını Suriye’ye yaymaya karar verdi.

Ankara, 2016’da SDG’nin Suriye’deki ilerleyişini durdurmak üzere Menbiç yakınlarındaki Cerablus’u işgal etti ve ABD’nin Suriye’deki rolüne karşı sesini yükseltti. Donald Trump Başkanlığa geldiğinde, Türkiye ABD’ye Suriye’yi terk etmesi ve Ankara’nın IŞİD’in başkenti Rakka’yı ele geçirmesine izin vermesi için baskı yaptı ama ABD aynı fikirde değildi.

2017’de, Türkiye bu kez Suriye’yi bölmek üzere Rusya ve İran ile çalışmaya odaklandı. Türkiye, El Kaide bağlantılı HTŞ’nin öne çıktığı İdlib’i ele geçirecek ve Suriyeli isyancıları rejimden ziyade Kürtlerle savaşmak üzere Suriye Milli Ordusu (SMO) adı verilen bir vekil güce kaydıracaktı.

Ankara-Şam pazarlığı

Ankara’nın Suriye’ye teklif ettiği pazarlık, rejimin belirli bölgeleri ele geçirmesine izin vermesi karşılığında Türkiye’nin isyancıları Afrin’deki Kürtlerle savaşmaya sevk etmesi ve Şam ve Moskova’nın sınır bölgesini YPG ve SDG’ye yönelik Türk hava saldırılarına açması yönündeydi.

Rusya ve rejim, SDG’ye taraf değiştirmesi ve ABD ile değil rejimle birlikte çalışması durumunda hava saldırılarını durdurmayı teklif etti. SDG bunu kabul etmedi.

SMO’ya Êfrin, HTŞ’ye İdlib

O andan itibaren Türkiye önce Êfrin’i, oradan da Serekaniye’yi işgali planlamaya başladı. Trump yönetimiyle birlikte çalışan Ankara, Afrin için yeşil ışık aldı ve 150 bin Kürt yurtlarından sürüldü. Êfrin bir tür mafyanın elinde bir mini devlet olarak işletmesi ve terörize edip sömürmesi için SMO’ya verildi.

HTŞ’ye de İdlib verildi. 2017’de Rakka’dan kaçan IŞİD kalıntıları Türkiye üzerinden veya Suriye’nin diğer bölgelerinden İdlib’e taşındı. ABD özel kuvvetleri daha sonra IŞİD liderini 2019 sonbaharında Türkiye sınırı yakınlarındaki İdlib’de öldürecekti.

2018’de Êfrin işgalinden sonra Türkiye, Suriye’nin doğusunu işgal etme ve SDG’yi ortadan kaldırma tehdidinde bulundu. Türkiye, ABD’ye sınır boyunca bir tür “güvenli bölge” talebini kabul ettirdi. SDG savunma engellerini kaldırdı ve Türkiye devriyelere katıldı, bölgeyi daha sonraki işgaller için keşfe girişti.

2019 sonlarında Ankara, sınır boyunca bir bölgenin daha işgalini sağlamak için ABD’ye baskı yaptı ve Serekaniye yakınlarında 150 bin kişiyi daha etnik temizliğe tabi tuttu.

ABD’nin Kobanê ve diğer sınır bölgelerinden çekilmesi ve bu bölgelere Rusya ve Suriye rejiminin girmesi bir krize yol açtı. Ankara artık Astana konseptine uygun olarak ülkenin Türkiye-İran-Rusya arasında paylaşıldığı bir Suriye hedefine ulaşmıştı yalnızca ABD, bu konsept önündeki en büyük engel olmaya devam ediyordu.

ABD, sınırdaki Kürt kasabalarından güçlerini geri çekmiş olsa da, ABD güçleri Fırat Nehri boyunca varlığını sürdürdü ve İran ve Suriye rejimini bölgeden uzak tutmak üzere SDG ve Arap aşiretleriyle birlikte çalışmaya devam etti.

SDG ABD ile birlikte çalışmayı sürdürse de Türkiye, Suriye’nin doğusundaki SDG üyelerini öldürmek için insansız hava aracı kullanımını artırdı. Joe Biden yönetimi göreve geldiğinde, Türkiye işgalini Kobanê, Qamişlo, Tel Temir, Tel Rifat ve diğer bölgelere taşırma talebini ortaya koydu.

Bu, Rusya ve ABD’yle anlaşma gerektiriyordu. Ancak, bu taleplerin kabul edilmediği görüldü. Ne var ki, 2022 baharında Rusya Ukrayna’yı işgal edince Türkiye bunu Suriye’de daha geniş bölgeleri ele geçirmesi için yakılmış bir yeşil ışık olarak gördü. Rusya’nın petrol ve gaz ihracı ve yaptırımları aşmak için Türkiye’ye ihtiyacı vardı.

İstanbul saldırısı

Ankara şimdi İstanbul’daki saldırıyı başka bir işgal tehdidi için bir bahaneye çevirmiş görünüyor. Türkiye, Tel Temir’deki Hıristiyanları, Tel Rifat’taki Kürt mültecileri ve ayrıca Derik, Qamişlo, Kobanê ve diğer bölgelerde yaşayan Kürtleri terörize eden düzinelerce hava saldırısı düzenledi.

Rusya ve Suriye rejiminin, Ankara’nın saldırıları için hava sahasını açtığı anlaşılıyor.  Türkiye’nin şimdiki hedefi, HTŞ’nin Êfrin’i ele geçirmesini sağlamak ve Tel Rıfat, Kobanê ve Tel Temir’deki Kürtlere karşı savaşmak için SMO kalıntılarını kullanmaktır.

Türkiye ve Suriye rejimi, YPG ve SMO’nun birbirleriyle savaşarak etkisiz hale getirilmesini istiyorlar, böylece Türkiye ile Rusya ve İran tarafından desteklenen Suriye rejimi içeri girip ABD’ye çekilmesi için baskı yapabilecek. Ankara’nın amacı, YPG yanıt verene kadar Kürt bölgelerine saldırmaya devam etmek ve ardından SDG’yi suçlayarak Haseke ve Suriye’nin  derinliklerindeki diğer bölgelere hava saldırıları talep etmek.

Fırat kıyısında sıkışan ABD güçleri

Bu da ABD’yi zor durumda bırakıyor. İran, Irak Kürt Bölgesi’ni bombalıyor, IŞİD ve aşırılıkçılığa karşı mücadelenin anahtarı olan başka bir bölgeyi istikrarsızlaştırıyor. ABD’nin Suriye’de sayıca çok az gücü var ve bunlar Orta Fırat Vadisi’nde (OFV) yoğunlaşmış durumda. Elbukemal ve Deyrizor yakınındaki İranlı gruplar sık sık Omar sahasında, Yeşil köyde ve nehrin yakınındaki diğer bölgelerde ABD güçlerini hedef alıyor.

ABD aynı anda hem bu güçleri İran saldırılarından koruyup hem de bir Türk işgalini durduramaz. İran ve Türkiye’nin koordine olması, İran’ın Fırat’ta ABD güçlerini bağlamak için ABD’yi hedef alması, İran’ın Irak’taki Kürtlere saldırması ve ardından Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’yi vurması mümkündür.

Yeni bir işgalin eli kulağında

ABD, yeni bir işgali durdurmak için baskı kullanmak zorunda kalacak, ancak Ukrayna’daki savaş bunu zorlaştırıyor. Türkiye kendisini Ukrayna tahıl anlaşmasının garantörü ve Rusya için bir enerji merkezi olarak konumlandırdı. Ankara ayrıca İsrail’le de uzlaştı, böylece ABD-İsrail ilişkileri ve Filistin meseleleri üzerinde bir miktar etkiye sahip olabilir, belki de hem Türkiye’nin hem de İran’ın Hamas’ı desteklediği Gazze’yi ısıtmaya çalışabilir.

Bu da ABD’yi karmaşık bir duruma sokuyor. Önümüzdeki günler ve aylar, ABD’nin yüz binlerce insanın evlerini terk etmesine neden olan bir başka büyük Türk istilasını durdurup durduramayacağını gösterecek.

Ankara “terörizm” ile mücadele ettiğini iddia etse de, işgalle karşı karşıya olan ve daha çok dehşete kapılan Suriye’de bombalanan insanlardır. Onların dehşet duygusunu sadece ABD yatıştırabilir.

Kaynak: Bianet

 

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…