Alternatif Bir Futbol Kültürü Mümkün – Çiçek Tahaoğlu

Sol Açık ve Tek Yumruk, eşitlikçi, dayanışmacı alternatif bir futbol kültürü için ilk adımı attı. “Birileri Fenerbahçeli, birileri Galatasaraylı, birileri Beşiktaşlı olsun. Birileri Kürt, birileri Türk, birileri Laz olsun, birileri doktor, birileri işçi… Ama herkes kendisi olsun” diyorlar.

Futbol hep erkek egemen, milliyetçi, cinsiyetçi, ayrımcı mı olmak zorunda? Kadınlar, eşcinseller bu alanın dışında ve hedefinde mi kalacak? Futbolda tüm bu bahsettiklerime karşı alternatif bir kültür oluşturulabilir mi?

Bu sorular üzerine düşünürken, e-posta kutuma onbir taraftar grubunun imza attığı “ırkçılık, cinsiyetçi ve ayrımcı yaklaşımlar futbolun özüne yabancıdır ve zarar verir” diye bir basın açıklaması düşüyor. Heyecanlanıyorum ve bu taraftarlarla tanışmak istiyorum.

Fenerbahçe’nin Sol Açık taraftar grubundan Sevgi İlgezdi‘yle buluşuyoruz. İlk söylediği “Buraya gelirken kimi görsem, neden sarı-lacivert giyinmediğimi sordu” oluyor. “Sadece sarı-lacivert olmanın bir anlamı yok. Ben açıkçası bunu kendin gibi olanı benimseme ve diğerini reddetme noktasında ırkçılık olarak görüyorum. Tamam, sarı-laciverti çok seviyorum ama hayat rengarenktir.”

Sevgi röportaj için beni Galatasaray’ın Beyoğlu’ndaki Tek Yumruk taraftar lokali “Eski Açık Cafe-Bar”a götürüyor.

Çeşitli taraftar gruplarının yanısıra, İspanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan takımlarının ve “Endüstriyel futbola hayır”, “Makul taraftar olmayacağız” yazılı atkıların asılı olduğu bir koridordan geçip, Eski Açık’a giriyoruz.

Sol Açık’tan Özden Göksal ve Tek Yumruk’tan Ulaş Küçükbattal ve Ömür Güner‘le de buluşup sohbetimize başlıyoruz.

“Futbolda ciddi bir erk söylem var ama bu tribüne özel bir durum değil. Sokakta ne görüyorsanız, tribünde de onu görüyorsunuz” diyorlar. Futbolun toplumun hem aynası hem afyonu olduğunu anlatıyorlar.

Şike davasından “3 Temmuz olayları” diye bahsediyorlar, Galatasaray’ın yeni stadyumu Arena’ya “Yeni Ali Samiyen” diyorlar. Futbolun kitleler üzerindeki etkisinden bahsederken, “3 Temmuz” süreciyle polisin orantısız şiddet kullanımından sonunda tüm Türkiye’nin haberi olduğunu hatırlatıyorlar.

1 Mayıslarda “Renklerin Kardeşliği” olarak omuz omuza yürüyorlar. Yeri geldiğinde, birbirlerine destek olmak için diğer taraftar grubunun isminin kendi renkleriyle yazıldığı pankartlar açıyorlar.

Kısacası aradığımız, beklediğimiz, ihtiyacımız olan eşitlikçi, dayanışmacı ve alternatif bir futbol kültürünün ilk adımını atıyorlar.

Tek Yumruk ve Sol Açık birarada

Hakem Dinçdağ’ın cinsiyet kimliğinden dolayı mesleğinden uzaklaştırılmasıyla ilgili bir basın açıklamasıyla tanıdım sizi. Daha önce böyle açıklamalarınız olmuş muydu?

Sevgi: Bizim için hakemin tarafsızlığı önemli. Yani bu herşey için geçerli, ben bir yayını, bir gazeteyi takip ederken haberine bakarım, tarafsızlığına bakarım. Haberi yapanın kimliği beni ilgilendirmez. Toplum cinsiyet açısından kapalı ve korkuları olan bir toplum. Benimsemek yerine dışlamayı tercih ediyoruz.

Biz 1 Mayıs’ta bir pankart açtık, ne dediğimize bakmadan bize marjinal dediler. Kimsenin merak etmek, anlamak gibi bir derdi yok.

Sol Açık’ın kadınları olarak bütün 8 Mart’lara, kürtaj eylemlerine katıldık. Evet söylemlerimiz futbolla beraber erk bir söylem oluyor ama bu aslında egemen olan erk olduğu için oluyor. Galatasaraylıyız, Fenerbahçeliyiz, Beşiktaşlıyız ama bütün bunların farkındayız, düşünüyoruz.

Galatasaraylıların barında buluşmak istemeniz şaşırtıcı geliyor ilk başta. Çünkü Galatasaray-Fenerbahçe denince insanın aklına bir karşıtlık geliyor. Ama burada öyle bir şey yok.

Sevgi: Bu hayata renk katan bir şey. Ayrıntılar insanı güzelleştirir. Ben herkes gibi olmak istemiyorum, herkesin benim gibi olmasını da istemiyorum. Herkes aynı olursa dünya çok renksiz olmaz mı?

Birileri Fenerbahçeli, birileri Galatasaraylı, birileri Beşiktaşlı olsun. Birileri Kürt, birileri Türk, birileri Laz olsun, birileri doktor, birileri işçi… Ama herkes kendisi olsun. Zaten tahammül etmeyi öğrenmek lazım. Aslında ‘tahammül’ de çok kötü bir kelime. Birbirimizi farklılıklarımızla kabul edebilmemiz lazım.

Tamam, taraftarlar arasında birbirine laf da sokmayı sevdiğin bir durum da vardır ama spor biraz böyle bir şey.

Tek Yumruk ve Sol Açık kaç kişi?

Ulaş: Tek Yumruk’da aktif olarak yaklaşık 100 kişi var. 1000’in üzerinde de maddi-manevi takipçi ve destekçimiz var.

Sevgi: Sol Açık’ta 200 aktif üye var. Taraftar sayfası takipçisi olarak baktığımızda 8 bine yaklaştık.

Destekçilerinizin ne kadarı kadın?

Ulaş: Net bir sayı veremem ama aktif üyelerimizin yüzde 40’ının kadın olduğunu söyleyebilirim.

Sevgi: Aynen. Ama bizde yönetim kadrosunda kadınlar olarak biz biraz edepsiziz, sayımız az olsa da baskın çıkıyoruz.

Eskiden “Ne sağcıyım, ne solcu, futbolcuyum futbolcu” diye bir slogan vardı. Artık bu çöktü sanırım. Politik eğilimleri olan, muhalif taraftar grupları ortaya çıktı.

Sevgi: Egemen güç neyse onun söylemi devam ediyor. Askerler öldüğünde 50 bin kişilik stadlardan “şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganları geliyor. Bu da politik bir şey aslında. Ama egemen olanı söylediğinizde, toplumun genel kabulü bu yönde olduğu için politik olarak görülmüyor.

Şimdi politikayı Tek Yumruk ya da Sol Açık gibi muhalif grupların tribüne soktuğunu savunuyorlar, bu da onlar gibi düşünmememizden kaynaklanıyor.

Ulaş: Aynen öyle. Galatasaray tribününde 2000’den beri süregelen bir UltrAslan var. Onlar kendilerini politikadan uzak taraftarlar olarak tanımlıyor ama bu sözde kalıyor. Maçlarda bozkurt işaretleri yapıyorlar, bayrak açıyorlar.

Diğer taraftar gruplarıyla ilişkileriniz nasıl?

Ulaş: Bizim UltrAslan’la ilişkimiz çok mesafeli. Çıkış noktamızda bize çok baskı kurmaya çalıştılar, hala kabullenemiyorlar.

Sevgi: Bizim de Genç Fenerliler ile ilişkimiz böyle. UltrAslan’ın Tek Yumruk’la ilgili saçmasapan açıklamalarını okumuştum.

Ulaş: Yeni stadın açılışında başbakanın ıslıklanması hem kulüp hem medya tarafından Tek Yumruk’a maledildi. Emniyet, terörle mücadeleye sevkedileceğimize dair açıklamalar yaptı.

Sevgi: Çünkü yıllardır bu tribünlerine bir sürü insan geldi ve kimse ıslıklanmadı. Artık sol eğilimli taraftar grupları olduğu için, “bunu yapsa yapsa bu çocuklar yapmıştır” diye düşündüler.

Peki bu muhalif taraftar grupları nasıl ortaya çıktı? Bir ihtiyaç mı oluşmuştu?

Ulaş: Evet. Yıllardır tribüne gidiyorsunuz, bir takıma gönül veriyorsunuz. Onun baskın bir taraftar grubu var, sizin siyasi görüşünüzü, benliğinizi hiçe sayarak tezahüratlar yapıyor, üzerinizde baskı kurmaya çalışıyor. Bu da bir ihtiyaç doğuruyor. Artık yeter, diyorsun. Benim yanımda da benim dilimden anlayan, benim gibi konuşan insanlar olsun. İnsanlar internet üzerinden birbirini bulmaya başladı ve birlikte maç izlemeye başladık. Yavaş yavaş büyüdük.

Bu sırada şunu da söylemek lazım, burada Türkiye’nin en egemen takımlarının taraftarlarıyız. Bu çok büyük bir hegemonya ve Türkiye’deki tüm mafyatik, ekonomik ilişkilerin odak noktası. Bu da bizi çelişkiye düşürüyor zaman zaman. Hem bu takımı tutup hem nasıl muhalif olunur gibi dışarıdan gelen haklı eleştiriler oluyor.

Sevgi: Bunlara duruşumuzla, yaptıklarımızla cevap vermeye çalışıyoruz.

Biraz da “tribün kafasından” bahsedelim. Nasıl oluyor da o tribüne girdiği andan itibaren insanların içindeki milliyetçi, cinsiyetçi, istemediğimiz “en”ler ortaya çıkıveriyor?

Sevgi: O tribünde özgü bir şey değil ki. İnsan dışarıda nasılsa tribünde de öyle. Ben öyle bağırmıyorum mesela.

Ulaş: Ben buna katılmıyorum. İster istemez oluyor. Ne kadar uzak durmaya çalışsak da, o fanatizm insanı sarıyor. Diğerleri kadar olmasa da sen de bağırıyorsun.

Tribündeki egemen gruplar dışındakilerle etkileşiminiz oluyor mu?

Ulaş: UltrAslan bir sürü grubu kendi bünyesinde toplamaya çalışıyor. Örneğin Karşı, Parçalı gibi normal hayatında ve tribünde muhalif olan, ama UltrAslan’ın içine eklemlenmiş gruplardı. Şimdi bu insanlar bizim hareketlenmemizden sonra ufak ufak hareketlenmeye başladılar, bazı şeylerin farkına vardılar ve ayrılmaya başladılar.

Sevgi: Bence Tek Yumruk o tribünde cesaret verici bir unsur. Bizde de Vamos Bien uzun zamandır tribünlerde olan muhalif bir grup. Bunun tribüne bir etkisi oldu. Örneğin bir Samsunspor maçında insanlar “şehitler ölmez” diye bağırırken, biz barış işareti yaptık. Ondan sonra bir sürü insan bizi buldu. Varlığımız onlara da cesaret veriyor bazen.

Tribünde sizi en çok rahatsız eden şey ne?

Sevgi: Bir kadın olarak hemen söyleyebilirim, erkek milletinin kendini bu kadar cinsel içerikli küfürlerle ifade edebiliyor olması.

O zaman erkeklere soralım.

Ulaş: Muhalefet etmek için söylemiyorum ama sadece kadınların alındığı maçlarda karma seyircinin olduğu maçlarda da aynı küfürler ediliyor. Türkiye’de kadın taraftar profili de böyle. Ayrıca bu sadece maçta değil, hayatta da böyle. Küfürler kadın üzerinden kuruluyor. Bu başlı başına bir tartışma konusu.

Sevgi: Bu egemen gücün erkek olmasıyla alakalı. Kadınlar toplumda kendilerini ifade edebilmek için maalesef erkek gibi davranıyorlar. Bu anlamda kadınlara da kızıyorum.

Ömür: 1980’e kadar insanların beraber maç seyrettiği, en büyük küfrün “hakeme gözlük, eline sözlük” olduğu bir futbol kültürü vardı. Ama 80 sonrası vahşi bir şekilde küfür başladı. Tribünde kendini ifade etmek isteyenlerin küfür kullanması temel bir nokta haline geldi.

Tribünde kalabalık ve kitle ruhunun getirdiği şeyler var. Mümkün olduğu kadar olmaması için herkes elinden geleni yapıyor. Açıkçası ben kendi ablam maça gideceği zaman endişeleniyorum. Çünkü ortamı biliyorum. Ama artık kadınlar tribündeler, her yerdeler. Bu çok iyi bir şey, tribünü, oradaki erkekleri de olumlu etkiliyor.

LGBT’ler var mı aranızda? Maça gelmek isteseler sizin gruplarınızla gelebilirler mi?

Sevgi: Üyelerimiz arasında yok. Onların da o çekingenliği kıramıyor olması gibi bir sorun da var. Bunun için bir çağrı yapmak bile anlamsız, tabi ki gelebilirler. Biz Sol Açık olarak iki yıldır Onur Yürüyüşü’ne katılıyoruz. Onlar da tribünlerde yanyana durduklarında onların varlığından rahatsız olmayan insanları gördükçe, güven duyup gelecekler.

Ulaş: Bu bir süreç aslında. Sol muhalefet dahil homofobi her yerde çok yaygın. Bu yeni kırılıyor, LGBT bireyler daha çok görünür olmaya, seslerini yükseltmeye başladılar. Beş altı sene içinde taraftar örgütlenmeleri daha çok büyüyecek, maça gelmek isteyen LGBT’ler kendini daha rahat hissedecek.

Ömür: Kadınlar ve LGBT’ler tribüne kendilerini çok uzak hissediyorlar. Bu durum bir alternatifi de görmemiş olmalarından kaynaklanıyor. Ama artık tribünde eşcinsellerin olmasına bizim içimizden bir tepkiyle karşılaşacağına inanmıyorum.

Seyircisiz maçlara sadece kadın ve çocukların alınması konusunda ne düşünüyorsunuz? Ceza olarak algılanmak kadın taraftarların sinirini bozmadı mı?

Sevgi: Maça bedava girmek süper, her maç bedava olsun. Ama burada ceza unsuru olarak görülmek çok cinsiyetçi bir tavır. Erkek taraftarlar art niyetli olmasa da bu konuyu gözardı ediyor. Erkeklerin de tribünlerdeki erkek egemen kültür konusunda biraz kafa yormaları, buna karşı bir söz söylemeleri gerektiğini düşünüyorum.

Kafa yoruyor musunuz?

Ömür: Çok yeni daha. Muhalif gruplar 2000’lerde oluşmaya başladı. Dünyada çok gelenekli ve köklü taraftar grupları var. Türkiye’deki koşullardan dolayı bu noktaya gelemiyoruz bir türlü. Ama biz bunun öncüleriyiz, yavaş yavaş arkamızdan gelecek gruplarla daha farklı bir futbol kültürü oluşabileceğini göstereceğiz.

Peki nasıl geçti seyircisiz maçlar?

Sevgi: Ben ilk maça ne olacak diye büyük bir merakla gittim. Kadınlar nerede oturacaklarını, ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Çok kalabalık değildi ama Trabzonspor, Beşiktaş, Galatasaray formalı kadınlar vardı. Bence çok güzel bir maçtı. Tribünde örgü örenler, kucağındaki küçük televizyonda dizi izleyenler…

Üçüncü maça gittiğimde kadınlar “biz tezahürat yapmayı bilmiyoruz”u kabul etmişlerdi ve Fener tribününe Beşiktaşlı bir amigo kadın gelmişti. Bunu erkek tribününde göremezsiniz. Çok hoştu.

Ama başka bir maçta, başka bir stadda, bir kadının forması üzerinden çıkarıldı, polis üzerinde sadece sutyeniyle kalan kadını bayrağa sararak staddan çıkarttı. Maalesef bu da sadece kadınların olduğu bir maçta yaşandı.

Futbol kültüründe belirleyici olan unsur ne? Federasyon mu, kulüpler mi, taraftarlar mı?

Ömür: Son zamanlarda kesinlikle kulüpler. Çünkü bu işin kaymağını yiyen kurum onlar. Futbol “basit” bir oyun değil.

Örneğin 3 Temmuz sürecinden itibaren Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarları arasında inanılmaz bir gerginlik yaratıldı. Futbol bu kadar ciddi paraların söz konusu olduğu büyük bir endüstriyken, sadece takımını destekleyen taraftar modeli kalmıyor. En ufak bir olayda, kulüpler yaptıklarını taraftar baskısıyla açıklıyor. Aslında taraftarın arkasına sığınıyorlar.

Medya ne kadar etkili sizce?

Ömür: Spor basını bu ekonomiyi döndüren çarkın bir parçası. Futbol dışında hiçbir spora yer ayrılmıyor. Televizyonda da böyle, istedikleri tartışmanın çıkması için çağıracakları insanlar belli.

Sevgi: AMK diye bir gazete var bu ülkede! Ne kadar etkili olduğu belli.

Özden: Bu gazeteyle her gün kadınlara hakaret ediliyor. Biz kızsak da birçok insan buna gülümsüyor.

Tavır olarak beğendiğiniz futbol yazarları var mı?

Uğur Meleke, Kanat Atkaya, Ali Ece, Bağış Erten, Doğan Durgun, Tan Morgül…

Futbolcu var mı?

Ömür: Yok. Çok küçük yaştan itibaren çok kapalı bir kutunun içinde egemen ideoloji ile yetişmesinden kaynaklanıyor olabilir.

Sevgi: Olmamasının bir nedeni de onların bu sistemin getirilerinden mutlu olması galiba. Arda Turan bir kere Kürtlerle ilgili bir açıklama yapmıştı ve çok şaşırarak okumuştuk. Şaşırmakta ne kadar haklı olduğumuzu, kendisi daha sonra Mehmet Ağar’ı ziyaret ederek kanıtladı.

Ulaş: Yakın zamanda Bursaspor’a sol söylemli Ivan Ergiç gelmişti.

Özden: Sonra zaten bu söylemleri yüzünden kapının önüne konuldu.

Siz nasıl tezahürat yapıyorsunuz? Farklı mı oluyor tribünün geri kalanından?

Ömür: Bir alışkanlık gereği eski marşlara yaslanıyoruz. Çünkü tribünün bir ritmi, bir dinamiği var. Tezahüratın tribünü kaplaması gerekiyor. Çoğu zaman küfürlü tezahüratlara katılmıyorsun ama sonuçta ister istemez tezahüratlara eşlik ediyorsun.

O zaman son cümlelerinizi alalım.

Ömür: Tribünü sevmek, orada bulunmak, kendin gibi insanlarla o coşkuya katılmak güzel bir şey. Bu yüzden, o sevdiğimiz taraftarlık kültürünün hiçleşmemesi için bizim gibi insanların orada olmasını önemsiyorum.

Özden: Birkaç takımdan az az, ama muhalif taraftar gruplarıyız. Egemen tarafta olmamak belki de daha iyi. Dünyaya aynı taraftan baktığın insanlarla futbolun çoşkusunu paylaşmanın dışında da belli olaylara tepki göstermek, tutuklu gazetecilerin, örencilerin yanında olmak, iş cinayetlerine karşı durmak, erkek egemen bir sporun içinde kadın olarak varolmak güzel.

Sevgi: Benim gibi olan insanlarla nabzımın aynı atma hissini çok seviyorum. Tribün başka bir coşku. Açtığınız pankartla muhalif duruşunuzu, vicdanınızı koruyorsunuz. Sokakla tribün arasında bir fark yok. Ama bizim bütün bunlar için söyleyecek sözümüz var. Sayımız az da olsa, nitelik nicelikden daha önemli. Adana Demirspor olsun, Nurtepe olsun, Tek Yumruk olsun, Halkın Takımı olsun, bunlar boyun eğmeyen arkadaşlar. Onlarla maç dışında bir şey yapabilmek de çok keyifli.

Ulaş: Türkiye’de sol muhalefetin futbolla yeni tanıştığı bir süreçteyiz. Biz dirayetli olursak, futbol kültürü bundan 10-20 sene sonra çok daha farklı bir boyuta taşınacak. Futboldaki sistemin, endüstrinin istediğinin dışında söz söyleyen tribünler artacak. Önemli olan bu nicelik atrışında niteliği koruyabilmek. Futbol, Türkiye gündeminin odak noktası olduğu için, insanları etki altına alabiliyor. Bizimkisi önemli bir girişim.

Kaynak: Bianet (21 Temmuz 2012’de yayınlanmıştır.)

İlginizi çekebilir