Özgür Denizli

Almanya’nın Erdoğan rövanşı – Ayşegül Karakülhancı Duman

Erdoğan’ın yeni Batılı dostlara ihtiyaç duyması kaçınılmaz oldu. Almanya, Fransa ve AB, ABD başkanı Trump’tan ve izlediği politikadan memnun değil. Fakat bu Ankara için sadece küçük bir kolaylık sunuyor.

Türkiye, liranın hızla değer yitirmesiyle beraber somut bir ekonomik krizle karşı karşıya kalınca rotasını tekrar AB’ye çevirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan 28 Eylül’de Almanya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirecek. Erdoğan’ın ziyareti öncesinde de her iki ülkenin heyetleri karşılıklı görüşme halindeler. Erdoğan’la görüştükten sonra da diplomasi trafiği devam edecek. Almanya Başbakanı Merkel ve Dışişleri Bakanı Heiko Maas ile yapılan görüşmelerden Erdoğan’ın işine yarayacak bir pozisyonda ve de güçlü çıkabilmesi için kimi riskler alması gerekiyor. Maas, iki ülke arasında ilişkilerin normalleşebilmesinin ilk şartının Türkiye’de cezaevlerinde tutulan 7 Alman vatandaşının serbest bırakılması olduğunu söyledi. Sosyal Demokrat Parti’li (SPD) bakan, “Bu davalar çözülmeli” dedi. Maas, söz konusu yedi vatandaşın tutuklanmasının anlaşılamaz olduğunu açıkça belirtti. Almanya, vatandaşlarının siyasi nedenlerle tutulduğundan emin. Maas’ın önümüzdeki Çarşamba Ankara’da temaslarda bulunacağını biliyoruz. Berlin taleplerini bu ziyarette daha detaylı dile getirecek. Türkiye elbette Almanya’nın karşılıksız bir yardımda bulunmayacağını biliyor. Ancak Maas’ın direkt olarak bu isteğini kamuoyuyla paylaşmasıyla Erdoğan Merkel’le yapacağı görüşme öncesi ilk darbeyi almış oldu. Federal hükümet henüz bir mali yardımda bulunma konusunun gümdemlerinde olmadığını dile getirdi. Şimdilik başlıca hedef ilişkilerin normalleşmesi. Erdoğan’ın bakanları kararlı bir AB reformu yürüteceklerini açıklasalar da bu hem AB’ne hem de Almanya’ya ne inandırıcı ne de heyecan verici geliyor. Bu sadece Erdoğan’a iç politikada yerel seçimlere kadar elini rahatlatacak bir fırsat ve propaganda alanı açacak. Bir süre tekrar AB hedefi ile kamuoyunu oyalayabilir.

Erdoğan Almanya ile aralarında hiç bir sürtüşme yaşanmamış gibi davransa da Nazi benzetmelerinin, Almanya’nın teröre destek verdiğini söylemesinin üzerinden henüz bir yıl geçti. ABD ile ilişkilerin zora girmesi üzerine Erdoğan’ın yeni Batılı dostlara ihtiyaç duyması kaçınılmaz oldu. Almanya, Fransa ve AB, ABD başkanı Trump’tan ve izlediği politikadan memnun değil. Fakat bu Ankara için sadece küçük bir kolaylık sunuyor. Dış politikada yön değişikliği yapıyorsanız stratejik hesaplamalarınızın da bunun ardından gelmesi gerekir. AB reformlarını 2007’de de ‘büyük bir çabayla’ yapmaya çalışan Erdoğan’ın bugün geldiği noktaya bakacak olursak Türkiye’nin böyle bir planı var mı doğrusu şimdiden kestirmek zor. Hele de Türkiye’de OHAL kalkmış olmasına rağmen Cumartesi Anneleri’ne karşı gösterilen kaba kuvvet, ülkede hala hak ihlallerinin yaşanıyor olması, İçişleri Bakanı olarak Süleyman Soylu’nun seçilmesi, Erdoğan’ın damadının Maliye ve Hazine Bakanı olarak atanması pek de AB’yle yakınlaşmaya gerçekten kararlı bir ülke resmi çizmiyor. Ancak şu anki şartlar dahilinde her ne kadar Erdoğan zaman zaman Türkiye’nin NATO ve Batıdaki ortaklara muhtaç olmadığını, başka ittifaklarda kurabilecek güçte bir ülke olduğunu söylese de Batılı müttefiklerine karşı Doğuda bir alternatif bulma şansı pek yok. Rusya ile Türkiye arasında yapılan ticari anlaşmalar, Rus füze savunma sistemi olan S-400’ü satın alması Rusya ve Türkiye’nin arasındaki ilişkilerin güçlü olduğu anlamına gelmiyor. Putin Erdoğan’ı ne derece müttefiki görüyor bunu İdlib’deki gelişmelere bakarak anlayabiliriz. ABD ile yaşanan krize dair bile Rusya’dan ciddi bir destek gelmedi.

ERDOĞAN PRAGMATİST AMA MERKEL DE

Almanya İçişleri Bakanı ve Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU) başkanı Horst Seehofer Merkel’in mülteci politikasının sağcı popülist parti AFD’nin (Almanya için Alternatif partisi) elini güçlendirdiği eleştirisini her fırsatta yeniliyor. Mülteci anlaşmasını tehlikeye atmak istemeyen Merkel’in bu nedenle Erdoğan’ı çok yumuşak eleştirdiği görüşünde. Seehofer, “Türkiye ile anlaşmanın temel hatası, mülteci meselesini AB üyeliği ve vize feragati ile karıştırmaktı. Eğer bu yapılmamış olsaydı Erdoğan’dan daha bağımsız hareket edilebilirdi” diye düşünüyor. Ancak Erdoğan’a karşı duyulan tüm kızgınlığa rağmen Merkel, Erdoğan’ı cesur ve açıktan eleştirmenin kimseye bir faydası olmadığına çok inanmış durumda. Bu nedenle de Mülteci Anlaşması ne kadar eleştirilirse eleştirilsin bu anlaşmanın AB’yi ve Almanya’yı mülteci akınından korumuş olduğunu görüyor ve bu nokta üzerinden de kamuoyunu hala ikna edebiliyor.

Merkel’de herkes gibi Erdoğan’ın her şeyi tekelinde topladığı pozisyonunun tehlikeli olduğunun tabii ki farkında. Zaman zaman kısık bir tondan bunu dile de getiriyor. Ancak AB’ye girmekten uzak fakat ticari ilişkileri devam ettirebilen ve göç vermekten kendisini koruyabilen stabil bir Türkiye Almanya’nın da işine geliyor. Almanya ABD’ye rağmen İran’la kısıtlı da olsa ekonomik ilişkileri devam ettirme kararı aldı. İran gibi bir rejimle dahi ilişkilerini devam ettiren bir Almanya’nın Türkiye’yi gözden çıkarmasını beklemek hayalcilik olur. Sadece bu pragmatist politikasını Almanya’da yaşayan içinde hem Erdoğan taraftarı hem de karşıtı olan 3 milyon Türkiyeli’ye Almanya’daki ortak yaşamı mantıklı bir çerçevede yürütebilmek için belli bir duyarlılıkla anlatması gerekiyor. Almanya ve Türkiye ile ilişkiler yeni bir sürece girerken her iki ülke de herhangi bir risk almak istemiyor. Öyle ki Hessen eyaletinin başkenti Wiesbaden Bienali’nin bir parçası olarak kurulan Erdoğan heykeli tartışmalara neden olunca ve büyük ihtimalle de Türkiye’nin Frankfurt Konsolosluğu’nun uyarısı üzerine kaldırıldı. Aynı duyarlılık Türkiye için de geçerli: DİTİB’e devlet yardımının yapılmayacağı açıklaması bundan 1 yıl önce yapılsaydı türlü suçlamalar yöneltilecek olan Almanya’ya şimdi tek bir sert eleştiri bile yapılmadı. Herkesin bildiği gibi Almanya için öncelikli olan konular AB sınırlarının korunması ve ticari ilişkilerin sağlıklı devam etmesi. Erdoğan içinse kurduğu yeni rejimin devamlılığı.

HER ŞEY İDLİB’DE DÜĞÜMLENİYOR

Merkel İdlib’de Suriye rejimi ile muhalifler arasında çıkacak bir çatışmadan oldukça endişeli. Yeni bir mülteci dalgası ile karşı karşıya kalmak istemiyor. Bu konuyla ilgili Almanya’nın diplomasi trafiği Rusya, Türkiye ve ABD arasında devam ediyor. Almanya Türkiye ve Suriye rejimi arasında sıcak bir çatışma olmaması için uğraşıyor. Diplomasi yoluyla bir çözüm üretilmesi için çabalıyor. En kötü senaryoya hazırlanmaya çalışıyor. İdlib’de 10 binin üzerinde El Kaide ve başka cihadcı gruplara bağlı savaşçı olduğu söyleniyor. Bunların sığınmacılarına arasına karışıp Avrupa’ya gelmelerinden endişe ediliyor.

DÜNYANIN DENGELERİ DAHA HIZLI DEĞİŞİYOR

Çok kutuplu dünya düzeninde artık hiçbir ülke sadece eski ittifaklarla vizyonunu belirlemiyor veya belirleyemiyor. Normalde asla olmaz dediğimiz şeyler oluyor. Donald Trump’ın “Önce Amerika” politikası tüm dengeleri sarsıyor. Maas, Almanya’nın yeni dış politika hedeflerini açıklarken “Avrupa artık Rusya ve Çin ile birlikte ABD’nin hasmı olarak tanımlanıyor ve eşzamanlı olarak NATO ittifakı sorgulanıyorsa o zaman bu salt retorikten ibaret bir konu değildir. Yeni bir stratejik gerçeklik oluşmakta ve bizler de bununla başa çıkmak zorundayız. Bu nedenle ABD ile yeni ve dengeli bir ortaklığa ihtiyacımız var” diyebiliyor.

NATO’nun artık işlerliğinin azaldığını gören AB Avrupa Güvenlik ve Savunma Birliğini kurma hedefine hız kazandırıyor. Avrupa dünya politikasında daha fazla ağırlığını koymaya başlayacağı yeni bir döneme giriyor. Trump’ın Avrupa’nın ekonomik ilişkileri olan ülkelere aldığı yaptırım kararları veya uluslar arası kurumlardan ABD’nin sunduğu mali yardımlarını azaltması AB ülkelerini zora sokuyor. Bu nedenle Avrupa daha bağımsız ticari ve finans politikaları geliştirmek zorunda kalacak. Türkiye ile normalleşmenin bir ayağı da buraya dahil ayrıca Merkel’in Afrika’ya, Azerbaycan’a ve Ermenistan’a yaptığı son ziyaretleri de bu çerçeve de değerlendirmek gerekiyor.

Kaynak: DUVAR

Exit mobile version