Algoritmaların dünyasında insan olmak – Ayşegül Karakülhancı Duman

Günümüzden 50 yıl önce birçok ülkede öğrenci ve işçi hareketleri en zirve zamanlarını yaşadı. 1968 kuşağı demokrasi, toplumsal özgürlük, bağımsızlık ve çevre gibi değerlere sahip çıkmıştı. Belki birçok ülkede insanlar eş zamanlı olarak zamanın ruhunu yakalayabilmiş, bilgi ve hayallerini birlikte kurgulayarak yola çıkmışlardı. Eksiklikleri ve hataları olsa da bir dönemi insan lehine çevirebilmişlerdi.

Oysa şimdi bu eş zamanlılığı yakalamak her zamankinden daha kolay olabilecekken bir türlü mümkün olamıyor. Tarihsel açıdan bakıldığında içinde yaşadığımız zaman geleceği kabaca tahayyül etmek için hiç olmadığı kadar kolay. Teknolojinin devrimci potansiyeli, otomasyon, yapay zeka, robot teknolojisi vs. artık çok büyük bir ivedilikle elle tutulur bir biçimde sıradan insanın hayatına giriyor. Tesla kurucusu Elon Musk kısa bir süre önce beyni bilgisayara bağlamak için, beyin implantlarını araştıran ve tasarlamaya çalışan bir şirketi satın aldı. Çünkü Musk, robot teknolojisine geçmediği takdirde, Tesla şirketinin varlığının, yapay zeka evreninin ortasında gereksiz hale geleceğinden emindi. Kabul edelim veya etmeyelim, insanlığı bir üst medeniyet seviyesine çıkarmak da, sosyal ütopyalar üretmek de, artık politikacıların değil, Silicon Valley (Silikon Vadisi) yatırımcılarının eline geçmiş bir alan, çünkü siyaset artık vizyon geliştiremiyor!

Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki, bunu anlamayan, kavrayamayan herkesi dışında bırakacak seviyede seyrediyor. Dijital dünyanın dışında kalan kalabalıklar, ortaya işe yaramayan yeni bir sınıf olarak çıkacak. Kabaca söylersek, insan beyni soyut düşünme yetisinin gelişmesiyle, animist inançtan, soyut yaratıcı fikrini geliştirdiyse ve her yeni dini, bir öncekinin yenilenmiş ve aktüalize edilmiş versiyonu olarak gördüyse, gelinen son aşama artık insan beyninin kendisiyle imtihanıdır: Kutsal sayılan kitapların, karmaşık tanrısal metinlerinin etrafında bin yıllardır dönüp duran insan, tanrının tam olarak ne istediğini bir türlü anlayamadığı için, tanrıyı anladığını iddia eden ruhban sınıfıyla arasında yaptığı tehlikeli sözleşmenin bir benzerini şimdi de bilgisayar programları ve android sistemleriyle kuruyor. İndirdiğimiz her yeni sistemin yükümlülüklerini onaylama tuşuna basıp, kabul ettiğimizde, o sisteme kendi bireysel tercihlerimizi öğrenme, bu tercihleri saklama ve bu bilgiyi gerekli yerlerde kullanma iznini, yani hür irademizi teslim etmiş oluyoruz.

KONTROL KAZANALIM DERKEN…

Dünya üzerinde kontrolü kazanmaya çalıştıkça, yok oluş senaryolarına daha hızlı yelken açıyoruz. Her şeyi otomatikleştirdikçe anlam arayışımızı veya anlamı kavramayı, karar alma mekanizmamızı algoritmalara teslim ediyor, karşılığında sanal varoluşlar içerisinde güç elde ediyoruz. Bilgimiz, bilinçten kopuk bir halde dolaşıyor. Birçok bilginin peşine düşemediğimiz gibi, bizi öğrenmeye sevk eden merak duygumuzu da yitiriyoruz. Bireysel tüm seçimler internet ortamında serbest pazarın malzemesi haline dönüşüyor. Demokratik seçimlerde birebir sandıklardan oy çalmalar, artık gerçekten teknolojik dünyanın gerisinden gelen ülkelerde işliyor. Bireysel bilgilerin saklanıp, ikinci eller üzerinden analiz şirketlerine nasıl peşkeş çekildiğini, son ABD seçimlerinde net bir biçimde gördük.

Google, arama motorunda gerçekleştirdiğimiz her aramayı, ikinci bir bilgi ortamında saklı tutuyor. Böylelikle Google, bireyi kendisinden daha iyi tanır hale geliyor: Bütün bilgilerimiz onun dünyasında kayıt altında. Kapitalizme karşı çıkmak tek başına yeterli değil; kapitalizmin ürettiği sınırsız teknoloji, bu teknolojinin gezegende açtığı küresel çevre sorunları bir dev gibi karşımızda duruyor. Bu teknolojiyi kullanmamak, reddetmek de mümkün görünmüyor. Dünyanın bir yarısı açlık, savaş, yoksulluk, emek sömürüsüyle baş etmeye çalışıyorken, sol ve yeni demokrasi arayışları, teknolojik ilerlemeyi kendi gündemine dahil etmek zorunda. Twitter’da politik ya da sosyal sorunlara hashtag açarak bilgilendirme yapmak, iyi niyetli çabalar olsa da, ancak bilimsel bilgiyi, teknolojik ilerlemeyi çözümlemeden gelinen noktayı bunun yarattığı ve de yaratacağı sorunları görmezden gelmek, varlığımızı ve enerjimizi buralarda harcamak, kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi görüntüsünün ötesine geçemiyor. Otomasyon, yapay zeka ve bunların yol açtığı veya açacağı sosyal dönüşümleri şimdiden görmek ve buna dair fikir ve pratik üretmek gerekiyor. Sadece otomasyonun getirdiği veya getireceği tehlikelere dikkat çekmek, egemenlerin ‘gelişme’ olarak nitelendirdiği tüm teknolojik yeniliği, insanlığı daha çok sömürebilmek için kullanışını eleştirmek, yaşanılabilir bir toplum ve dünya kurgusu için maalesef yeterli değil. Yeniden ‘insan olma’ bilgisine dönmek, insan olmanın önemli niteliklerini hatırlatan ve buna vurgu yapan politikalar üretmek de gerekiyor.

Tarihçi Yuval Noah Harari’nin de dikkat çektiği gibi, “21. yüzyılda geçmişte görülmediği kadar güçlü kurgular ve totaliter dinler yaratacağız. Biyoteknoloji ve bilgisayar algoritmalarının yardımıyla bu dinler dakika dakika varlığımızı kontrol etmekle kalmayacak; bedenlerimizi, beyinlerimizi ve zihinlerimizi şekillendirecek; cennetler ve cehennemlerden oluşan bütünlüklü sanal dünyalar yaratacaklar. Kurguyu gerçekten, dini bilimden ayırmayı başarmak, hiç olmadığı kadar zor ve hayati hâle gelecek.”

Kaynak: Gazete Duvar

İlginizi çekebilir