AKP-sonrası: Tasarılar, sorunlar – Korkut Boratav

Yeni bir Türkiye arıyorsak, yepyeni bir anayasa gerekir. 12 Eylül gericiliğinin mirası olan anayasayı kendi kuralları içinde değiştirerek değil…

AKP-sonrası: Tasarılar, sorunlar – Korkut Boratav (soL)

Millet İttifakı ile Gelecek ve Deva partileri, AKP-sonrasını görüşmeye başladı. Anlaşılan, Merkez-Sağ bir iktidar tasarlanmaktadır. Bu parti yönetimlerinin bugünkü siyasal çizgisi Türkiye için tutucu bir restorasyon anlamına gelir. ABD’nin, AB’nin, uluslararası sermayenin beklentileriyle uyumlu bir gelecek…

Saray iktidarının son dönemi, Türkiye sermaye çevrelerinde dağılmalara yol açtı. Gözetilen, ayrıcalıklı şirketler, patronlar, elbette seçim döneminde de AKP’yi destekleyecektir. Ama, Merkez-Sağ bir muhalefet ittifakının olası iktidarına sermaye blokunun direnmesi beklenmemeli.  

Bu tespitlerin dayanaklarını tartışalım. Muhalefet blokunun seçim ortamında ve sonrasında karşılaşacağı bazı önemli engellere, sorunlara da ayrıca dikkat çekelim.

İstanbul 2019 seçimleri

2019 İstanbul seçimlerinde gerçekleşen fiili işbirliği, bence, Merkez-Sol bir nitelik kazanmıştı. En önemli etken CHP’den kaynaklandı. Özellikle seçimin yenilenme aşamasında CHP tabanının, örgütünün, milletvekillerinin sol kimliği ağır bastı. Sandık güvenliği ve oyların sayımı sırasında, CHP’li gençler sosyalistlerle birlikte çalıştı. Seçim sonuçlarını koruma hareketi böylece oluştu.

Seçim listelerinde, adaylarda CHP ve İyi Parti’nin açık ittifakı, HDP, Saadet ve bazı sosyalist örgütler tarafından “dıştan” desteklenmişti. Beyoğlu Belediye Başkanlığı’na sosyalist Alper Taş’ın aday gösterildiğini de ekleyelim. Bu çok renkli birliktelik sayesinde siyaset sarkacı hafiften sola salındı ve AKP’yi İstanbul’da (ve diğer büyük kentlerde) yenilgiye uğrattı.

Başta AKP, herkes farkına vardı ki, önümüzdeki seçimler de İstanbul’daki fiilî işbirliğinin devamından etkilenecekti. Saray iktidarı bu nedenle üç cephede karşı-saldırıya geçti.

İlk olarak İyi Parti’nin HDP duyarlılığını kışkırttı. İkinci olarak sokak, meydan eylemlerini, özellikle gençlik hareketlerini OHAL vesilesiyle önledi; bastırdı. Farkındadır ki, Gezi’den bu yana “sokak” Sol’u yeşertmektedir. Son olarak da Siyasal İslam’cı söylemi (Diyanet İşleri Başkanı’nı da katarak) yükseltti. CHP yönetiminin suskunluğu sayesinde pervasızlaşarak…

Muhalefet cephesi Merkez-Sağ’a taşınıyor

Saray iktidarının belli ölçülerde başarılı olduğu söylenebilir. Kılıçdaroğlu, CHP örgütünü, militan partilileri ısrarla sokak eylemlerinden uzak tuttu. 2019 İstanbul seçimlerinin yarattığı sol ivme son buldu.

Kritik bir ölçüt, Saray’dan kaynaklanan laiklik-karşıtı söylemle ilgilidir. Hatırlayalım ki, Ayasofya töreninde Erbaş’ın kılıçlı ve saldırgan konuşmasına Millet Cephesi’nden ciddi tepki Meral Akşener’den geldi; Kılıçdaroğlu’ndan değil…

Genel Başkan ise Ekim başındaki Abant toplantısında milletvekillerini şöyle uyardı: “Diyanet İşleri Başkanlığı’nı, Başkan Ali Erbaş üzerinden hedef almayın… Sizlere, laiklik, Diyanet gibi konularda yönelik sorular sorulursa, yanıtlayın ancak polemik dilinden uzak durun. Amacımız halkın sorunlarının çözümüdür.” (Cumhuriyet, 4 Ekim 2021)

Laikliğe karşı başlatılan saldırı “halkın sorunları” dışında görülmektedir. Bu anlayış, siyasette ve hukukta İslam’ı (yani Şeriat’ı) hayata geçirmeyi açıkça savunan Ali Erbaş’a ve Saray’ın aynı doğrultudaki pervasız uygulamalarına karşı ısrarlı suskunluk ile tamamlanmaktadır.

Bu çizginin doğal uzantısı, muhalefet cephesini DEVA ve Gelecek partilerinin katılımıyla sağa taşımak olacaktır. AKP hükümetlerinin 2016-öncesinde eğitim sisteminde, kamu yönetiminde, hukuk ve siyasette anti-demokratik, İslamcı uygulamalarının sorumluluklarını paylaşan, sahiplenen Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun partileri…

‘Tutucu bir restorasyon’…

Babacan, AKP’nin 2015 öncesindeki neoliberal çizgisini kıvançla sahiplenmektedir. Bu yakınlarda verdiği “özgürlükçü laiklik anlayışını savunuyoruz” demeci de ona aittir. “Din ve vicdan özgürlüğü” ile sınırlı; dolayısıyla siyasal İslam’a açılan bir anlayış… Davutoğlu’nun ise Türkiye’yi Suriye macerasına taşıyan neo-Osmanlıcı politikalara katkıları unutulamaz.

Genişleyen muhalefet cephesi, bu özellikleriyle, Saadet’in ağırlığını artıracak; Merkez-Sağ kimlik kazanacaktır. Olsa olsa 2016’yı izleyen KHK uygulamalarını, 2017 Anayasa revizyonunu ve sonrasını telafi etmekle yetinen tutucu bir restorasyon gündemdedir.

Şimdiden duyuruluyor: “Kazanımlarımızı koruyacağız…” 2007 sonrasındaki siyasal İslamcı dönüşüm kastediliyor. CHP tabanı bir yana, İyi Parti saflarında dahi tedirginlik yaratabilecek bir restorasyon…

İktisat politikalarında muhalefet cephesinde fikir birliği tamdır: Katıksız neoliberalizme dönüş AKP’nin yarattığı ekonomik istikrarsızlığın panzehiri olarak görülmekte; bu nedenle sahiplenilmektedir. Ekonominin kökten onarımı ise sosyalistlerin ve emekçi örgütlerinin kalıcı gündemini oluşturacaktır.

OHAL altında genel seçim…

Türkiye’yi 2016 öncesine taşıyacak “tutucu” bir restorasyon dahi insanlarımızı bir nebze rahatlatır. Örneğin toplu gösterilere, protestolara polisin müdahalesine son verir. Saray da boş durmuyor; Merkez-Sağ’ın iktidar yolunu engelleme yöntemleri buluyor; işletiyor.

Bir örnek, olağanüstü halin bir “torba yasa” ile üç yıl daha uzatılmasıdır. OHAL için önerilen üç yıllık süre tesadüfî değildir; 2023 seçim tarihini de kapsayacak bir zaman aralığı…

2019 seçimlerinin OHAL koşullarında yapılması, 2023 için bir güvence getirmiyor. Sonraki iki yılda yaşadığımız OHAL uygulamalarını önümüzdeki seçim ortamına taşıyınız: Muhalefetin toplu yürüyüşleri, toplantıları, olağan propaganda yöntemleri vali kararları ile engellenecek; seçim aşamasında ek sürprizler çıkacak; YSK uyum gösterecektir.

Bu torba yasaya “OHAL koşullarında yapılacak seçimlerin meşruiyeti olamaz” çağrısıyla karşı çıkılması gerekirdi. Bu vurgulama ihmal edildi.

Bir başka sorun var. Ertelendikçe çözümü güçleşiyor. 2017’deki anayasa revizyonunda, halk oylaması ile seçilen Cumhurbaşkanı’nın en çok iki kere aday olabileceğini belirleyen hüküm korundu; ama tek bir istisna eklendi: Cumhurbaşkanı’nın üçüncü kez adaylığı için TBMM’nin kendisini yenileme (erken seçim) kararı alması gerekecektir.

Cumhur İttifakı, erken seçim seçeneğini reddetmekte ve Erdoğan’ın adaylığını tartışma-dışı tutmaktadır. Muhalefet bloku bu konuda da suskundur.

Olağan koşullarda Cumhurbaşkanı’nın üçüncü adaylığının imkânsızlığı erken seçim çağrıları ile birlikte kamuoyuna taşınmalıydı; gecikmeden taşınmalıdır. Hukuk çevreleri konuyu tartışacak; herhalde yukarıdaki yorumda birleşecektir. Bu konu 2023’e ertelenirse, seçim arifesinde bu soru ile karşılaşan YSK’nın hukuk-dışı bir olup-bitti yaratması beklenir.

OHAL koşullarının katkısını da ekleyin. Nisan 2017 Anayasa Referandumu’nda “atı alanın Üsküdar’ı geçmesi” senaryosunun tekrarı tasarlanmaktadır. Muhalefet blokunun anlaşılmaz rehaveti sayesinde…

Yeni anayasanın hazırlanması; Kurucu Meclis seçeneği…

Kötümser olasılıkların aşıldığını; AKP iktidarının son bulduğunu kabul edelim. “Tutucu restorasyon” için dahi kritik bir geçiş süreci gerekecektir. Kritik sorun, geçiş sürecinin sonrası ile ilgilidir: Yeni anayasa…

Muhalefet bloku, yeni anayasanın önümüzdeki seçimde belirlenecek TBMM’de hazırlanmasını tasarlamaktadır. Ayrıntılı, özenli bir ön-hazırlık yoktur. Güçlendirilmiş parlamenter sistem hedefi çapraşıktır. Pratik çözüm, 2010 anayasa revizyonundan hareket edilmeyi gerektirebilir. Ortaya çıkacak metnin eklektik bir “hukuk garibesi” olması mümkündür.

Yeni anayasa konusunda bu tutucu senaryoya Sosyalist Sol’un şimdiden karşı çıkması gerekiyor. Yeni bir Türkiye arıyorsak, yepyeni bir anayasa gerekir. 12 Eylül gericiliğinin mirası olan anayasayı kendi kuralları içinde değiştirerek değil…

Bu yenilenme, sermaye iktidarının sınırları zorlanarak gerçekleşebilir. Toplumumuzun sınıfsal bileşimini, ideolojik ayrışmalarını yansıtacak bir anayasa inşası, geniş, demokratik katılımla oluşan bir Kurucu Meclis (KM) ile mümkündür. 1961 Anayasası biraz da böyle bir açılımla gerçekleştiği için demokratiktir.

KM düzenlemesinin çerçevesi, ilk seçimde oluşacak TBMM’de belirlenmelidir. Muhalefet cephesinin ana bileşeni olan CHP’nin, demokratikleşme açısından önem taşıyan bu konuda uyarılması gerekiyor.

Kaynak: soL

İlginizi çekebilir