Ajlan, Türkçe pop söyleyerek üne kavuşmuş olsa da caza aşıktı. Kerim’in Kar beyazdır ölüm, ellerinden gülüm diye akıp giden şarkısı unutulmadı. Gökhan, ölümünden bir yıl önce ikinci solo albümünü yapmıştı. Bütün gitar sololarını da kendisinin çaldığı bu albüm, hâlâ Türkiye’de yapılmış en iyi albümlerden biri kabul edilir. Barış Akarsu, 70’lerin Türkçe protest rock ve Anadolu rock parçalarını söylemeyi çok seviyordu. Bir kez daha hatırlansınlar istedim.

Hedefindeki caz albümünü yapacak ses olgunluğuna kavuşmak için büyümeyi bekliyordu. Ama diğer yandan da o zaten Büyük Abla’ydı. Çok önceden büyümüştü. Kırgın ve kırılgan kadınların ve obez bir eril egonun kızlarının koruyucu savaşçısıydı. Büyük abla. Ajlan. Jeyan’ın, Özlem’in, Evren’in ve Esra’nın ablası.

Ajlan, 30 yaşına geldiğinde bir caz albümü yapmaya karar vermişti. Sesinin ancak o yaşta cazın hakkını vereceği olgunluğa ulaşacağını söylüyordu. 1990’ların genç popçular ‘boom’u ya da furyası sırasında Türkçe pop söyleyerek üne kavuşmuş olsa da epeydir otel ve gece kulüplerinde caz söylüyordu, caza âşıktı, şöhret ve paranın onu yolundan çevirmeyeceğini, saptırmayacağını vurgulardı. Yolu belliydi. Ama 29 yaşındayken henüz, bir gece karşısına çatallanan bir yol çıktı aniden, ne tarafa gideceğini bilemedi, frene bastı, otomobili mıcırlı yolda üç takla attı ve yoldan çıkıp park halindeki bir traktöre çarptı. 30 yaşına 14 ay kadar kalmışken öldü. İki Türkçe pop albümü yayınlanmıştı. Aşk Olsun ve Tutunup Kendime idi adları.

Ajlan 

Ajlan, Türkçe popun öncülerinden, ünlü şarkıcı Erol Büyükburç ile Türkan Türker’in iki kızından büyüğüydü. Erol Büyükburç’un Ajlan ve kardeşi Jeyan’ın ardından iki farklı hayat arkadaşı kadından soyadını verdiği iki kızı daha oldu. Gönül Demirkol’dan Özlem ve en uzun süre evli kaldığı Emel Büyükburç’tan Evren. (Türkan ve Gönül hanımlarla evlilikleri yasal olarak tescil edilmediği için bu iki kadını sadece kendi soyadları ile anıyorum.) Yetişkinler onları ne kadar dağıtmaya çalışırsa çalışsın, baba Erol Büyükburç’un onlara ilgi ve yakınlığı ne denli farklı ölçülerde olursa olsun, Ajlan hep büyük ablaydı ve 28 yaşında ölene kadar yoğun işlerinden ve gençlik heyecanları ve tutkularından başını kaldırıp onlar için vakit buluyor, önce dört, sonra beş kardeşi bir arada tutmaya, bir araya toplamaya çaba sarf ediyor, her sorunlarında kardeşlerinin yanında olmaya çalışıyordu.

Erol Büyükburç kızı Evren ile (Solda) Jeyan Büyükburç ve Ajlan (Sağda) 

Büyük ablalık böyledir. Yetişkinlerin kavgalı, gürültülü dünyası büyük ablaları erken büyütür. Büyük abla, kardeşleri için bir özgürleşme modeli, yetişkinlerin otoritesine karşı mücadelede bir sığınma, korunma ve destek noktası, bir koordinasyon merkezi, bir toplanma yerlemidir. Büyük abla, aileye ilişkin illüzyonlardan erken sıyrılmıştır, anne ve babasına dair tecrübelerinin ışığında kardeşlerine kalkan olur.  Ajlan, tam böyle bir büyük ablaymış işte.

Hep derim, bir, ebeveynler, yetişkinler, çocukların, gençlerin yollarına mıcır döker, bir de Kara Yolları Müdürlükleri. Bu iki tür mıcırdan geçilmez Türkiye’de.

Ajlan’ın çocukluğu da, ilkgençliği de kolay geçmemiş olmalı. Yüzündeki kalıcılaşmış sert ve hüzünlü ifade, şarkı söylerken, seyirci karşısındayken de bir buğun, bir sisin ardından görünürdü. Ama o yine de babasından gitar dersi aldığı çocukluk, evdeki binlerce plaklık arşivini su gibi içtiği ilkgençlik yıllarından özlemle bahsetmeden duramıyor. Çocuklar alternatifsizdir ne de olsa. Aile hayatı stockholm sendromu için verimli topraktır.

Sonraki yıllarda babasıyla gerilimli ilişkisi sık sık kesintiye uğrasa da, kızkardeşlerinin babanın gölgesinde toplanması, eşitlenmesi için mücadele etmekten vazgeçmiyordu Ajlan. Hatta, Erol Büyükburç’a babalık davası açan Esra Elik’e de destek oluyor, Esra’nın kardeşi olduğunu açıkça ve çekinmeden söylüyordu. Bunun kanıtlanması için test yaptırmayı kabul etmişti. Erol Büyükburç ise kendisi test için DNA vermeyi ölene kadar kabul etmeyecek ama o öldükten sonra kızlar, Esra ile görüşecek ve onu kızkardeş olarak aralarına alacaktır. Ajlan, bir gece vakti, mıcırlı bir yolda ölmeden birkaç yıl önce babasıyla görüşmeyi bırakmıştı. Ama büyük ablalığı bırakmamıştı. Evet, bir büyük ablalığı hiç bırakmadı, bir de caz ve soul müziğini. Birincisine kızkardeşleri tanıklık eder, ikincisine o gece parçalanmış otomobile ilk ulaşanlar. Öldüğü sırada otomobilinde Afrika ve Küba cazı ve soul’unun kraliçesi Gloria Estefan’ın Destiny adlı şarkısı çalıyordu.

Ajlan’ın cenazesinde Büyükburç ailesi sadece bir çelenkle temsil edildi. Cenazede bir çelenk daha dikkatleri çekti. Ajlan’ın ölümünden plak şirketi aracılığıyla haberdar olan Gloria Estefan göndermişti çelengi.

Gloria Estefan kader (destiny) desin o şarkısında, ben çocukların, gençlerin hayat yollarına dökülen mıcırdan bahsedeyim bu yazımda.

Ajlan’ın ve diğerlerinin yollarına.

Ajlan Büyükburç’un ölümünü düşünürken, Kerim Tekin’i, Gökhan Semiz’i, Barış Akarsu’yu da hatırlıyorum şimdi.

Kerim Tekin

Ajlan ile Kerim hemen hemen aynı dönemde meşhur olmuşlardı. Kerim’in Kar beyazdır ölüm, ellerinden gülüm diye akıp giden şarkısı unutulmadı. Kerim Tekin de Ajlan’dan bir yıl bir ay önce yine gece vakti bir süt tankerinin, yine mıcır çalışması yapılan bir yolda kayan bir kömür kamyonu ile çarpışıp kendi kullandığı otomobilin üzerine devrilmesi sonucunda öldü.  Yan koltukta oturan menajeri Halis Bütünley, basınç sonucu kapıları açılan otomobilden çıkarken, hâlâ hayatta olan Kerim’e nasıl olduğunu sormuş, Kerim de “iyiyim” demişti. Bütünley dışarıdan ”Beni duyuyor musun Kerim?’ diye seslenir sonra. ”Benim oturduğum koltuğa geç” der. Kerim o koltuğa geçer ve ”Gelemiyorum” der. Son sözü bu olmuştur. Kerim Tekin, öldüğünde 26 yaşındaydı. İyi futbol oynuyordu. Lise yıllarında bir amatör takımda top koşturmuştu. Ama sonra tercihini müzikten yana yapmıştı. Ardında iki albüm bıraktı: Kara Gözlüm ve Haykırsam Dünyaya.

Aynı yıl (1998) Kerim’den 6 ay önce bir başka popçu –rockçı mı demeliyim?- Grup Vitamin’in solisti ve söz yazarı, konservatuvar öğrencisi ve oyuncu, Gökhan Semiz de 29’uncu doğum gününden 5 gün sonra, 17 Ocak gecesi, içinde olduğu otomobilin Bakırköy sahilinde kontrolden çıkıp yol kenarındaki demirlere çarptığı kazada öldü. Gökhan, daha önce de bir trafik kazası geçirmiş, o kazada kapıdan atlayarak kurtulmuştu. Yine kapıdan atladı ama bu defa kafasını kaldırım taşına çarptı. Gökhan, yazdığı mizahi, komik şarkı sözleriyle Türkçe pop’a yeni bir tarz getirmişti. Ama aslı rockçıydı. O gece de bir dönem İstanbul’un rock merkezlerinden olan Kemancı Bar’dan dönüyorlardı. Otomobili M.K.K. adlı kişi kullanıyordu ve maalesef alkollü oturmuştu sürücü koltuğuna.

Grup Vitamin ile ulaştığı şöhret ve paraya rağmen Gökhan Semiz’in rock sevdası hiç bitmedi. Grup Vitamin Endişe-i Muhabbet adlı parçada Pentagram rock grubu ile düet yaptı ve bu çalışma çok beğenildi. Gökhan, ölümünden bir yıl önce İnan Ki Teksin adlı ikinci solo albümünü yapmıştı ve Grup Vitamin’inkiler gibi komedi ya da parodi pop denilebilecek tarzdaki ilk solo albümü Mikrop’tan farklı olarak bu albüm rock ağırlıklıydı. Bütün gitar sololarını da kendisinin çaldığı bu albüm, hâlâ Türkiye’de yapılmış en iyi albümlerden biri kabul edilir müzik eleştirmenlerince. Öldüğü sırada Grup Vitamin ile sekizinci albümlerini kaydediyorlardı. İyi Günler Türkiye adlı albüm Gökhan Semiz’in ölümünün ardından yayınlandı.

Barış Akarsu

2004 yılında bir televizyon kanalında yayınlanan Akademi Türkiye adlı programda haftalarca yarıştıktan sonra birinci olan Barış Akarsu da müzik kariyerinin daha başında yine yollarda, Bodrum’a beş kilometre mesafedeki Torba Kavşağı’nda, 90’ların sonundaki o kısa yaprak dökümünden 8 yıl sonra, 29 Haziran 2007’de, 28’nci doğum günü akşamında kız arkadaşı Zeynep Koçak’ın kullandığı otomobilin bir meşrubat kamyonunun altına girdiği kazada ağır yaralandı, komaya girdi ve 6 gün sonra öldü. Otomobilde bulunanlardan Nalan Kahraman kaza yerinde, Zeynep ise hastanede ölmüştü.

Barış Akarsu öldüğünde Birgün gazetesinde çalışıyordum. Barış’ın babası Selahattin Akarsu’nun 1970’lerden itibaren sosyalist mücadelenin içinde yer aldığını, bir dönem Barış’ın da dünyaya geldiği Amasra’da ÖDP’nin belediye başkanlığı adayı olduğunu, Barış’ın da gazetecilerle konuşmalarında her fırsatta solcu bir babanın çocuğu olduğunu belirttiğini orada öğrendim. Ruhi Su türküleri dinleyerek büyüdüğünü, temelinin bu olduğunu söylermiş Barış Akarsu.

Selahattin Akarsu, oğlunun ölümü üzerine büyük bir hukuk mücadelesine girişti. Torba Kavşağı’nda o güne kadar çok sayıda ölümcül kaza olmuştu. Ancak Akarsu’nun Muğla Karayolları Bölge Müdürlüğü’ne açtığı davada davalı taraf suçsuz bulundu. Barış’ın ölümünün birinci yılında halk arasında “ölüm kavşağı” denilen Torba Kavşağı’nın adı Barış Kavşağı olarak değiştirildi ve ancak iki yıl sonra çok sayıda ölümcül kaza olduğu için kavşakta tadilat başladı ve 2012 yılında bu kavşak yeniden kullanıma açıldı.

Barış Akarsu, 70’lerin Türkçe protest rock ve Anadolu rock parçalarını söylemeyi çok seviyordu. Çok da güzel söylüyordu. Geniş kesimlerce tanındığı ve birinci olduğu Akademi Türkiye yarışmasında da bunları çokça söyledi. Yarışmanın ardından yaptığı ilk albüm Cem Karaca’nın Islak Islak parçası ile aynı adı taşır.  Ama 90’ların Türkçe pop boom’unda yapılan şarkıları da söylüyordu. Yarışmanın katılımcılarından Özgür Çevik ile Kerim Tekin’in Karbeyaz şarkısını düet olarak söylemişlerdi. Barış Akarsu’nun Islak Islak dışında iki albümü daha var. Düşmeden Bulutlarda Koşmam Gerek ve Ayrılık Zamansız Gelir. Sonuncusu ölümünden sonra yayınlandı.

1990’lı yıllar Türkiye’nin sosyolojisinde önemli bir dönemeçti. Özal ve ardından gelen hükümetler bir yandan neoliberalizmin agresif, vahşi kapitalizmini darbe sonrası özgürlüğe susamış bir topluma demokrasi ambalajıyla yutturmaya çalışırken, diğer yandan toplumsal muhalefete karşı şiddet sınır tanımadan uygulanıyordu. Aynı dönemde özel televizyonlar furyası, büyük kentlerde hareketlenen gece hayatı, 2000’lerde Avrupa’nın hip şehri konumuna gelecek İstanbul’daki gençlik altkültür odakları ile kentli kitleler kendilerini eğlenceye vuruyordu.

Ajlan, Kerim, Gökhan, Barış bir kez daha hatırlansın istedim, o mıcırlı, kaygan yılları, yolları düşünürken.

Kaynak: DUVAR

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…