Ahmet Murat Aytaç: Dinsel taassubun arkasında, kamu kültürünün enkazını görüyoruz

Siyaset Bilimci Ahmet Murat Aytaç ile nefret dilini konuştuk: Neyin din içi veya din dışı olduğu öncelikle dar bir dini seçkinler grubu tarafından kararlaştırılmakta.

Fotoğraf: Ahmet Murat Aytaç

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın camide, Sanatçı Sezen Aksu’yu kastederek, “O dilleri yeri geldiğinde koparmak görevimizdir” şeklinde tehdit yağdırması bir kez daha kutuplaştırma siyasetini gündeme getirdi.

Siyaset Bilimci Ahmet Murat Aytaç ile bu  nefret dilini konuştuk. Sanatçı Sezen Aksu’nun hedef gösterilmesini Ahmet Murat Aytaç, “Sezen Aksu’nun 2017 yılında bestelediği bir şarkı üzerinden bugün patlak veren tartışma, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müdahalesiyle şimdi başka bir düzeye sıçramış gibi gözüküyor. Ancak Erdoğan’ın tehditkâr söyleminin veya sanatsal yaratımı ve genel olarak ifade özgürlüğünü hedef alan dinsel taassubun arka planına baktığımızda kamusal alanda yaşanan dönüşümün, daha doğrusu kamu kültürünün çöküşünün geriye bıraktığı enkazı görüyoruz. Türkiye’de kamusal rasyonalite Gezi Süreci’nin bastırılması ve özellikle 17-25 Aralık operasyonlarının yaratığı komplikasyonların giderilmesi amacıyla kalıcı bir şekilde tahrip edilmiş, siyasal tartışmayı düzenleyen kurallar ortak aklın ölçütlerinden ve evrensel değerlerin denetiminden uzaklaştırılmış durumdadır” ifadelerini kullandı.

Siyasal iktidarı ayakta tutan kesimlerin kutsalları, değerleri, hatta batıl inançları bile “halkın dini inançlarını koruma” kisvesi altında kamusal iletişimi düzenleyen norm koyucu kaynak muamelesi görmeye başladığına vurgu yapan Aytaç, şu değerlendirmede bulundu: “Bu çerçevede kendini İslam’a referansla tanımlayan gruplar giderek daha aktif hale gelmiş ve siyasal, sanatsal, bilimsel ve felsefi tartışmanın sınırlarını çizen, bu alanlarda söz hakkını dağıtan bir merkez rolünü üstlenmeye kalkışmıştır. Yani konu popüler kültür ürünlerinin içeriklerinin denetlenmesiyle veya Sezen Aksu’yla sınırlı değil. Hatırlayacaksınız Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrenci eylemlilikleri sırasında kutsal mekanların fotoğraflarını yerde sergilediği için iki öğrenci takibata uğramıştı. Yine Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün ders verdiği öğrencilere yaptığı bir konuşmadan hareketle kutsal değerlere saygısızlık ettiği iddiası ileri sürülmüş ve Öztürk maruz kaldığı linç sonucunda ülkeyi terk etmek durumunda kalmıştı.”

Sezen Aksu | Fotoğraf: AA

HAYATI YENİDEN DİNSELLEŞTİRME GİRİŞİMİ

İslamcı kesimlerin, Aksu’nun şarkısında geçen “Cahil Âdem ve Havva’ya selam söyleyin” sözünden rahatsızlık duyduğu, bunu dinen kutsal kabul edilmiş değerlere hakaret kabul ettiği için harekete geçtiğini anlatan Aytaç şöyle devam etti: “Bugün köklerini dini söylem içinde bulduğumuz bu türden figürlerin geçmişini biraz daha kazırsak, onları mitolojik veya tarihsel bir anlatının parçası olarak göreceğimizi savunan güçlü bilimsel teoriler vardır. Kaldı ki kökende dini olan birçok unsur zamanla genel kültürünün bir parçası haline gelebilmekte, folklorik, sanatsal veya felsefi-bilimsel tartışmalarda bir girdi niteliği kazanarak dünyevileşebilmektedir. Sadece Âdem ile Havva değil, Habil ile Kabil, Lut veya Nuh, Yusuf veya Yunus peygamberler gibi dini figürler yerine göre bir metafor, bir idea veya bir kavram olarak dünyevi tartışmaların bir parçası haline gelebilmektedir. İşte İslamcı kesimlerin böylesi tepkilerini, dini olanı sekülerleştiren bu kültürel süreçleri tersine çevirmek, onları güya ait oldukları dini çerçeve içine yeniden yerleştirmek, bu yoldan dinin hayat üzerindeki denetimini daha da arttırmak amacı üzerinden okuyabiliriz. “Havva validemiz” veya “Âdem efendimiz” türünden dini çağrışım ve değerlerle yüklü gönderimler öncelikle dünyayı ve hayatı yeniden dinselleştirme girişimlerinin bir parçası olarak görülmeli ve değerlendirilmelidir.”

DİNDAR SEÇMENE ÖZEL BİR MESAJ İLETİLMEK İSTENDİ

Erdoğan’ın açıklamasının kamuoyuna yansıma biçimi, iktidarın kullandığı siyasi propaganda tekniklerinde son dönemlerde rastladığımız bir örüntüyü dışa vurduğunu ifade eden Aytaç, “Haberin cep telefonuyla yapılmış bir video kaydına dayanması, İletişim Başkanlığı’nın basından bu açıklamanın kamuoyuna yansıtılmamasını talep etmesi ve iktidar yanlısı basının bu talebe uyarak olayı haberleştirmemesi gibi etmenlere dikkat etmek gerekiyor. Sanki cami cemaatleri üzerinden dindar seçmen tabanına özel bir mesaj iletilmek istenmiş ve bu mesajın o toplulukların iç iletişim ağları yoluyla yayılması hedeflenmiş gibi görünüyor. Yakın geçmişte iktidarın belli bir kitleyi hedef aldığı, bilginin daha çok Whatsapp grupları veya sosyal medya ağları üzerinden yayılmasını tercih ettiği böylesi enformasyon operasyonlarının başka örneklerine de rastlamıştık” diye konuştu.

ADRESE TESLİM PROPAGANDA

Esasen kamuoyunun kesin çizgilerle bölündüğü ve zıt kutuplara ayrıştığı tarihsel uğraklarda, hedef kitlesinin özelliklerine göre tasarlanmış bir mesajı doğrudan adrese teslim eden böylesi propaganda yöntemlerinin daha çok öne çıktığını  görüldüğünü belirten Aytaç şu değerlendirmede bulundu: “Bu örnekte iktidarın dindar kesimlerin kutsal ve dokunulmaz kabul ettiği değerleri korumak için tavizsiz ve sert bir tutum takınacağı, gerekirse konuşanların “dilini koparacağı” mesajı, seçilen mekân (cami mihrabı) ve kullanılan iletişim stratejileri (cep telefonu vs) aracılığıyla doğrudan ilgili kesimlere teslim edilmektedir. Yani değişik hassasiyetleri olan farklı kamusallıklar tanımlanmakta, siyasal iletişim teknikleri ve seçilen propaganda yöntemleri buna göre oluşturulmaktadır. Bir süredir toplumsal kutuplaşma orak deneyimlediğimiz siyasal durum temelde kamusal alanın farklı rasyonalitelere sahip ayrı alanlara parçalanması sayesinde mümkün hale gelmiştir. Bu parçalanmayı aşmak ancak yeni bir kamu felsefesi oluşturmak, bizi bir arada tutan bağın ne olduğunu demokratik ilkeler çerçevesinde yeniden düşünmekle mümkün olabilir.”

Milli Beka Hareketi adı altında hareket geçen İslamcı grupların toplumsallaştırdığı ve Erdoğan’ın açıklamasıyla boyut değiştiren bu tartışma bize Türkiye’de yaygın kabul gören bazı beylik görüşlere meydan okuma, onlar üzerine daha derin düşünme fırsatı sunduğu için de ayrıca önem taşıdığını söyleyen Aytaç, “Bu görüşe göre Türk toplumu dindardır, muhafazakardır ve eğer siyaseten başarılı olmak istiyorsanız yapmanız gereken şey toplumun bu gerçekliğine saygı duymaktır. Mesela siyasi söyleminizi dine saygı üzerine kurmalı, din dışı yaşam tarzları ve söylemlerle aranıza mesafe koymalı, hatta seçimlerde adaylarınızı dindarlardan belirlemelisiniz. Halbuki bu tip kriz anları bize gösteriyor ki toplum kendi başına ideolojik bir içerikle belirlenmemiştir” ifadelerini kullandı.

MUHAFAZAKARLIĞI SİYASET İNŞA EDİYOR

Ahmet Murat Aytaç, “Toplum muhafazakâr değildir, toplumu muhafazakâr olarak inşa eden siyasettir” vurgusu yaparak şu değerlendirmede bulundu: “Kutlu doğum haftası kutlamaları, kandil kutlama mesajları, mübarek cuma günü kutlamaları türünden tüm “gelenekler” siyasal İslamcılar tarafından icat edilerek topluma da benimsetilmiştir. 60lı 70li yılları yaşamış veya az çok araştırmış herkes bu dönüşümü kolaylıkla teşhis edebilir. En azından şu tartışmasızdır; neyin din içi veya din dışı olduğu öncelikle dar bir dini seçkinler grubu tarafından kararlaştırılmakta ve sonradan siyaset yoluyla topluma benimsetilmektedir. Öyle olmasaydı, yani toplum kendiliğinden dindar bir içeriğe sahip olsaydı böylesi krizler yaşanmazdı. İşte böylesi müdahaleler, yerine göre dayatma, “dilini koparma” türünden tehditler yoluyla toplum “dindar” hale getirilmektedir. Bu yüzden siyaseti görünüşte “sosyolojik”, güya bilimsel olan böyle bir toplum tahayyülü üzerine kurmak yerine, toplumu kendi siyasetimizle dönüştürmeyi hedeflemeli, böylelikle daha yaşanabilir bir dünya yaratmalıyız.”

Kaynak: EVRENSEL – Şerif KARATAŞ

İlginizi çekebilir