Ağırdır, ‘AK Parti’den kopanların henüz büyük kısmı İYİ Parti’ye gidiyor değil, hala büyük kısmı adres arıyor. Ama gidenlerin önceliği İYİ Parti’ dedi.

Kamuoyu araştırma şirketi KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, ülkedeki siyasi atmosfer, erken seçim, ittifaklar ve partilerin oy oranlarıyla ilgili konuştu.

Ağırdır, “Önemli mesele şudur: Türkiye’de siyaset çok uzun süredir 10-15 yıldır, kültürel kimliklere sıkışmıştı. Aşağı yukarı dünyada da böyleydi. Fakat pandemi, ekonomik krizin boyutları, -hükümet ne anlatırsa anlatsın- yeniden kültürel kimlik kadar sınıfsal kimliklerin de öne çıktığı, ağırlık kazandığı bir süreç çalışıyor. Dolayısıyla bu aktörleri ve partileri o kültürel kimlik ekseninde nereye yerleşiyorlar, sınıfsal kimlik anlamında nereye yerleşiyorlar ve ikisi arasında bir simetri var mı yok mu diye analiz etmek lazım. Yoksa Muharrem Bey’in karizması ağırlıklı mı, Kemal Bey’in eksik mi, Meral Hanım’ın saç rengi söyle mi, bunların çok bir önemi yok” dedi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın konuşan Ağırdır’ın söyleşinden öne çıkanlar şöyle:

Erken seçim tartışmaları gündemden düşmüyor ve son dönemde açıklanan bazı kamuoyu araştırmalarında “seçmenin erken seçim istediğine” ilişkin sonuçlar açıklandı. Sizin bu konuda araştırmanız var mı ve sahiden de seçmen erken seçim istiyor mu?

Erken seçim üzerine öyle bir araştırmamız yok. Çünkü seçmen bu kadarını bilmez. Bunu küçümsemek anlamında söylemiyorum. Ama seçmenin gündelik derdi, gündelik derdin harareti o kadar yüksek ki geçim, işsizlik, pandemi nedeniyle sorunların çözümünü ister. Seçmen “Bana ne siyasetten” demiyor, tam tersine daha çok bu işlerin siyaset marifetiyle çözüleceğini bildiği için siyasi aktörlere bakıyor, aydınlara bakıyor, bu kısmı çok da anlaşılabilir bir şey. Çünkü insanlar ve toplum hem geçim, hem enflasyon, işsizlik, hem de pandemi derdinden, hem de bu suni siyasi gerilimden çok sıkıldı doğal olarak.

‘AK PARTİ BİRİNCİ AMA HANGİ ORANLARLA?’

 ‘Ekonomik sorunu kim çözer?’ sorusuna verilen yanıtta Recep Tayyip Erdoğan-AKP birinci sırada çıkıyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Orada Erdoğan ya da AK Parti çıkıyor değil. Evet şu oluyor; “Kim çözer?” dediğiniz zaman AK Parti veya Erdoğan diyenler, CHP diyenlerden fazla ya da hala en yüksek oranda. Ama o cümlenin eksik bir tarafı var, o da şu: Zaten böyle bir adresleme yapan, seçmenin yarısı. Yani o yarının yarısı da Erdoğan diyor. Orada en birinci çıkıyor demek, toplumun Erdoğan’dan umudu var, anlamına gelmiyor. Çünkü zaten toplumun yarısının bütün bu aktörlerle bu sorunların çözüleceğinden umudu yok. Ya da diyelim oy dağılımına baktığımızda, AK Parti hala birinci parti. Ama hangi oranlarla birinci parti?

Bir dönem kendi başına yüzde 52 yapmış AK Parti’yle, bugün artık onun neredeyse ciddi kısmını kaybetmiş bir AK Parti hala birinci sırada diye tatmin olmak mümkün değil, ya da buradan bir çözüm söylemek doğru değil.

‘METROPOLLERDE YAŞAYANLAR AK PARTİ’DEN KOPUYOR VE BİR ADRES ARIYOR’

Önümüzdeki seçimlerde seçmenin oy tercihinde hangi etkenler belirleyici olacak? En çok konuşulan ekonomideki sorunlar, oy tercihlerinde büyük bir değişime neden olur mu?

Olabilir, elbette olacak da. Genellikle bilim insanlarından, araştırmacılardan, tek cümleyle hikayeyi açıklamasını arıyoruz. Gerçek öyle değil. Evet, ülkede bir grup var ki ne olursa olsun sadece dindarlığından, sadece annesinin mezarının başında Kuran okumasını bilen ve de bunu yapabilen bir cumhurbaşkanına oy verecek, koşullar ne olursa olsun. Ama bir grup da var ki ekonomik sınıflar temelinden bakacak ve yoksulluğundan, gelir adaletsizliğinden verecek. Bir kısmı seküler duyarlılıklarından dolayı veya bir başka grup da iktidarın onları bu kadar yok saymasından, duygusal kırılmadan veya öfkeden oy verecek.

Bir grubun harareti yükseliyor ama bir grup da “Bu kadar da değil, biz bu topraklarda beraberiz” diyor. Herkes bu birbirine nefret duygusuyla hareket ediyor değil. Ama örneğin, 2019 yerel seçimlerde belirleyici temel dinamik kutuplaşmanın aşk ilişkisi, sadakat ilişkisi değil, kutuplaşmanın “negatif duygu” dediğimiz, öbür tarafa olumsuzluk duygusu belirleyici oldu.

AK Parti’den adam çözülüyor, sorgulamaya başlamış örneğin, “Bu kadar da değil” demiş ya da sınıfsal ekonomik problemleri, dindarlığının önüne geçmiş, ayrılıyor ama CHP’ye oy veremiyor. Ama olumsuz duygusu da güçlü olduğu için ya sandığa gitmedi, ya da Ekrem İmamoğlu gibi kimsenin aleyhine görünmeyen pozisyondaki insanlara oy verdi. Ama CHP’ye oy vermedi. Negatif kimliklenme dediğimiz şey o.

Şimdi bizim gördüğümüz negatif kimliklenmenin de çözülmeye başladığı, muhalefet kanadındaki ittifak üzerinden o ittifakın içinde İYİ Parti’nin milliyetçileri, Saadet’in dindarları, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin eski AK Parti temsiliyeti geliştikçe artık o negatif duygu da bir aktöre yönelik olmaktan çıkıyor. Çünkü tek başına bir CHP yok karşı blokta, yine kendini iyi hissedebildiği yerden ama bugünkü iktidarın aleyhine ya da karşısına bir pozisyon alma imkanı var. Bizim gördüğümüz eğilim de budur.

CHP’nin oy artışı olmaması şaşırtıcı gelmez ama bu söylediğim dinamik nedeniyle, İYİ Parti’nin, DEVA Partisi’nin Gelecek Partisi’nin ama özellikle de İYİ Parti’nin sıçrama yapması sürpriz olmaz benim için. Özellikle metropollerde yaşayan -ki seçmenin yarısından fazlası 11 metropolde yaşıyor- kentli profillerin içine girmiş, kadını istihdamın içine bir şekilde formal, informal sektörlerde de de olsa istihdama dahil olmaya başlamış, dindar ya da muhafazakar değerleri yüksek olsa bile, artık hayatı sadece dindarlığı ya da ibadeti üzerinden görmeyen, hayatın diğer zevklerinde de arayamaya başlayan yeni kesimler AK Parti’den kopuyor ve onlar bir adres arıyor. Tabii ki temel dürtüleri sadece özgürlük olmadığı için de yine İYİ Parti, DEVA, Gelecek Partisi gibi yerlerde dolaşacaklar.

DEVA, Gelecek yükselemedikçe, ama bu iki partinin eleştirileri AK Parti’nin duvarındaki çatlakları açtıkça; o çatlaktan çıkan su, seçimi kazanma arzusu nedeniyle İYİ Parti’ye doğru akabilir. MHP’nin yapamadığını İYİ Parti yapmış oluyor. AK Parti’den kopanların henüz büyük kısmı İYİ Parti’ye gidiyor değil, hala büyük kısmı adres arıyor. Ama gidenlerin önceliği İYİ Parti.

Önemli mesele şudur: Türkiye’de siyaset çok uzun süredir 10-15 yıldır, kültürel kimliklere sıkışmıştı. Aşağı yukarı dünyada da böyleydi. Fakat pandemi, ekonomik krizin boyutları, -hükümet ne anlatırsa anlatsın- yeniden kültürel kimlik kadar sınıfsal kimliklerin de öne çıktığı, ağırlık kazandığı bir süreç çalışıyor. Dolayısıyla bu aktörleri ve partileri o kültürel kimlik ekseninde nereye yerleşiyorlar, sınıfsal kimlik anlamında nereye yerleşiyorlar ve ikisi arasında bir simetri var mı yok mu diye analiz etmek lazım. Yoksa Muharrem Bey’in karizması ağırlıklı mı, Kemal Bey’in eksik mi, Meral Hanım’ın saç rengi söyle mi, bunların çok bir önemi yok.

Muhalefet bir yandan “parlamenter sistem” vadediyor. Ama aday tartışmaları, parlamenter sisteme geçiş için anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşıp ulaşmayacakları, geçiş döneminin nasıl olacağı tartışmaları gündemden düşmüyor. Bu seçmende bir güven sorunu yaratıyor mu?

Eğer ittifak, kim aday olsun tartışmasından değil de, geçiş dönemini nasıl yönetecek, ittifakın ilkeleri ve felsefesi üzerinden tartışma yapabilirse, evet, o zaman muhalefet farklı da kazanabilir.

O zaman ancak bu ilkeleri taşıyacak aday kimdir, bu süreci, bu modeli hayata geçirecek kimdir, tartışmasıyla aday belirlenmelidir. Yani seçmeni kimliklerin içine sıkışmaktan kurtaracak bir ittifak, içerik, ilkelerle aday belirlemek lazım diyorum. Kamuoyu hemen kim aday olacak meselesinden bakıyor ama bence en son tartışılacak o.

Söyleşinin tamamı için tıklayın

Kaynak: ARTI GERÇEK

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…