Ağaçlar, bitkiler: Sağlık

Doğadan yarar ummak umarsızlığın panzehiri. Ama adı üzerinde: Panzehir! Abartının zehre dönüşebildiği bir alan bu. Hele konu bitkilerin ilaç niyetine kullanılması ise daha bir özen gerekli.

Yarar görmek isteyenler için faydalarını, risk algılamak isteyenler için ise olası ciddi yan etkilerini görmenin mümkün olduğu bir alandır bitkiler. Sağlıkçılar burada risk cephesinde, hastalar ise ‘bir umut’ adına yarar hanesinde saf tutmaya eğilimlidir. Her iki grupta da adeta ‘görülmez bir at gözlüğü’ devrededir.

Etnobotanik günümüzde hekimlerin bilgi sahibi olması gereken ama yeterince eğilmedikleri bir alan. Bir bilim dalı olarak insan bitki ilişkisini irdeler, halkın bitkileri kullanma amaç ve eğilimlerini araştırır. Hekim ve cümle sağlıkçılara düşen sorumluluk hastaları küçümseme yerine anlamaya çalışmak olmalıdır.

“Ağaçlar Gazeli” şiirinde Haydar Ergülen,

“ey ağaçlarla konuşmadan insanlarla konuşmaya çalışanlar” diye başlar ya, biz modern tıbbın izleyicisi hekimlerin bu söz ışığında durup düşünmesinde yarar var. Haydar Ergülen’in

“zeytini dinledim beklemeyi öğrendim,

akasyadan gitmeyi,

vuslatı ceviz ağacından, limonun dediği ayrılığı

ve aşkı nardan

ağaçlar komşumuzun evidir, ruhumuz gülümsüyor avlusundan”

dizelerini okuyunca insan düşünmeden edemiyor. Sahi, hastalar ağaçlardan, otlardan, börtü böcekten bir şeyler umuyorken şifa niyetine, biz sağlıkçılar  ağaçlardan ne öğrendiğimizin / öğrenebileceğimizin ayırdında mıyız?

Alternatif tedavi olarak bitkisel ürünlere yönelim her geçen gün artıyor. Reçete kapsamındaki birçok ilacın bitki kökenli olması bu yönelimde önleyici olamıyor. Hastaların eğilimini muayene odasında kavramak ise o kadar kolay değil. Eğitim, sosyoekonomik düzeyi ne olursa olsun hastalar genellikle hekimlerden bu eğilimlerini kısmen veya tamamen saklıyorlar. Peki neden? Hekimler, giderek ilaç tröstlerinin temsilcisi gibi mi algılanıyor yoksa? Ya da ‘fala inanmayan ama falsız da kalamayan’ tercih mahcubiyeti mi sebebi?

Bir dönem ‘kimyasal’ olarak algılandığı için ilaçlara mesafeliydi hastalar. Şimdi bu eğilimde bir dönüşüm izleniyor. Bitkisel kökenli ilaçlar değil, bitkisel ilaçların geleneksel yöntemle kullanımı revaçta.

Misal şeker hastalığında farklı ülkelerde  yüzde 7’den yüzde 70’e değişen oranlarda geleneksel yöntemle gerek aktarlardan gerek pazarlardan alınmış bitkisel ürün kullanıyor hastalar.

Oysa şeker hastalığının temel ilacı ‘metformin’ ana maddesi Fransız Leylağı kökenlidir. Üstelik yüzyılı aşkındır bilinir bu etki ve yarım yüzyıldır ilaç olarak reçete edilegelir. Soru şu: Hastalar neden bu Fransız Leylağın’dan elde reçete edilmiş ‘metformin’ ilacı yerine  ya da ek olarak  geleneksel yaklaşımla çörek otundan zerdeçala birçok bitki deniyor?

Misal, Fransız Leylağı geleneksel kullanımında ciddi yan etkiler olası. Geleneksel yöntemle kullanmaya kalkınca şeker hastalığına iyi gelen ‘metformin’ özütü yanı sıra onlarca gereksiz madde de alınmış oluyor. Uzun kullanımında bu maddeler kalpten mideye, böbrekten karaciğere ciddi yan etkilere yol açabiliyor.

Tavsiyem hastaların bitkileri bir ilaç olarak ele almaları yerine mutfaklarının bir parçası haline getirmeleri. Misal şeker hastaları kuşburnu, ısırgan otu, zerdeçal, çörek otu, tarçın kullanabilir. Bir sakıncası yok, yeter ki abartmasınlar, tek başına ilaç olarak kurgulamasınlar. Ama bir nokta var ki çok önemli: Rutinde mutfaklarımızda kullanmadığımız bitkisel ürünler için benzer önermede bulunmak mümkün değil. Bilimsel kanıt olmadan asla!

Sağlıcakla kalın.

 

Kaynak :Evrensel

İlginizi çekebilir