Ağaç katliamı

Menemenin Sesi gazetesinde Dr. Suphi Toprak ağaç katliamlarını gündeme taşıdı.

Menemen´in dağları genelde ağaçsızdır. Ağaçlık gibi olan alanlar da genelde makiliktir. Bu görünüm tamamen doğa koşullarına bağlanamaz. Uzun yıllardır süren bir ağaç katliamının göstergesidir bu durum. Ben Menemen´de gerçek bir orman yapısı olduğunu bilmiyordum. Yahşelli çamlığı gibi göstermelik olanlar da bence orman sayılmaz. Ama Menemen´in de ormanı varmış. Ama artık, Valilik izniyle, yok ediliyor, çok yakında büyük kısmı yok olacak, belki de hiç kalmayacak. Güzelim çam ormanında kıyım başlamış bile.

Ağaç kıyımının haberini alınca birkaç arkadaş Menemen´in en uzak köylerinden Alaniçi köyünde buluştuk. Sonrasında bozuk yolda gidebilecek araçlara doluştuk ve yedi- sekiz kilometre daha yol gittik. Çok az tarım alanının dışında çevre bitki olarak çok seyrek makilikler içeren taşlık arazi şeklindeydi. Sanki gökten taş yağmış diyorum ben böyle arazilere. Mardin Midyat ilçesi ile Şırnak´ın İdil ilçesi arası böyle bir arazi idi örneğin. Orada hiç bitki yoktu, burada az sayıda maki tarzı bitkiler göze çarpıyor. Yol dikleşmeye başladı. Henüz güneş tam tepemizde değil ama çırılçıplak arazide ağustos sıcağı arabayı bile zorluyor. Kimi yokuşlarda şoför klimayı kapatsam mı diye sesli düşündü. Gittikçe gidiyoruz, ağaçlar insanlardan olabildiğince uzağa kaçmışlar belli. Veya insan erişebildiği yerlerdeki ağaçları yok etmiş, sıyırmış. Nerede ağaç kalmış ki ağaç katliamı olsun diye düşünmeye başlamıştık ki hedefe yaklaştığımız bilgisi geldi. Silahlı jandarmalar ile silahlı orman görevlilerinin bizi beklediğini gördük. Bunların asıl görevi bu ormanı korumak aslında diye düşündüm. Ama onlar ormanı kesmeyin diyen vatandaşın karşısına silahları ile çıkmışlardı. Arabalardan indik. Burası ağaçların başlangıç yerindeki iş makineleri yüklerini kolayca yüklesinler, rahat dönüş yapsınlar diye ağaçtan temizlenmiş bir alandı. Çevrede ise kesilmiş ağaçların istiflenmiş tomrukları ve henüz kesim sırası gelmemiş ağaçlar. Yüzümüzü yalayan o sarı sıcak ağaçlara ulaşmamızla beraber azalmış, bizi ferahlatan hafif bir esinti başlamıştı. Karşıda işçilerin barınma ve dinlenmeleri için yapılmış barakalar ve ağaçların altına gizlenmiş bir paletli iş makinesi dikkatimi çekti. Görevlilerin başı olduğunu anladığım bir kişi tüm grubu güvenlik gerekçesi ile alamayacaklarını ancak bir temsilci grubu alabileceklerini söyledi. Küçük bir grup ayrıldık yürümeye başladık. Epeyi yürüdük. Avrupa´da gördüklerim kadar mükemmel bir orman olmasa da Türkiye koşullarında oldukça düzgün bir çam ormanının içindeydik artık. Kimi çam ağaçları anıtsal nitelik taşıyabilecek kadar görkemli idi. Yamanlar Karagöl havzası ormanlarına girmiş olduğumuzu fark ettim. İzmir´in su ve oksijen açısından can damarlarından olan Yamanlar Karagöl mevkii ormanlarıydı kestikleri. Bir gün fırsat bulursam size Avrupa´da ormanlara nasıl baktıklarını da anlatırım. Nasıl ağaçları tek tek kestiklerini ve kesilenin yerine nasıl yenisini hemen diktiklerini anlatırım. Burada ise düpedüz katliam vardı. Burada orman tıraşlanıyordu. Ve bu orman katliamının sebebi yargının dur dediği bir taşocağına bölgenin ağaçsız olarak teslim edilmesi için Valilik onayıyla yapılan bir tıraşlama imiş.

Dedikodusunu duyuyorduk. İzmir Valisi bir yere daha ÇED gerekmez kararı ile maden işletme ruhsatı vermiş diye. Emiralem ve çevresinde verilmiş iki taş ocağı, maden ruhsatı için gerekli girişimleri yapmıştık, davalar kazanılmaya başlanmıştı. Bundan da duyum aldık ama Valilik böyle bir yere verilmiş böyle izin yok dedi. Resmen sordurduk, resmen “yok” dediler. Meğerse varmış. Bu durumda düpedüz gizlemiş oluyorlar. İlk girişim aleyhine dava açılmış kazanılmış. Minik bir değişiklik ile Valilik jet hızı ile, hem de ormanın kıyımına yol açacak bir taş ocağına ÇED gerekmez denilerek, yeniden izin verivermiş. Doğru ya ormanlar canlı varlık değil. Onların hakkı hukuku yok. Arkeolojik kalıntılar da öyle, sadece birer taş parçaları. Bir başka taş ocağında beş yüz metre ötedeki köyü görmezden gelmişlerdi, şimdi de insanlardan kaça kaça Yamanlar´ın yükseklerine sığınmış ormanları yok saydılar. Bu kadar olmaz artık dedirtiyorlar insana. Nasıl kıydınız o kocaman ağaçlara?

Kaynak: Menemenin Sesi

İlginizi çekebilir