Abide-Harabe – Bilge Bal

Nur Artun’un İstanbul’da yaşayan bir mimarlık öğrencisi olarak harabelere ve muhafaza konusuna ilgisinin İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ndeki yüksek lisans yıllarında belirginleştiği söylenebilir.

Lisans eğitimi sonrasında, 1980’de aynı fakültenin restorasyon dalında eğitimine devam eden Nur Artun, Süleymaniye Hamamı Restorasyon projesi üzerine çalışır.[1] Strüktür, yapım tekniği ve malzeme, tipoloji, oranlar ve bezemeler, kapılar, pencereler ve diğer işlevsel öğeler, kompozisyon gibi estetik ve kuramsal nitelikleri yanında Süleymaniye Hamamı’nı tekil bir abide olarak değil, etraflıca ve çevresiyle bir bütün olarak ele alır. Hamam yapısının geçirdiği değişimleri sadece bina özelinde değil, çevresini de inceleyerek değerlendirir. İşlevsel ve biçimsel değişimler kadar yoğunluk değişimine de bakar. Yapının restorasyonunun, ancak, farklı zaman ve mekânları kapsayacak şekilde yakın çevresiyle birlikte ele alınırsa anlamlı olacağını vurgular. Koruma meselesine genel bakışı, bütüncül ve bağlamsal bir yaklaşıma dayanır.

Yüksek lisans tezinin yanı sıra Nur Artun’un bu dönemde katıldığı tüm akademik ve mesleki etkinlikler, tartışmalar, alan araştırmaları ve arkeolojik kazıların altında esasında derin bir harabe ilgisi vardır. Bu ilgi, 1990’lar sonunda, onu yine doktora çalışmasında da muhafaza konusu üzerine çalışmaya yöneltir.[2] Özellikle, tarihsel çevreyi korumanın Türkiye’ye özgü politika ve ideolojileri konusuna odaklanır. Koruma kavramını, İstanbul özelinde, İmparatorluk döneminde toplumun kültürel söylemine katıldığı 19. yüzyıl ortalarından, kurumsallaşmasını tamamladığı 1970’lere kadar araştırır. Bu dönem aralığında, ekonomik ve ideolojik önceliklere paralel biçimde şekillenen kentleşme ve mimarlık uygulamaları ve söylemleri üzerinden İstanbul’da tarihsel çevrenin geçirdiği değişimleri inceler. İktidarların, meslek adamlarının ve aydınların tarihsel yapılara ilişkin önerileri, akademik çalışmaları ve kanaatleriyle gerçekleşen somut uygulama örneklerini karşılaştırır. Böylece, mimari mirası unutmanın ve hatırlamanın Türkiye özelindeki farklı yaklaşımlarını sergiler. Abidelerin harabiyete terk edildiği, harabelere de abide muamelesi edildiği bir geçmişi inceler. Ulusal ve modern, “mürteci ve kübik”, muhafaza ve tahribat, koruma ve yenileme, “geçmiş ve gelecek”, tarih ve milat, “eski ve yeni”, gelişmemiş ve gelişmiş, kalıcı ve geçici, “Doğu ve Batı”, “geleneksel” ve “çağdaş”, “inanç” ve “akıl” gibi karşıtlıklarla tanımlanmaya çalışılan, ama aslında bu uçlar arasındaki ilişkilerin böyle çatışmalarla açıklanamayacak kadar karmaşık, tutarsız ve istikrarsız olduğunu gösteren, korumaya dair özgün bir tarih çıkarır.[3]

Nur Artun, Sema Çamurdan, Sibel Akay ve Hasan Cansever’in, Türkiye Anıt-Çevre-Turizm Değerlerini Koruma Vakfı’nın 1979-80 ders yılı mimarlık öğrencileri arasında düzenlediği koruma amaçlı proje yarışmasında Başarı Ödülü’ne layık görülen Süleymaniye Hamamı yenileme projesi. Yapı dergisi, Ocak-Şubat 1981, sayı 39, s. 49.

Doktora araştırmasında, İstanbul’da 1923-1973 aralığındaki koruma yaklaşımlarını sadece abidelerle sınırlamadan, daha bütüncül bir kentsel mekân, siyaset ve muhafaza anlatısı olarak ele alır. Bu koruma anlatısını, birbirini izleyen beş kritik dönemde inşa eder:

– 1874-1923 (Tanzimat Batılılaşması): İstanbul’u yenileştirme ve eski eserleri koruma;

– 1923-1938 (İnkılapçı Cumhuriyet): çağdaş ulus-devlet yaratmak için ideolojik olarak yok sayılan yakın geçmiş; yüzüstü bırakılan, vazgeçilen İstanbul;

– 1938-1950 (tek parti rejimi ve ulusalcılık): Prost Planı, Lütfi Kırdar’ın imar girişimleri, harabe olarak bırakılan İstanbul;

– 1950-1960 (çok partili dönem ve ekonomide liberalizm): Menderes’in imar operasyonları ile İstanbul’un “yeniden fethi”, muhafazakârlığın vitrini olarak İstanbul;

– 1960-1973 (askerî müdahale): planlı kalkınma, İstanbul’da yasaklayıcı ve düzenleyici önlemler.

Nur Artun’un harabelere olan ilgisi, doktora araştırmasıyla bitmez. Harabeler ile mimarlık tarihinin ve koruma politikalarının ilişkilerini derinlemesine araştırmaya devam eder. Sadece Türkiye ve İstanbul’daki değil, başka uzak ve yakın coğrafyalardaki güncel koruma yaklaşımlarını ve uygulamalarını, kent üretimlerini ve siyasi iktidarların harabeler üzerine politik söylemlerini de araştırır. Bugün arşivlerde unutulmaya bırakılmış pek çok önemli makaleyi ve kitabı yeniden tarar. Güncel yaklaşım, kuram ve uygulamaları takip eder. Her birini titizlikle okur, notlar çıkarır ve birbirleriyle ilişkilendirir. Karşılaştırmalar yapar. İstanbul kent tarihi ve siyasi tarihi, millî mimarlık, Osmanlı arkeolojisi, Cumhuriyet mimarlığı, Anadolu mimarlığı, mimarlık-koruma ilişkisi, abide ve harabe, hafıza vb. konular üzerine çok geniş bir kişisel kütüphane kurar. Gazete ve dergilerde konuyla ilgisi olabilecek tüm güncel haberleri takip eder, kesip biçer ve arşivler. Konferanslara katılır, korumanın Türkiye’ye özgü koşullarına dair bildiriler sunar. İçeriye ve dışarıya harabe seyahatlerine çıkar.

İncelemeleri sadece harabelerle de sınırlı kalmaz. Hafıza ve mimarlık, hafıza ve sanat, hafıza ve tarih okumaları da onun harabe kuramında etkili olur. Leon Battista Alberti, Giulio Camillo ve Giordano Bruno, Francesco Colonna gibi önemli Rönesans filozoflarını inceler. Avangard sanat ve mimarlık konularına da yoğunlaşır. Sürrealizm ve Dada külliyatına dair derinlemesine incelemeler yapar; yazılar yazar. Bu yazıların bir kısmı, çeşitli dergi ve kitaplarda; bir kısmı da, kısa pasajlar ve makaleler olarak, çevrimiçi e-skop sanat tarihi ve eleştiri dergisinde yayınlanır.[4] Nur Artun, ezber bozan, sınırları aşan, yaratıcı ve son derece de şiirsel olan bu çalışmalarından, en az harabe incelemeleri kadar heyecan duyar. Başkalarını da heyecanına ortak olmaya ve beraber çalışmaya davet eder. Etrafındaki pek çok kişiyle birlikte bu araştırmayı derinleştirir; onları da bu konularda yazmaya, konuşmaya teşvik eder. Evindeki kütüphanesinde, çeşitli üniversitelerde verdiği derslerde,[5] e-skop‘ta, arkadaş buluşmalarında yaratıcı bir atmosfer oluşturur.

İletişim Yayınları/SanatHayat dizisinden çıkan ve editörlüğünü yaptığı Arzu Mimarlığı: Mimarlığı Düşünmek ve Düşlemek (2012),[6] Sürrealizm/Mimarlık-Mekân Sanatı (2014)[7] derlemeleri, Nur Artun’un avangard sanat ve mimarlık üzerine çalışmalarının ürünüdür. Son olarak Ali Artun ile birlikte Dada Kılavuz‘unu (2018) kaleme almış ve yayınlamışlardır.[8] Aslında bütün bu konular, “harabe” kavrayışının tarihine yabancı değildir. Çünkü avangard hareketler de, kaynaklarındaki romantizm düşüncesi üzerinden, Rönesans’ın neo-Platonik felsefesiyle, hermetizmle, hafıza sanatıyla birlikte vücut bulan “harabe kültü”ne bağlanırlar.

Muhafaza/Mimarlık

Muhafaza/Mimarlık derlemesi iki temel makaleden oluşuyor: “İstanbul’un Mimarlık Mirası ve Koruma İdeolojisi” ve “Harabe Manzaraları/İhtişam Hatıraları, İmparatorlukla Cumhuriyet Arasındaki Eşikte Siyaset ve Mimarlık”. İlk makale, İstanbul’a özgü koruma tasarılarının arka planına odaklanıyor. Yakın geçmişe ait Osmanlı mirasıyla ilişkide, Tanzimat kritik bir eşiği ifade eder. Çünkü, 19. yüzyılla beraber, Osmanlı kent üretim geleneğiyle bağ kopar ve bu kopuş, 1950’lere kadar farklı siyasetlerin İstanbul’a dair koruma ve mimarlık politikalarını ve uygulamalarını açıklamak için önemli tarihsel referanslar sunar.

19. yüzyıla kadar Osmanlı İstanbul’unda koruma, bakım-onarım ve kent üretimi, imaret kültürü ve vakıf sistemi üzerinden örgütlenir. Dinî ve sosyal bir müessese olan imaret, bir merkez olarak etrafındaki kentsel büyümeyi düzenlemek, tenha alanlarda yerleşimi teşvik etmek; vakıflar ise imaretleri muhafaza etmek ve sürdürmek için arazi ve gelir kaynağı sağlamak amacıyla kurulur. Bu kentsel üretim kültürüyle dört yüzyıl imar edilen Osmanlı kenti, 19. yüzyılla beraber, yoğun göçlere, savaşlara, salgınlara ve yangınlara sahne olur. Girift konut dokusu ve ihtişamlı imparatorluk camilerinden oluşan kent, çürümeye, yıkımlara ve sefalete terk edilir. Eski kentin yeni atmosferi, imaret ve vakıf kuralları yok sayılarak inşa edilen, hem yangın tehdidi hem de görsel tehdit oluşturan sıkışık teneke mahallelerinden ve evsizlere ev olan büyük ölçekli kamusal yapı gruplarından oluşur. Tanzimat’la beraber İmparatorluk başkentinin bu kötü gidişatını kontrol altına almak ve onu modernleştirmek amacıyla birtakım reform hamleleri yapılır, yeni resmî kurumlar kurulur. Bu yeni kurumlar ilk aşamada, Haussmann’ın modern urbanizmi uyarınca geniş caddeler açmaya girişirler. Bu arada pek çok önemli kamu yapısı gözden çıkarılarak yıkılır. Yıkımlarla kentsel mekânda ve toplumsal hafızada yaratılan zamansal kesintiler, geçmiş ile bugün arasındaki mesafeyi açar.

20. yüzyıl başında, bir yapıyı muhafaza edip etmemeye karar verebilmek için değerini saptamak üzere eski eser kanunu yayınlanır ve bu kanunu yenileri takip eder. Bunlar bir mimarlık eserinin korunmasından ziyade yıkılmasıyla ilgilidir. Kemalettin Bey, Celal Esat Arseven, Halil Edhem, Sedat Hakkı Eldem, Zeki Sayar, Sedat Çetintaş, Ekrem Hakkı Ayverdi gibi, mimarlığın önde gelenleri, harabe İstanbul’u hem yazar hem de çizerler. Bunlar Osmanlı mirasını kurtarmaktan ziyade, modern ve ulusal bir mimarlık kurmanın mirası olur.

İstanbul, özellikle Ankara’nın başkent olmasından sonra, hep kentleşme ve değişim ile korumaya ilişkin tartışma ve uygulamaların odağında olur. Göz ardı edildiği zamanlarda bile farklı siyasetlerin baş etmek zorunda oldukları temsil ve iktidar alanlarından birine dönüşür.

Kitabın ikinci makalesi “Harabe Manzaraları/İhtişam Hatıraları, İmparatorlukla Cumhuriyet Arasındaki Eşikte Siyaset ve Mimarlık”tır. Nur Artun bu makalede, Osmanlı İmparatorluğu’nun Cumhuriyet Türkiye’sine devrettiği harabelere odaklanır. İstanbul, 1920’lerin ve 1950’lerin iktidarlarının geçmişle kurdukları ilişkinin değişip duran sahnesine dönüşür. Kent üzerinden yapılan hem inkilapçı hem de muhafazakâr siyasetler, keyiflerine göre bir İstanbul tarihi ve manzarası resmederler. Bu nedenle, her ikisi de İstanbul’un tarihsel hakikatiyle değil, sembolik anlamıyla ilgilenir, temsiliyle uğraşırlar. İstanbul efsanesi, inkilapçı dönemde uzak durulup unutulmak, muhafazakâr dönemde ise sahiplenilip itibarı iade edilmek istenen bir geçmişi ifade eder. Nur Artun, bu makalede, her iki siyasetin İstanbul efsanesine bakışlarını, korumaya dair ürettikleri söylemleri ve imar uygulamaları adı altında gerçekleşen kentsel dönüşümleri inceler.

Derlemenin son bölümü, tamamlanabilmiş olsaydı şüphesiz korumanın son 50 yıllık hikâyesi olacaktı: Nur Artun’un bizzat yaşadığı ve gözlemlediği 1970 sonrası dönemin söylemleri ve uygulamaları. Bu son bölüm, 1970’lerden başlayan neoliberal dönüşümü, spekülatif inşaat piyasasına bağımlı ekonomi politikalarını, yeni muhafazakârlığın yükselişini ve bütün bu gelişmelerin mimarlık ve koruma ideolojisinde yarattığı dönüşümleri inceleyecekti. Türkiye’de muhafazakârlığın korumadan ziyade yıkıma, eskiden ziyade yeniye yönelen imar politikalarının çağdaş uygulamalarına eğilecekti. Bunun ipuçlarını, bize bıraktığı pek çok deftere alınmış notlardan, kesilip biriktirilmiş gazete haberlerinden, taranmış kaynaklardan ve sohbetlerinden çıkarıyoruz. Eğer bu son bölüm eksik kalmasaydı, Nur Artun, Türkiye’nin kuruluşundan günümüze kadarki koruma politikalarıyla ilgili tarihini tamamlamış olacaktı.

Muhafaza/Mimarlık’ın bir de “Ek” bölümü var: “Harabe Kavrayışının Tarihi”. Nur Artun bir yandan 1970 sonrası koruma politikaları ve bunların kent ve mimarlık üzerindeki sonuçları üzerinde çalışırken, bir yandan da “harabe”nin bir sembolik iktidar gösterisi halini aldığı Rönesans’tan başlayan tarihine merak sarmıştı. Bu konuda yazmakta olduğu metin de ne yazık ki tamamlanmadan kalmıştır. Ama tamamlandığı kadarıyla da bu derlemede yer almayı hak eden bir ufuk sunmaktadır.

Bilge Bal’ın, Muhafaza/Mimarlık derlemesine yazdığı sunuş metnidir.


[1] Nur Altınyıldız, Süleymaniye Hamamı Restorasyon Projesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, MMLS Restorasyon Dalı yayınlanmamış bitirme tezi, Haziran 1981.

[2] Nur Altınyıldız, Tarihsel Çevreyi Korumanın Türkiye’ye Özgü Koşulları, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri  Enstitüsü, Mimarlık Anabilim Dalı, Restorasyon Programı, yayınlanmamış doktora tezi, Haziran 1997.

[3] Nur Artun, Cumhuriyet mimarlığı bağlamında tarihsel çevrenin korunması konusunda hâkim yaklaşımın, koruma ve yenileme ikileminde, Türkiye’de kültür alanında okunagelen kutuplara oturtma çabası olduğunun altını çizer. Nur Altınyıldız, “Varlığı Korumak/Yokluğu Örtmek”, Dosya: Cumhuriyet’in 75. Yılı içinde, Mimarlık dergisi, Aralık 1998, sayı 284, s. 6-7.

[4] e-skop dergisinde çevrimiçi yayınlanmış toplu yazıları için şu bağlantıya bakılabilir: www.e-skop.com/skopyazar/nur-altinyildiz-artun (Erişim tarihi: 21/07/2019).

[5] Nur Artun, 1990-2002 yılları arasında Bilkent Üniversitesi’nde tam-zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmış; 1990’da Anadolu Üniversitesi’nde, 2002 sonrası ise İstanbul Bilgi Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde misafir öğretim görevlisi olarak dersler vermiştir.

[6] Arzu Mimarlığı, Mimarlığı Düşünmek ve Düşlemek, der. Nur Altınyıldız Artun ve Roysi Ojalvo (İstanbul: İletişim Yayınları/SanatHayat dizisi, 2012).

[7] Sürrealizm ve Mimarlık, Mekân Sanatı, der. Nur Altınyıldız Artun (İstanbul: İletişim Yayınları/SanatHayat dizisi, 2014).

[8] Dada Kılavuz 1913-1923, Münih, Zürih, Berlin, Paris, der. Nur Altınyıldız Artun ve Ali Artun (İstanbul: İletişim Yayınları/SanatHayat dizisi, 2018).

Kaynak: E-SKOP

İlginizi çekebilir