8. Engelsiz Filmler Festivali ve “Normali Ararken” / Sorun sağlamlık değil, erişim

Korona nedeniyle bu yıl çevrimiçi düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali “Normali Ararken” teması etrafında 46 filmlik zengin bir seçkiyle pandeminin izini sürüyor. Her yıl olduğu gibi, göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için ayrıntılı altyazı seçenekleri sunan festivalin çevrimiçi gösterimleri ücretsiz olarak eff2020.muvi.com üzerinden izlenebilir. Yola çıktığı günden beri sanata erişimin temel bir hak olduğu görüşüyle hareket eden Engelsiz Filmler Festivali’nin 18 Ekim’de sona erecek bu yılki programını ve çerçevesini festivalin yönetmeni Ezgi Yalınalp’ten dinliyoruz.

Söyleşi: Ayşegül Oğuz

8. Engelsiz Filmler Festivali’nin teması Normali Ararkenin çerçevesini nasıl belirlediniz?

Ezgi Yalınalp: Salgın döneminde en çok duyduğumuz cümlelerden birinden yola çıktık: “Normale ne zaman döneceğiz?” Bu soru ve evlerimize kapandığımız pandemi süreci “normal” olarak adlandırdığımız yaşantılarımızın ne kadar tercih edilir, kendimiz, etrafımızdaki canlılar ve yaşadığımız gezegen için ne kadar sürdürülebilir olduğunu sorgulamamıza yol açtı. Bu sorgulamayı sadece biz değil, çağımızın önemli düşünürleri de yaptı. Geleceğe dair farklı öngörüler de olsa, hepimizin ortaklaştığı bir düşünce var: Eski normallerimize dönemeyeceğimiz bir gelecek bekliyor bizi. Bu kırılma ânında, pandemi öncesinde sıradan ve başka türlü olamazmış gibi görünenlere daha yakından bakmak istedik ve festivali Normali Ararken temasıyla gerçekleştirmeye karar verdik. Bu tema çerçevesinde “pandemi öncesi dünyada normal’ neydi?” “bedenlerimizle, yaşadığımız şehirlerle, içinde bulunduğumuz mekânlarla, bu gezegen üzerinde bir arada yaşadığımız hayvanlarla kurduğumuz ilişkilerde ‘normal’ neyi ifade ediyordu?”, “pandemi sonrası dünyada bu ilişkiler nereye evrilecek?” “başka bir duyarlılıkla farklı bir yaşam örmeye başlayabilecek miyiz yoksa eski normallere geri mi döneceğiz?” gibi soruların yanıtlarını araştırmayı, normal kabul ettiklerimizi gözden geçirmeyi ve yeni normali seyircilerimizle birlikte aramayı amaçladık. Normal şartlarda bile sağlık, eğitim, istihdam, kültür sanata erişim gibi konular engelli kişiler için bir meseleyken, salgınla birlikte bu erişim hakları daha da kısıtlandı. Salgının yarattığı küresel kriz engelli kişilerin yaşadığı eşitsizlikleri derinleştirdi. Eğer festival düzenlenemeseydi, seyircilerimizle iletişimimiz tamamen kesintiye uğrayacaktı. Bunu istemediğimiz için festivali her zaman alışık olduğumuz şekilde sinema salonlarında yapamayacağımız belli olduğunda, festivali çevrim içinde düzenlemenin en sağlıklısı olacağına karar verdik.

Bu yıl festival seçkisinde neler var?

Ezgi Yalınalp

Her yıl olduğu gibi programda Türkiye sinemasının son dönemde öne çıkan en iyi örneklerden derlenen Engelsiz Yarışma, dünya sinemasından ödüllü filmlerin yer aldığı Dünyadan, animasyon filmlerden oluşan ve yeni nesil sinemacılara esin kaynağı olmayı amaçlayan Çocuklar İçin ve Türkiye sinemasının nitelikli kısa filmlerinden derlenen Uzun Lafın Kısası adlı başlıklar yer alıyor. Normali Ararken teması beş başlık altında 23 filmden oluşan bir seçki: Yaşadığımız şehirleri merkezine alan Eski Normal: Şehir, kentsel mekânların ön planda olduğu Eski Normal: Mekân, bedenlerimizle kurduğumuz ilişkilere göz atacağımız Eski Normal: Beden; teknolojiyle benliklerimiz arasındaki bulanıklaşan sınıra dikkat çeken Eski Normal: Sanal Benlik ve “modern” hayatlarımızda barınaklara hapsettiğimiz ya da mezbaha, laboratuvar, yumurta fabrikası gibi mekânlarda bir “ürün” haline getirdiğimiz hayvanlarla ilişkilerimizi sorguladığımız Eski Normal: Hayvan seçkisi.

Engelsiz Filmler Festivalinin izleyicisi kim? “Normal” söylemi izleyiciniz için ne ifade ediyor sizce?

Festivalin ismi Engelsiz Filmler Festivali olduğu için bu soruya vermemiz beklenen yanıt da genelde “engelli bireyler” oluyor. Ancak, festival izleyicileri yalnızca erişim sorunu yaşayan insanlar değil. Daha çok, temel hakların eşit olarak sağlanması konusunda hassasiyeti olan kişiler olarak tanımlayabiliriz izleyicimizi. Festivalin ilk senesinden beri vurguladığımız bir şey var: “Bir arada film izlemek mümkün.” Eşit koşullar sağlandığı taktirde, herkesin bir arada bir film festivalini takip edebileceğini düşünüyoruz ve festivali de bu düşünce üzerine kurguladık. Engelli-engelsiz ayrımının suni olduğunu düşünüyoruz. “Engelli” dediğimizde, sorumluluğu kişinin bedenine yüklemiş oluyoruz. Aslında “engellenmiş” demek gerekiyor, fakat toplumsal uzlaşma “engelli” kelimesinden yana olduğu için, bu şekilde kullanmaya devam ediyoruz. “Engelli” toplumdaki “normal” söylemini de yansıtan bir kategori. Birilerinin “sağlam”, diğerlerinin “bozuk” olduğu inancına dayanıyor. Festivalin bu “sağlamcılık” yaklaşımını ortadan kaldırmak, meselenin bir erişim sorunu olduğunu ortaya koymak gibi bir misyonu da var ve seyircilerimizin de bizimle benzer bir yaklaşıma sahip olduklarını düşünüyoruz.

“Engelli” söylemi birilerinin “sağlam”, diğerlerinin “bozuk” olduğu inancına dayanıyor. Festivalin bu “sağlamcılık” yaklaşımını ortadan kaldırmak, meselenin bir erişim sorunu olduğunu ortaya koymak gibi bir misyonu da var.

Engelsiz Filmler Festivali sekiz yıl önce hangi ihtiyaçlarla yola çıktı?

Engelli kişilerin bağımsız yaşam hakkını sağlayacak düzenlemeler çok yetersiz. Kültür sanat etkinlikleri özelinde baktığımızda, hiçbir sanatsal etkinlik erişilebilir olarak düzenlenmiyor. Erişilebilirlikten anlamamız gereken, sadece mekânların erişilebilirliği değil. Etkinliklerin içeriği, kullanılan duyuru araçları, web sitesi gibi bileşenler de engelli bireylerin ihtiyaçları gözetilerek tasarlanmıyor. Bu nedenle göremeyen, duyamayan ya da az duyan ve ortopedik engeli olan kişilerin sinemaya erişimi hayli kısıtlı. Dolayısıyla, bu kişilerin kültür sanat hayatına katılmaları, bu alanda üretimde bulunmaları mümkün olmuyor. Engelsiz Filmler Festivali’ni bu ihtiyaçlara cevaben, herkesin eşit koşullarda film izleyebileceği bir etkinlik olarak tasarladık. Amacımız güncel sinema örneklerini erişilebilir olarak sunarak herkesin kültür sanat hayatına eşit katılımını sağlayabilmekti. Kendini sanatla ifade etme insanın varlığıyla yaşıt bir uğraş. Buna rağmen sanatın temel bir hak olarak değil, bir lüks olarak algılandığını gözlemliyoruz. Bunun bir dizi nedeni var: Sanatın küresel ekonomik, siyasal ve kültürel ağların denetimine girmeye başlaması, kamunun bu mecralar üzerindeki denetimini yitirmesi gibi. Sinemanın üretimi, dağıtımı ve tüketiminin kontrolü çoğunlukla belirli gruplara ait, bizse sinemadan yalnızca belirli kesimlerin değil, herkesin faydalanması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü sanatın, sinemanın, bireyi yalnızlaştırıp pasifleştiren sisteme karşı bir direniş pratiği olduğuna, birleştirici, sağaltıcı bir gücü olduğuna inanıyoruz, özellikle de fiziksel olarak ayrı düştüğümüz şu günlerde. Birbirimizi ve yaşadığımız dünyayı daha iyi anlamak ve anlamlandırmak için sinema çok önemli bir araç.

İsa’nın Bedeni (Corpus Christi) Dünyadan seçkisinde.

Film seçkilerini ne gibi kriterlerle oluşturuyorsunuz?

Festival programında ilk seneden beri değişmeyen başlıklar var: Engelsiz YarışmaDünyadan, Uzun Lafın KısasıÇocuklar İçin. Geçtiğimiz seneden itibaren seyircilerin ilgisini bazı meselelere çekmek için program başlıklarını biraz daha çeşitlendirdik. Erişilebilirlik konusunda verilen mücadeleleri anlatan filmlerin yer aldığı Bizim İçin, Bizsiz Asla! ya da farklı engel gruplarından karakterlerin sanat aracılığıyla kendilerini özgürleştirmelerini anlatan filmlerin yer aldığı Kim Demiş? gibi seçkiler böyle doğdu. Program başlıklarını çeşitlendirmemizde başka faktörler de var: Mesela geçen sene, kurucularından da olduğumuz uluslararası BE IN! Erişilebilir Festivaller Ağı’nın ortak faaliyeti olarak bir film seçkisi oluşturduk ve bu seçkiye programımızda yer verdik. Bu sene ise salgınla birlikte dünyada ortaya çıkan paradigma değişimine seyirci kalmak istediğimiz için film seçkilerimizi bu çerçevede şekillendirdik.

Festivalle yaratmak istediğiniz farkındalığın sinema ve film dünyasına nasıl etkileri oldu?

2013’ten bu yana festivale katılan sinemacılar, seyirciler, etkinliğe dahil olan ya da uzaktan takip eden yerel yönetimler, diğer film festivalleri Engelsiz Filmler Festivali’nin (EFF) ortaya koyduğu perspektiften haberdar oldu. Bu da onlara kültür sanatta erişilebilirlik meselesi üzerine daha fazla düşünme, kendi pratiklerini gözden geçirme ve bazen de değiştirme fırsatı verdi. EFF programında yer alan filmlerin erişilebilirlik uygulamaları festival sonrasında bazı filmlerin yapım şirketleriyle paylaşıldı ve filmlerin DVD’lerine eklendi. JînZerre ve Şarkı Söyleyen Kadınlar filmlerinin DVD’lerinde bu uygulamalara yer verildi. Ayrıca, 2013’ten bu yana Gaziantep, Kocaeli, Edirne, Mersin, İzmir gibi şehirlerdeki çeşitli yerel partnerlerle birlikte erişilebilir film gösterimleri gerçekleştirdik. Adana, Antalya, Malatya gibi önemli film festivalleriyle işbirliğine giderek buralarda da erişilebilir gösterimler düzenledik. Festival dışında gerçekleştirdiğimiz bu işbirliklerinin sinema alanında erişilebilirliğin sağlanması için bir dönüşüme yol açtığını düşünüyoruz.

Sinemadan yalnızca belirli kesimlerin değil, herkesin faydalanması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü sanatın, sinemanın, bireyi yalnızlaştırıp pasifleştiren sisteme karşı bir direniş pratiği olduğuna, birleştirici, sağaltıcı bir gücü olduğuna inanıyoruz.

Bu sekiz yılda değişenler, değişmeyenler neler oldu?

Festivalin ilk yılından beri karşılaştığımız bazı zorluklar değişmeden devam ediyor: Ankara’da şehir merkezinde herkesin kolayca ulaşabileceği, erişilebilir bir sinema salonu hâlâ yok. Bu nedenle festivali kültür merkezlerinin gösterim salonlarını kullanarak yapmak durumunda kalıyoruz, bu da film izleme konforunu azaltıyor. Ne kadar ilgi çekici bir programınız da olsa, gösterim koşullarınız iyi olmadığı zaman bu, seyirci için cazip olmayan bir durum yaratıyor. Diğer taraftan, fiziksel düzenlemelerden daha önemli bir sıkıntı var: Sağlamcılık ve bunun beraberinde getirdiği iletişim eksikliği sorunu. Toplumda “ideal” bir beden algısı var ve engelliler bu ideale uzak kişiler olarak görülüyor. Bu nedenle de bu kişilerle iletişim kurmaktan kaçınılıyor, hatta belki korkuluyor. Bu nedenle, EFF gibi engeli olan ve olmayan herkesin bir arada bulunabildiği daha çok alana ihtiyaç var.

Bu Enfes Pasta! (Ce Magnifique Gâteau!) Dünyadan seçkisinde.

Bu yıl festivali çevrimiçi yapmanın artı ve eksileri neler olacak sizce?

Bu sene ilk kez Türkiye’nin bütün şehirlerinden festival filmlerine erişim mümkün olacak, böylece Ankara, İstanbul ve Eskişehir dışındaki şehirlere de ulaşmış olacağız. Sadece film gösterimlerini değil, yönetmen ve aktivistlerle yaptığımız söyleşileri ve canlandırma atölyesini de Türkiye’deki bütün şehirlere ulaştıracağız. Atölye kapsamında 14 Ekim’de yayınlayacağımız video ile animasyon filmi yapmak isteyen 7 yaş üstü her çocuk, bu atölyeye katılabilecek ve animasyon film yapımına dair ayrıntıları öğrenebilecek. Ayrıca, ZoomSkype gibi dijital araçlarla söyleşi yapmak istediğimiz, uzak coğrafyalarda yaşayan sinemacılarla filmleri üzerine söyleşiler gerçekleştirdik. Bu söyleşiler de festival boyunca filmlerle birlikte erişilebilir olacak. Bunlar çevrimiçi festivalin olumlu tarafları. Olumsuz tarafları ise öncelikle internet erişimi olmayanlar festivalden yararlanamayacak. Normal koşullarda festival seyirciler, film ekipleri ve aktivistleri bir araya getirerek filmler ve diğer meseleler üzerine tartışılan bir platform yaratıyor, dijital ortamda bu mümkün olamayacak.

Festival Ankara, İstanbul ve Eskişehir’de yapılıyordu. Salgın sonrasında, sinema salonlarına dönecek misiniz, yoksa çevrimiçi genişleme fırsatı sunan bir alternatif olarak kalıcılaşacak mı?

Çevrimiçi festivalin sinema salonlarında birlikte film izleme deneyiminin yerini tutabileceğini düşünmüyoruz. Bununla birlikte, film festivalleri çevrimiçi deneyimlerden yeni şeyler öğrendi ve bu uygulamaların bir kısmının salgın sona erse de devam edeceğini tahmin ediyoruz. EFF olarak salgın bittiğinde salonlara döneceğiz, fakat mesela festivale katılamayan sinemacılarla çevrimiçi sohbetler gerçekleştirmek gibi uygulamalara devam edeceğimizi öngörüyoruz.

Kaynak: BİRARTIBİR

İlginizi çekebilir