Marat/Sade Uyarlaması: Jean Paul Marat

13 Temmuz tarihinin önemli olaylarından birisi de Fransız devriminin öncülerinden biri olan Jean Paul Marat’ın gizli bir devrim karşıtı olan Jironden Partisi üyesi Charlotte Corday tarafından hançerlenerek öldürülmesidir (1793 yılında).

Marat kısaca şöyle tanıtılıyor: Marat Fransız Devrimi sırasında radikal tutumuyla tanınmaktadır. Jakoben kulübü devrimcilerindendir. Türkçede Halkın Dostu anlamına gelen L’ami du peuple adlı bir gazete çıkarmıştır. Ateşli bir savaşçı kişiliğe sahipti. Terörü desteklemekle suçlandığından Jironden Partisi tarafından ihtilâl mahkemesinde yargılandıysa da halkın müthiş desteği ve hitap becerisiyle beraat etti. Yargılama bittiğinde bir tahta üzerine bindirilerek omuzlarda taşındı ve “100 bin kişinin kellesini istiyorum” diyerek bağırdı. Jakobenlerin gitgide güçlenmesinden sonra Jironden iktidarı derin sürtüşmeyi daha da arttırdı. Ardından ülkede iki parti arasında artacak terörü önlemek için Charlotte Corday isimli Jironden yanlısı bir kadın tarafından banyosunda bıçaklanarak öldürüldü. Kadının amacı barıştı çünkü Marat giderek daha çok şiddet yanlısı olmaya başlamıştı. Cenazesi La Pantheon’a götürüldü, ardından da Thermidor döneminde kanalizasyona atıldı. Jean Paul Marat, Fransız Devrimi’nin Robespierre’le birlikte en önemli düşünce ve eylem adamlarından biridir ve bir Montagnard mensubudur.

Marat’ın ölümü ile ilgili çok sayıda sanat eserine de ilham kaynağı olmuştur. Bunlardan biri de Alman yazar Peter Weiss’ın 1963 yılında kaleme aldığı Marat/Sade Uyarlaması: Jean Paul Marat isimlioyundur. Marat/Sade oyunun sahnelenmesi ile ilgili Mimesis Dergisi’nde Nurullah Özaltun tarafından yazılan bir yazıyı Özgür Denizli okurlarıyla paylaşıyoruz.

Marat/Sade Uyarlaması: Jean Paul Marat

Peter Weiss’ın ünlü oyunu Marat/Sade bu günlerde bir uyarlamayla yeniden hayat buluyor. Ant Aksan’ın Marat/Sade’dan uyarlayıp yönettiği Jean Paul Marat, Ayşegül Sünetçioğlu’nun tek kişilik performansıyla bir Praxis Perform projesi olarak her salı “Alsancak Sardunya Bar Sahnesi”nde izleyiciyle buluşuyor. Oyuna dair görüşlerimizi belirtmeden önce kısaca Weiss’ın oyununu hatırlamakta fayda var.

Alman yazar Peter Weiss’ın 1963 yılında kaleme aldığı Marat/Sade, Fransız ihtilalinden sonra ihtilale öncülük eden isimlerden biri olan Jean Paul Marat’nın nasıl öldürüldüğünü anlatır. Ömrünün son zamanlarını yakalandığı bir deri hastalığı yüzünden küvette geçirmek zorunda Marat, gizli bir devrim karşıtı olan Charlotte Corday tarafından hançerlenerek öldürülür.

Weiss, bu tarihi olayı oyunlaştırırken  karakterlerini akıl hastalarına oynatarak bu kişilerin delilikle kıyaslayabileceğimiz yaşantılarına dair ince bir perspektif oluşturur. Oyunun yönetmenlik koltuğuna da Sadizmin babası olarak kabul edilen yazar Marquiz de Sade’ı koyar. Sade’ın kökten bireyci tutumuyla Marat’yı sorgular. Çünkü bir devrim olmasına rağmen halk perişan vaziyettedir. Marat’da kökten devrimci yönüyle Sade’ın tutumunu sorgular ve suçu yöneticilerde yani bireyde arar. Bir tartışma söz konusu değildir oyunda. Amaç, devrim günlerinde yaşananlara, olana ve olması gerekene bir pencere açmak ve izleyiciye bugünü sorgulatmaktır.

Oyun, Marat’nın ölümü ve deliler (halk-devrim yanlıları) tarafından Napolyon’un yüceltilmesiyle son bulur. Temsilin bitimiyle tüm deliler olağan kişiliklerine dönüp çığırlarından çıkarlar. Hemşireler oyun boyunca olduğu gibi delileri orantısız bir güçle bastırarak yerlerine oturtur. Bu sırada Sade, sadistik kahkahalarla gülmekte ve perdenin kapatılmasını işaret etmektedir. İki sahne ve otuz üç epizoddan oluşan oyun, yazıldığı dönem itibariyle hem konusu hem de tekniği bakımından oldukça sıradışıdır.

Ant Aksan, Weiss’ın oyununu uyarlarken karakterleri harmanlayarak tek bir bünyede toplamış. Bu dramaturjik açıdan oldukça parlak bir fikir. Sade, Marat ve Charlotte Corday  karakterlerini Ayşegül Sünetçioğlu canlandırıyor. Devrim ve devrim sonrasında cevap arayan soruları tek bir ağızdan bir kez daha soruyor karakterler. “Marat ne oldu devrime, Marat yoksuluz biz hala?”

Kökten devrimci Marat’yla kökten bireyci Sade’ın aynı çerçevede, tek bir bünyede toplanması oldukça parlak bir fikir. Nitekim tasarlanan karakteri bir kadın oyuncunun canlandırıyor olması da üzerinde durulması gereken ayrı bir konu.

Aksan, orijinal metnin yapısına sadık kalarak açık biçim bir oyun tasarlamış. Sahnede yoğun ve devingen bir performans izliyoruz. Sünetçioğlunun oyunculuğuna diyecek yok. Mekanın alabildiği kısıtlı izleyici kitlesi karşısında var gücüyle oynuyor. Yalnız oyunun tansiyonu öylesine yüksek ki, izlerken nefes alacak vakit bulamıyoruz. Müzikler de oyunun bu yüksek ritmini iyice arttırarak bizi Weiss’ın Mara/Sade’da oluşturduğu atmosfere biraz daha yaklaştırıyor. Oyun boyunca olumsuz olarak yorumlayabileceğimiz tek şey, barın alt katından gelen müzik ve dış sesler. Bu sesler yüzünden oyuna adapte olmak zorlaşıyor.

Devrimi yücelten Marat ve bireyi yücelten Sade’ın karşıtlığını tek bir bünyede toplamanın işlevsel yönü, günümüzde “hala sorgulama yetisini kaybetmemiş olanlarımıza” bu oyunun içinde barındırdığı karşıtlığın çatışmasını yaşıyor olmasıdır. Bireysel refah mı, yoksa toplumun refah mı daha önemli? Toplumsal hareketlerin her zamankinden daha ustaca bastırıldığı bir dönemde birey, kendi yaşam ve özgürlük alanını korumaya itiliyor erk tarafından. Çünkü kendi yarattığımız sisteme karşı girişeceğimiz topluca bir hareketle bireysel hak alan ve konforumuzu kaybetme korkusu yaşıyoruz. Bireyin giderek yalnızlaştı(rıldı)ğı bir düzende kimse sisteme karşı örgütlenecek, kişisel konforundan vazgeçecek gücü bulamıyor kendinde. Hem de bizi bunu yapmaya iten nedenler artarken. Dolayısıyla gün geçtikte toplum adına pasifleşiyor ve yalnızca bireysel alanımızı genişletmeye çalışıyoruz. Bu, bireysel bir cennet arayışı olmalı. Ve bu ayrışmanın öteki yüzü, insanın insana karşı duyduğu nefretle temellenebilir belkide.

Kuşkusuz, orijinal metinde Weiss’ın bu konu için geliştirdiği bir çözüm yok. Yalnızca bizi hayatta tutan, belki de toplumları daha iyiye götüren şeyin bu çatışma olduğunu söylemek istiyor olmalı ki,

Önemli olan, insanın kendi kendini saçlarından kavrayıp ayağa kaldırması, kendini bir eldiven gibi ters yüz edip, evrene yepyeni gözlerle bakmasıdır

diyor.

Toparlayacak olursak, Ant Aksan’ın uyarlayıp sahnelediği Jean Paul Marat’yı izleyince bu açıdan bir kere daha kıvılcımlanıyor zihnimiz. Toplumsal değişime, sisteme, geleneğe ve yeniye karşı olan duruşumuz konusunda bir kez daha sorguluyoruz kendimizi.

Her ne kadar sahnede yalnızca Sünetçioğlu’nu görsek de bu oluşumun arkasında koca bir ekip var. Besteler, Babaros Göksan, Gökay Koçanoğlu, Ozan Gökmen ve Sinan Göksan’a ait. Müzik yönetimi ve kayıtlar ise Utku Güçoğlu ile Gökay Kaçanoğlu’na, müzik kumanda Zeynep Eser’e, ve Dekor-Kostüm Ali Altınsoy’a ait.

Altunsoy, sahne tasarımında övgüye değer bir iş çıkartmış. Yarı küvet, yarı koltuk, tek parça aksesuardan oluşan, minimal olduğu kadar işlevli ve iyi bir dekor tasarımı görüyoruz sahnede. Jacques Louis David’in ünlü eseri “Marat’nın Ölümü’nden” yola çıkan tasarımcı, eserdeki sadeliği sahne üzerine hakkıyla taşımayı başarmış. Dolayısıyla metin ve plastik arasında estetik bir bağ kurulmuş. Bu bakımdan oyun boyunca adeta ‘Marat’nın Ölümü’ adlı eserin canlanmış bir tasvirini izleyeceksiniz.

Ant Aksan ve ekibini ve ayrıca Sardunya barı tiyatro yoksunu kentimizde böyle yenilikçi projelere imza attıkları için kutluyoruz. Özellikle eğlence mekanlarına boğulup kültür fakiri kalan Alsancak semti için de bulunmaz bir nimet oldu bu oyun.

Şimdilik Alsancak’taki gösterimlerini tamamlayan oyun önümüzdeki günlerde yurt çapında çeşitli festivallerde seyirci karşısına çıkacak. Kaçırmayın!

İlginizi çekebilir