24 HAZİRAN SONRASI: IMF’Lİ YA DA IMF’SİZ KEMER SIKMAYA DEVAM (2)

Mustafa Durmuş

Ekonomide açıklanan yüzde 7,4’lük büyüme oranı, seçim atmosferinde dahi iktidar partisi açısından bir coşku yaratamadı. Hükümet sözcüsü dahi (bunun yüzde 80’inin tüketimle pompalanmış bir büyüme olduğunu bildiğinden) sürdürülemez olduğunu söylüyor. Sokaktaki insanın ise, kendisine iş ve gelir yaratmayan bir büyüme artık umurunda değil. Öyle ki ekonomi “süper büyümüş” ama halk daha da yoksullaşmış, dolar cinsinden ekonomi aslında küçülmüş, cari açık, işsizlik, enflasyon ve hayat pahalılığı daha da artmış. Gelir dağılımı daha da kötüleşmiş. Büyümenin açıklandığı bültende ücretlilerin bu 1 yıllık sürede milli gelirden aldıkları payın 1 puan azalarak yüzde 37,8’e düştüğü yazılı.

Doğada inşaat ve ilgili diğer faaliyetlerin yarattığı tahribat ve işçi ölümleri ise işin cabası. O halde bu büyüme sadece kârları ve rantları arttığı için başta büyük inşaat şirketleri olmak üzere, sermayenin büyümesinden başka bir şey değil. Bu nedenden dolayı da artık “şöyle büyüdük, böyle büyüdük “sözlerinin sokakta karşılığı yok. Siyasal iktidarın elinde böylece artık her türlü sıkıntıyı altına süpürebilecekleri bir büyüme halısı da yok. Bu, halıdan ziyade daha çok yere serilen eskimiş bir hasır gibi. Altı gözüküyor: Yoksulluk, işsizlik, gelir bölüşümü adaletsizlikleri, devasa borçlar, ekonomik kriz, iflaslar…

Bugün ikincisini aşağıda yayımladığımız (son parça yarın) yazı dizisi bu anlamda gündeme çok uygun. Zira artık lale devrinin bittiğini ve çok yakında kemer sıkma devrinin başlayacağını öngörüyor…

ORTA VE UZUN VADELİ KEMER SIKMA POLİTİKALARI

Bu programlar altında, hem IMF hem de DB, verilen kredilerin geri ödenebilmesini sağlayabilmek için borçlu ülkelerin kamu işletmelerini özelleştirmelerini; kamu harcamalarını kısıp, kamu gelirlerini artırmalarını, mali disiplin ve faiz dışı fazla vererek ve para ve kredi hacminin daraltarak bütçe açıklarının kapatılmasını; eğitim, sağlık, emeklilik ve çocuk yardımları gibi sosyal harcamaları kısmalarını; ulusal sanayilere ve tarım kesimine verdikleri sübvansiyonları azaltarak ve tarife ve diğer ithalat engellerini ortadan kaldırarak ekonomilerini düzenlemekten vazgeçmelerini şart koşuyor. Ayrıca, talep fazlasını ve enflasyonu dizginleyebilmek için serbest piyasa mekanizmasına işlerlik kazandırılması, kamu iktisadi teşebbüslerinin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarının serbest bırakılması, faiz oranlarının yükseltilmesi şart oluyor (1).

HASTAYI İYİLEŞTİRMEYEN ACI İLAÇ

Diğer yandan bu programlar aşağıdaki politikaların hayata geçirilmesini gerektirdiği için sınıfsal olarak emekçi sınıfların durumlarını kötüleştiren, krizin faturasını bu sınıflara çıkartan politikalar.

(i) Bütçe açığını azaltmaya dönük maliye politikası önlemleri sırasıyla; özelleştirmeler, vergi düzenlemeleri kamu çalışanlarının ücretlerinin dondurulması, istihdam kısıtlamaları (emekliliğe sevk etme) ve sıkı gelir politikaları, eğitim, sağlık, sosyal konut, alt yapı gibi sosyal harcamalarda tasarruf politikalarından oluşuyor.

ÖZELLEŞTİRMELER

IMF kamu işletmelerinin özelleştirilmesini bu işletmelerin verimsiz çalıştırıldıkları ve kamu müdahalelerinin zararlarından hareketle savunuyor. Ayrıca KİT satışlarından elde edilen gelirlerin dış borçları geri ödemede de kullanılabileceğini öngörüyor.

SOSYAL HARCAMALARA BUDAMA

Bütçe açıklarını ve borç stokunu azaltmak amacıyla IMF ayrıca, sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik gibi sosyal harcamaların da kısılmasını talep ediyor. Sıkı gelir politikaları altında, özellikle düşük gelirli gruplara (örneğin çiftçilere verilen tarımsal sübvansiyonların, yoksul halkın kullandığı elektriğe ve toplu ulaştırmaya verilen desteklerin) kaldırılmasını şart koşuyor.

(ii) Yapısal uyarlama programları piyasaların serbestleştirilmesi (deregülasyon) ve ihracat yönlü büyüme stratejisini de içeriyor. Böylece bu programa uygun

olarak her türlü fiyat kontrolü ve küçük üretime dönük sübvansiyonun kaldırılması, faiz oranlarının serbest bırakılması, uluslararası sermaye akımlarının serbestleştirilmesi (sermaye kontrollerinin kaldırılması), döviz kuru düzenlemelerine ilişkin serbestleştirmeler, dış ticaretin liberalleştirilmesi, kotaların kaldırılması ve tarifelerin azaltılması gerekiyor.

İhracatın ve yabancı sermayenin teşvik edilmesine dönük önlem olarak, duruma göre acilen ve büyük çapta bir devalüasyon yapılması ve ardından serbest dalgalı kur sistemine geçiş ve sermaye hareketlerinin tam serbestisi ve döviz kontrollerinin kaldırılması öneriliyor. Yani çok yoğun bir deregülasyon politikası uygulattırarak uluslararası sermayenin de hareket alanını genişletiliyor.

Böylece programlar ithalatın kısılıp ihracatın artacağını, bunun da cari açığı azaltacağını öngörüyor. İhracatı artırabilmek için, ayrıca gıda fiyatlarını belli bir düzeyde tutan sübvansiyonların da azaltılması ya da tamamen ortadan kaldırılması gerekiyor (2).

Diğer taraftan bu önlemler ihracatı özendirse de, halkın elindeki yerel paranın kıymetini düşürdüğü için yaşam maliyetlerinin artmasına, dolayısıyla da halkın daha da yoksullaşmasına neden oluyor.

DEVALÜASYON, FAİZ VE SERMAYE HAREKETLERİNE TAM SERBESTİYET

Ayrıca bir bütün olarak, IMF ve DB’ in bu yapısal uyarlama politikaları, azgelişmiş ülkeleri borç ödeme makinelerine dönüştürürken, dünyanın en zengin bankaları ve kurumları için de kolay kazanılan kârlar yaratıyor.

Türkiye’de ise ihracatın, hammadde, ara malı, girdi, enerji ve sermaye malı anlamında yüzde 80’e varan oranlarda ithalata bağımlı olduğu gerçeği Türkiye için bu öngörünün tutmamasıyla sonuçlanacak. İthalat, yüksek kur nedeniyle daha pahalı hale geleceği için, bu hem enflasyonu, hem de ihracattaki beklenen fiyat avantajını ortadan kaldıracak. Bunu telafi edebilmek için reel ücretlerin çok düşük tutulması ise ülkede yoksulluğun artmasıyla sonuçlanacak.

Faiz oranlarının serbest bırakılması ise Türkiye’de bir süredir “Merkez Bankası bağımsızlığı” olarak tartışılıyor. Pratikte bu aslında enflasyonun üzerinde, yani yüksek faiz politikası anlamına geliyor. Böylece yabancı sermayenin özendirildiği ileri sürülüyor. Merkez Bankası bağımsızlığı ise çok tartışmalı bir konu. Çünkü MB’nin bütünüyle uluslararası finans kapitalin emrine girmesiyle sonuçlanabilecek riskleri içeriyor.

Diğer yandan yüksek faize gelen yabancı sermaye kısa vadeli spekülatif sermaye. Ayrıca yüksek faiz ekonomiyi daralttığı gibi, işsizliğe ve yoksulluğa neden oluyor.

Uluslararası sermaye akımlarının serbestleştirilmesine dönük sermaye kontrollerinin kaldırılması ise azgelişmiş ülkeleri vuran finansal krizlerin temel nedenlerinden biri olduğu gibi, buna dönük engellerin kaldırılması spekülasyonu da teşvik ederek kırılgan azgelişmiş ekonomileri krizlere sürüklüyor.

İthalatın serbestleştirilmesi, halkın daha ucuz mal tüketimini sağladığı için savunulsa da, kısa vadede fiyatları düşürse de, ithalata bağımlılık hem yerli üretimi baltalıyor, hem de dövize olan bağımlılığı artırıyor.

YABANCI SERMAYEYE KÂR TRANSFERİ GARANTİSİ

Keza, yapısal uyarlama programları altında, azgelişmiş ülkeler ekonomilerini yabancı sermayeye daha fazla açmak, yabancı yatırımlar üzerindeki kısıtları kaldırmak ve yabancı şirketlerin ülkenin doğal kaynaklarını ve işçilerini en düşük fiyatlardan kullanmalarına izin vermek zorundalar. Bunun için ayrıca kârın çok büyük bir kısmının bu çok uluslular şirketlerce kendi ülkelerine transfer edilmesine de engel konulmamalı. Böyle bir durum ise ülkenin emperyalizme olan bağımlılığını daha da pekiştiriyor.

TEPEDEN TIRNAĞA TÜM EKONOMİ POLİTİKALARI ÜZERİNDE DENETİM

Böylece IMF sadece ödemeler bilânçosunu düzeltmeye yönelik politikalar uygulamıyor, kredi verilen ülkelerin neredeyse tüm politikaları üzerinde belirleyici oluyor. Para ve maliye politikaları, IMF’nin azgelişmiş ülkelerin büyüme ve kalkınma hedefleri üzerinde etkili olabileceği alanlardan sadece ikisi ve en çok bilinenleri. IMF daha ziyade “yeşil ışığı” yakmak için bunları şart koşuyor. Ancak IMF aynı zamanda dış ticaret, finansal serbestleşme, özelleştirme, kamu kesiminin büyüklüğü ve rolü gibi çok sayıda başka alanlar üzerinde de etkili olabilecek politikalar ya da uyarlamaları dayatıyor.

(iii) Program son olarak, kaynak tahsisinde etkinlik, verimlilik ve milli hasılayı artırmaya dönük olarak sektörel reformları, mikro reformları ya da yapısal reformları şart koşuyor.

MİKRO REFORM YA DA YAPISAL REFORMLAR

IMF’ye göre, bu programlar, krizdeki bir ekonominin üretken kapasitesini harekete geçirerek uzun vadeli, sürdürülebilir bir büyümeyi mümkün kılacak etkin kaynak tahsisini sağlamaya dönük mikro yapısal reformları ya da piyasalara dönük yapısal reformları içeriyor.

Türkiye’de bunun paralelinde, son faiz artırımının ardından enflasyonun, ileri faiz artırımlarının ve liranın değer kaybının önlenebilmesi için bazı iktisatçılar vakit geçirmeksizin yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektirdiğini yazmaya başladılar. Aslında önerdikleri özünde IMF’nin önerdiği ya da şart koştuğu yapısal uyarlama politikalarından farklı değil.

Türkiye’ye ilişkin olarak bu kesimlerden bazılarının önerdikleri siyasal ve sosyal reformlara karşı çıkılabilmesi mümkün değil. Örneğin Türkiye için siyasal (kuvvetler ayrılığına dönüşü, daha fazla demokratikleşmeyi ve özgürlükleri sağlayan anayasa değişiklikleri, seçim ve siyasal partiler kanununun demokratikleştirilmesi, seçim barajının kaldırılması gibi) ve sosyal alandaki yapısal reformların (bilimsel, laik ve demokratik bir eğitim sistemine geçiş gibi) yanı sıra temel ekonomik reformlar da öneriliyor (3).

Bu reform önerilerini IMF’nin yapısal uyarlama programlarında görebilmek çok zor. Ya da birer cümle ile geçiştiriliyorlar. Diğer taraftan bu öneriler ekonomik reformlarla birlikte ele alındığında konu tartışmalı bir hal alıyor.

Öyle ki yapısal ekonomik reformların başında; ekonomik büyümenin ithalâta bağımlı yapıdan kurtarılması ve cari açığın düşürülmesine dönük reformlar (kısmi ve geçici ithal ikamesi, yerli üretimin teşvik edilmesi gibi); bütçe gelirlerinin sürdürülebilirliğini sağlayan reformlar (KDV ve ÖTV’nin payını azaltan Gelir Vergilerinin payını artıran bir vergi reformu gibi); sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarının payını azaltan (sosyal güvenlik reformu gibi); enerji faturasını azaltan önlemler; reel sektörün gerçek durumunu yansıtmayı sağlayacak düzenlemeler (sektörel reformlar gibi); Merkez Bankası’nın ve TÜİK’in bağımsız çalışmasını sağlayacak kurumsal reformlar gibi düzenlemeler geliyor (4). Bu önerilerin, sınıfsal çıkarları karşı karşıya getirmek anlamında birbiriyle çatışan yanları olduğunu söylemek gerekiyor.

devam edecek…

…………….

(1) Mustafa Durmuş, “IMF Üzerine Söyleşi”, Gelenek Sayı 110 (Mart 2010), s. 63-89.

(2) Ags.

(3) Mahfi Eğilmez, “Güncellenmiş Yapısal Reformlar Rehberi”, http://www.mahfiegilmez.com/2015/10/guncellenmis-yapsal-reformlar-rehberi.html.

(4) Agm.

İlginizi çekebilir