2020’de değişen sağlık tanımı – Ali Tepe

2020 yılı için sağlığın tanımı ‘COVID-19’da sağlıklı kalma hali / hayatta kalma’ olarak değişmiş görülüyor. Salt ‘hayatta kalma dürtüsü’ insanal bütün özelliklerin reddi, insanın ‘bitkileştirilmesi’ anlamına gelir

Bir seneyi aşan pandemi sürecinde şu ya da bu şekilde herhangi bir amaç ya da beklentiyle karşımıza getirilen tüm komplo teorilerini bir yana bırakalım. Ancak bu “bir yana bırakma” işi pandemi krizinin düşünsel yaşantımıza bilim ve siyasi otoritesi tarafından bir müdahale fırsatına dönüştürülmesinin örneklerinin de irdelenmesini engellememeli. Bu kısa yazımızın başlığına dönersek; bu yazının savı pandemi sürecinde “sağlık” kavramının tanımına ya da bu kavramın içeriğine yönelik müdahaledir.

Sağlık nedir?

Tartışmayı geleneksel/klasik tanım üzerinden devam ettireceğim. Bugün sağlıkla ilgili tüm formel ya da informel eğitim süreçleri ya da oturumlar “sağlık nedir” sorusunun sorulması ve bu soruya kanıksanmış tanım yanıtının verilmesiyle başlar. Nasıldır bu tanım anımsayalım: “Sağlık, sadece hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil kişinin bedenen, ruhen ve toplumsal yönden tam bir iyilik halidir.” Bu tanım 1948’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılmış, üzerinde tartışma ve değişiklik olmakla birlikte genel bir kabul görmüştür.

Bu tanım üzerinde ilerleyelim; kuşkusuz “bedenen iyilik hali” tanımlanması somutlanması en kolay olanı. Bu o an itibariyle bireyde herhangi bir bedensel/organik rahatsızlığın bulunmayış hali olarak özetlenebilir. Bulunmama durumunu belirleyen modern tıbbın olanakları ve bilimsel birikimidir. Tıp tarafından -henüz- tanımlanmamış, bilgisine sahip olunmayan sorunlar bu bağlamda iyilik halini nitelemesini zora sokar gibi görülebilir. Pandemi sürecinde ise sağlığın bireysel bedensel iyilik hali durumu bilim/tıp otoriteleri ve siyasi otoriteler tarafından sadece ve sadece COVID-19’da sağlıklı kalma durumuna indirgenmiş görünmektedir. 2020 yılı için sağlığın tanımı “COVID-19’da sağlıklı kalma hali / hayatta kalma” olarak değişmiş görülüyor. Tüm söylemler ve mesajlar açık ya da kapalı bir biçimde buna indirgendi. Yalnızca bedensel olarak “sağlıklı olma hali” – o da yalnızca COVID-19 özelinde- ve/veya pandemide hayatta kalmaya indirgenmiş bir yaşam ve insanlık durumu önerilmesi, insanla ilgili birçok kavrama ve duruma yönelik manipülasyonu önceleyen bir duruma aracılık edecektir. Salt “hayatta kalma dürtüsü” insanal bütün özelliklerin reddi, insanın “bitkileştirilmesi” anlamına gelir, mutluluk-esenlik-iyilik bu bağlamda özetlenir. Diğer taraftan “hayatta kalma toplumu ya da sadece hayatta kalmaya şartlandırılmış birey ya da biricik varoluş nedeni hayatta kalma olan birey” dayatmasının sosyal Darwinizmi de meşru kıldığını unutmamalıyız. Salgın sürecinde yoksulların ve yoksunların hayatta kalma olasılığının ya da süreci hastalanmadan geçirme olasılığının üst sınıflara-varsıllara göre çok çok daha az olduğu ortada iken ve bunun nedenine yönelik toplumsal bir sorgulama yapılmadan sağlık yalnızca bir “bireysel beceri” işine dönüştürülmüş olmaktadır.

Bireye indirgemek

Gelelim klasik tanımın ikinci unsuru olan “ruhen iyilik hali” sorununa. İş biraz daha göreceli ve bu nedenle biraz daha otoriteye bağımlı hal aldı. Nedir “ruhen iyilik” denen şey ve devamla bugünkü dünyada kaç kişi kendini “ruhen iyi” olarak tanımlıyor. Bu arada başka bir tartışmanın da konusu olabilecek şekilde “ruhen iyiliğin” ya da “psikiyatrik hastalık üretilmesi” durumunun bilim otoritesinin iki dudağı arasında olduğunu hatırlatalım; şöyle bir örnekle; “topluluk karşısında konuşurken sesin titremesi ve yüzün kızarması bir hastalıktır” der günümüz tıp otoritesi ve ilaç önerir tedavisi için! Toplumsal şartları tümüyle gözardı eden günümüz “bilimsel otoriteleri”, “yoksulluğa bağlı anksiyete ya da depresyonun ilaçla tedavi edilmesinin gerekli olduğunu” iddia eder ve tedavi önerir; tedavi ilaçtır vs. Pandemi sürecinde işsizlikten yoksulluğa, karantinalardan kapanmalara toplumun bunlarla boğuşan her bireyinde ortaya çıkan psikiyatrik sorunlar pandemi sürecinin sağlık tanımında kendisine yer bulamamaktadır. Yok sayılmaktadır.

Bu arada ısrarla dile getirdiğim konu şudur; kapanma vs. önlemlerin pandemiyi önleyebileceğine dair hiçbir kanıt yoktur. Ağır kapanmalar uygulayan Almanya, Avusturya, Japonya vs. ülkelerin hali ortadadır. Asıl sorun kapitalist tıbbın – piyasacı tıbbın çaresizliğinin, bilimin piyasaya bağımlı hale getirilmiş olması durumunun gölgelenmesidir. Bir seneyi aşan pandemi sürecinde; 400 senelik önlemleri önümüze getiren “modern bilimin” çaresizliği mi gizlenmektedir. “Gösterilen / gösterilmeyen” çaba hastanelere soluk aldırma olarak onanmaya çalışılmaktadır. Hastanelere soluk aldırma kapitalist tıbbın revizyonudur, sorunun üstünün örtülmesidir.

Diğer taraftan sağlıklı kalma-hayatta kalma mesajlarının içeriğinin sadece psikiyatrik hastalıkları değil diğer organik hastalıkları da söylem hedefi olarak yok saydığını bir kez daha anımsayalım. Toplumumuzu – toplumları pandemi sonrası bekleyen çeşitli kronik hastalıklar, kanser hastalıkları vs. sorunlarda devasa artışlar, başta halk sağlıkçılar-epidemiyologlar olmak üzere kimseyi ilgilendiriyor görünmemekte. Varsa yoksa COVID-19.

Toplumsal sağlık

Tanımın üçüncü ayağı ise oldukça sofistike ve yerel-küresel ölçekli “farklı” bir sorun oluşturmakta olup tanımlanması oldukça zordur. Herkesin vereceği farklı bir yanıt olacaktır “toplumsal iyilik hali – toplumsal sağlık hali nedir” sorusuna.  Örneğin -Anadolu Ajansı bildirimine- göre “her gün 25 bin kişinin açlıktan öldüğü 270 milyon kişinin açlıktan ölümün eşiğinde olan bir “küresel toplum” ne kadar sağlıklıdır ya da böyle bir dünyada birey kendisini ne kadar sağlıklı hissedebilir”… “Bordrolu çalışanların %70’inin -buna emekliler dahil değil- 3000 liradan az aldığı bir yerel toplum ya da böyle bir ülkede birey ne kadar sağlıklıdır” diye sorulabilir bu soru. Ya da “toplumsal sağlığı” toplumun çeşitli hastalıklara karşı korunmasına gösterişli hastanelere sahip olmaya ya da her ilde binlerce MR cihazına sahip olmaya indirgemekte mümkündür ve bu bağlamda tüm yaklaşımlar ideolojiktir. Ya da örnek olsun Türkiye’de COVID-19 diğer ülkelere göre daha az görülmüştür demek “toplumsal sağlık/iyilik halini mi” tanımlar. Ama 2020’de sağlık kavramı tanımlanırken toplumsal sağlığın bu tartışmalı hali tümden yok sayılmıştır. Açıkça görünen o ki bu yaklaşım pandeminin yaratacağı küresel yıkımın yükünün yoksul halklar sömürülen ezilen sınıflar tarafından çekileceğine dair gerçekleri gözden saklamaya yönelik bir ön kabul oluşturmaya aracılık etmektedir?

Piyasa biliminin iflası

Sağlığın tanımına yönelik değişiklikler insanlarda kuşkusuz sağlık algısının da değişmesine neden olabilecektir. Piyasaya bağımlı bilimin iflası ortadadır. Diğer taraftan ilk günlerde yapılan kimi ilginç “yanlışlıklardan” da dönülmüş gibi; örneğin balkonlarda zurna çalmanın “sosyalleşme” sanılması ya da öyleymiş gibi dayatılması, balkonlarda domates biber yetiştirmenin “insanın kendisiyle barışması” -her ne demekse- olarak fetişe edilmesi vs. vs. Bunlar sosyolojinin, sosyal psikiyatrinin konusu olabilir, tabii piyasaya biat etmeyenlerin… Maske ile yüzlerimizi gizleyerek, en temel iletişim ve duygu aktarım biçimlerinden olan dokunmayı yasaklayarak vs. vs. sadece sağlık tanımı değiştirilmemekte insan da hiçleştirilmektedir.

İlginizi çekebilir