1954’ten 2019’a Ilısu Barajı – Hasankeyf

1950’li yıllarda konuşulmaya başlanan, 1954’te proje haline getirilen, 1982’de Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında karar altına alınan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) ile birlikte Hasankeyf’in durumu da tartışma konusu olmaya başladı.

Devlet Su İşleri (DSİ) 16. Bölge Müdürü Ali Naci Kösalı, 20 Şubat 2018 tarihinde Anadolu Ajansı muhabiri Selman Tür’e yapmış olduğu açıklamada, 7 Şubat 2018 tarihinde yapımı tamamlanan Ilısu Barajın’da, Haziran 2019 tarihinden itibaren su tutulmaya başlanacağını söyledi.

Daha sonra bu tarihin tam olarak 10 Haziran olacağı açıklandı. Ancak, Cumhuriyet Gazetisinden Mehmet Kızmaz’ın 14 Haziran tarihli haberinde ise DSİ yetkilileri su tutma işleminin 1-2 ay ertelendiği bilgisi yer alıyor.

Baraj’da su tutulmaya başlanacağının açıklanmasından sonra, 8 Haziran günü, Yaşatma Girişimi ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi başta olmak üzere pek çok yaşam savunucusu hem Türkiye’de hem de Dünya’nın bazı bölgelerinde eylem düzenledi. Bu eylemlerde yapılan açıklamalarda Ilısu Projesi’nin “Başta Hasankeyf olmak üzere Yukarı Mezopotamya bölgesinin önemli bir kültürel miras alanını sular altında bırakacağı gibi, 80 bin kadar insanı yoksulluğa sürükleyecek ve halen çok önemli bir biyo-çeşitliliğe sahip Dicle Vadisi’nin yok olmasını beraberinde getirecektir” dendi.

Ilısu Barajı’nda ne zaman su tutmaya başlanacağı ve Hasankeyf’in ne zaman su altında kalacağı sorusunun şimdilik bir cevabı bilinmiyor.

Ilısu Baraj projesi

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Peki 12 bin yıllık bir tarihe sahip olan Hasankeyf yerleşim yerini sular altında bıracak olan bu sürece nasıl gelindi?

1950’li yıllarda konuşulmaya başlanan, 1954’te proje haline getirilen, 1982’de Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında karar altına alınan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) 1997’de yatırım programına alındı. Baraj ve hidroelektrik santralinin temel atma töreni 5 Ağustos 2006 tarihinde o zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından gerçekleştirildi. Bu projeye karşı yerelde ve finansal destek sunan şirketlerin yer aldığı Avrupa ülkelerinde protestolar gelişti. Bunun sonucunda 2002 yılında proje durduruldu. 2005’de Ilısu projesi tekrar gündeme girdi. 7 Şubat 2018 tarihinde de barajın açılışı gerçekleştirildi.

“50 yıllık bir baraj projesi için 12 bin yıllık tarih yok edilecek” diyerek Ilısu Baraj Projesi’ne ve Hasankeyf’in sular altında kalacak olmasına karşı çıkan yaşam alanlarının aksine hükümet ve devlet yetkilileri projenin önemine dair açıklamalar yapıyor.

Devlet Su İşleri (DSİ) 16. Bölge Müdürü Ali Naci Kösalı’nın Anadolu Ajansı’na verdiği röportaja dönelim. Şöyle demiş Kösalı:

“Başta Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tamamının kalkınmasına katkı sağlayacak olan Ilısu Barajı ile 10,4 milyar metreküp su depolanacağını dile getiren Kösalı, barajın kendi tipinde gövde dolgusu bakımından dünyanın en büyüğü olduğunu vurguladı.

Kösalı, gövde dolgusu 24 milyon metreküp olan barajın, bu özelliğiyle Atatürk Barajı’ndan sonra geldiğini ifade ederek, “Ilısu Barajı elektrik üretimi bakımından Atatürk, Karakaya ve Keban barajlarından sonra ülkemizin en büyük dördüncü barajı olacak. Ilısu Barajı milli ekonomiye yılda 1,5 milyar lira katkı sağlayacak.”

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sitesinde Hasankeyf

Hasankeyf ile ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde şu bilgiler yer alıyor: “Diclenin kıyısında, zamanında medreseler, rasathane, darüşşifa ve diğer eğitim kurumlarıyla bölgenin ilim ve kültür merkezi olan Hasankeyf, ulaşım yolları ve ticaret merkezlerinin yer değiştirmesiyle günümüzde önemini yitirmiştir.

İlçe, sahip olduğu zengin tarihsel yapılar nedeniyle 1981 yılında bütünüyle sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. GAP projesi kapsamında bulunan Ilısu Barajı nedeniyle bu tarihsel yapılar bütünüyle sular altında kalacaktır.Bu konuda çalışmalar Kültür Bakanlığı ve DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.”

Kültür Bakanlığı’nın ve DSİ Genel Müdürlüğü’nün bahsettiği bu çalışmalar kapsamında şimdiye kadar Zeynel Bey Türbesi, Artuklu Hamamı, Süleyman Han Camisi minaresi, Hasankeyf Kalesi orta kapısı, İmam Abdullah Türbesi ve Zaviyesi, Baldaken Türbeleri ile Er-Rızık, Kızlar ve Koç camileri, yeni Hasankeyf’teki Kültürel Park Alanı’na taşındı.

5 türbe ile 8 köy mezarlığının da yerlerinin değiştirilmesi bekleniyor.

Aynı zamanda Hasankeyf ilçesinin Suçeken ve Kılıç, Siirt’in Kumçay, Çağlarca, Yazlıca, Çattepe, Eğlence ve Kaşüstü köylerine ait mezarlar, yeni yerleşim yerinde aynı isimle oluşturulan köylerin bulunduğu alana naklediliyor.

Şimdiye kadar eserlerin taşınma işlemlerinin yüzde 95’nin tamamlandığı belirtiliyor.

Ancak yaklaşık 700 Hasankeyfli ailenin taşınma süreci halen başlamış değil.

Hasankeyf’in tarihi

UNESCO Dünya Mirası kriterlerinin 10’undan dokuzuna sahip olan Hasankeyf’te ilk insan izlerinin 300 bin yıl öncesine, ilk yerleşimin ise 12 bin yıl öncesine dayandığı ifade ediliyor.

Medeniyetin beşiği olarak bilinen Verimli Hilal veya Yukarı Mezopotamya’nın stratejik kalesi Hasankeyf’in ilk konuklarının kimler olduğu bilinmiyor. Antik kentin üzerine kurulduğu kaya kütlesinin, Dicle Nehri ve onunla birleşen çevredeki küçük akarsuların 100 binlerce yıllık aşındırması sonucu meydana geldiği tahmin ediliyor.

Hasankeyf’in tarihi belgelerde geçen ismi ise burada yaşayan topluluklara göre değişiklik gösteriyor. Süryanice kaynaklarda Hesna Kepha olarak geçen ismindeki ‘Kepha’ kelimesinin, Süryanicede ‘kaya’ anlamını taşıyan ‘kifo’dan geldiği tahmin ediliyor. Arapça’da ise Hisn Kayfa olan şehrin adı ‘kaya hisarı’ şeklinde tercüme ediliyor. Hisn Kayfa adı sonradan kısaltılarak Hisn Kayf olmuş, Osmanlı egemenliği altında ise Hasankeyf şeklini almış.

Katip Çelebi ise, buraya Ra’s al Gul (Gülün başı) denildiğini yazıyor. İsme ilişkin yapılan ‘Hasan’ın keyfi’ veya ‘hüsnü keyif’ şeklindeki açıklamalar ise itibar görmüyor.

6 bine yakın mağara var

Antik kentin çevresindeki 6 bine yakın mağara, insanın ilk yaşadığı yerlerden biri olduğunu gösteriyor.

Mezopotamya’ya hakim konumu, içinden Dicle nehrinin geçmesi, yukarı kale bölümünün uçurumlar ile çevrilmesi, savunmaya elverişli mağaraları da, fiziki gücün hakim olduğu çağlarda, Hasankeyf’i kavimlerin paylaşamadığı bir yer haline getirdi.

Milattan sonraki ilk yüzyıllarda Hasankeyf, Bizanslılarla Sasaniler arasında zaman zaman el değiştirdi. 4. yüzyılın ortalarında Hasankeyf’e sağlam bir kale yapan Bizanslılar, 7. yüzyıl başlarına kadar buraya egemen oldu.

Hasankeyf Ortaçağ’da da stratejik ve askeri önemini korudu. Müslümanlar Hasankeyf’i Hz. Ömer döneminde M. 638 yılında ele geçirdiler. Halifeler dönemi ardından sırası ile Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar buraya hakim oldu.

Artuklular dönemi

Hasankeyf tarihi önemini, M.S. 1101 yılında buraya hakim olan ve 130 yılı aşkın bir süre başkentlik yaptığı Artuklular döneminde kazandı. O dönem ticaretin önemli bir kısmının nehir yoluyla yapılması nedeniyle, Dicle Nehri üzerinde bulunan Hasankeyf de ticari açıdan Ortaçağ’ın Bağdat ve Şam gibi önemli şehirlerinden biri haline geldi.

Artukluların buradaki hükümranlığına 1231 yılında son vererek Hasankeyf’i ele geçiren Eyyübi Kürtleri, 1260’ta Moğol istilası ile karşılaştı. Moğallar, şehri harabeye çevirdi. Eyyubiler, 14. yüzyılın başlarından itibaren Hasankeyf’i yeniden imar etmeye başladı. Birçok eserde imzası bulunan Eyyubiler döneminde tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı.Kenti onlarca kavmin ya da insanlığın ortak mirası haline getiren ise, doğal yollardan oluşmuş mekanlar ve insan elinden çıkmış eserlerin birlikteliği. Eserlerin her şeye rağmen bir arada ve ahenk içerisinde bugüne kadar kalmalarının en önemli nedeni ise, burayı ele geçirenlerin, kendilerinden önceki yapıları yıkmadan, yanına kendilerine ait eserler yapmaları, yine bu eserleri yenileyip kendi medeniyetlerine ait motifler ile süslemeleri.

3 ana bölüme ayrılıyor

Hasankeyf, kalenin bulunduğu alanda yer alan Yukarı Şehir, Dicle’nin güney sahillerindeki teraslara yayılan Aşağı Şehir ve Dicle’nin kuzeyindeki teraslarda bulunan kent alanları ve mahalleler olmak üzere 3 ana bölüme ayrılıyor.

Antik kentte bulunan 6 bine yakın mağaranın dışında insan eliyle yapılmış eserlerin her biri bir dönemin kültürü, yaşamı ve mimarisine ışık tutuyor. Dev bir kaya kütlesi üzerinde bulunan Kale, Kale üzerinde bulunan Eyyübilere ait Ulu Cami, Büyük Saray ve Küçük Saray, tam olarak bilinmese de yapım tarihi Asurlular dönemine dayandırılan Taş Köprü, Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırılan El-Rızk Camii, Sultan Süleyman Camii, Eyyübilere ait Koç Camii, Hasankeyf’in sembollerinden ve Akkoyunlulara ait tek eser olan Zeynel Bey Türbesi bu eserlerin başlıcalarını oluşturuyor.

Kaya mezarlar, kaya evler

Hasankeyf’te ayrıca kime ait olduğu bilinmeyen tarihi kaya mezarlar, kaya evler, Ortaçağ’a ait 3 üniversitenin kalıntıları, kiliseler, gizli geçitler, kale ve kentin genelinin su ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan su yolları, yörede yakın zamana kadar tüm bölge buğdayının öğütüldüğü 30’u aşkın kayaya oyulmuş değirmen, eyvanlar ve kaleden Dicle’ye inmek için kullanılan ve kayaların yontulması ile oluşturulmuş 200 basamaklı merdiven bulunuyor.

Hasankeyf, Hristiyanlık ve İslamiyet açısından da önemli bir merkezdi. Tarihte başpiskoposluk olarak rol oynayan antik kentte yapılan camiler de İslami dönemde Yukarı Mezopotamya’da inşa edilen ilk İslami eserler. 2 bin yıllık geçmişi olan eserlerin dünyada benzer örnekleri bulunmuyor.

Bilimsel kaynaklara göre ilk aletli tarımın yapıldığı yer olan Dicle kenarında bulunan ve aynı zamanda baraj suları ile kaplanacak olan alanda gizli olan 100’e yakın höyük, Kalkolitik Çağ’a, Tunç Çağı’na ve en önemlisi Neolitik Çağ’a ait birçok bulguya ulaşılabilmesi açısından çok önemli. İlk çağlardan itibaren yerleşim alanı olarak kullanılan bölgede aynı zamanda İran, Arap Yarım Adası, Kafkaslar ve Anadolu arasındaki geçişi sağlayan çok sayıda geçit bulunuyor. Barajın yapılması durumunda insan türünün kökenleri, tarımın başlangıcı ve çok sayıda medeniyetin ayak izleri ve maddi varlıklarına dair olağanüstü kanıtlar da sular altında kalacak.

Kaynak: Bianet

 

İlginizi çekebilir