19. yüzyılın İstanbul sokaklarına götüren müze – Ogün Işık

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin (TİEM) Etnografya bölümünü geçtiğimiz günlerde biten restorasyonla açıldı. Türk ve İslam Eserleri Müzesi Etnografya bölümü, insanı 2019’un ortasından alıp, 1800’lerin İstanbul’unda bir sokak ortasına bırakıyor.

İstanbul’un yüzyıllar önceki halini hiçbir zaman göremeyecek olsak da sınırlı sayıdaki fotoğraf, yazılar ve hayal gücümüz yardımıyla zihnimizde bir görünüm oluşturmayı başarabiliyoruz. Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde yeni açılan etnografya bölümü de bizi 19. yüzyılın İstanbul’una götürüyor.

Bu bölüm, karmaşık bir İstanbul sokağı planıyla dizayn edilmiş; dolambaçlı ve renkli. İnsanın bitmesini istemeden yavaş yavaş dolaşmak istediği bu seksiyon, insanı bir anda içerisinde büyük ihtimalle padişah ve siyasetin konuşulduğu bir 19. yüzyıl İstanbul kahvehanesine, çoktan sönmüş olan nargilelerin dumanlarına götürüyor. 1800’lerden kalma bir sokak çeşmesi tarafından karşılandığınız etnografya bölümünde, kahvehaneden çıkıp, camekânlara bakarak köşeyi döndüğünüzde mütevazı bir Osmanlı evinin içine düşüveriyorsunuz.

Müzenin insanı en çok etkileyen yanlarından biri de burada ortaya çıkıyor. Bugün artık sadece zihnimizde oluşturabildiğimiz görüntülerdeki detayların 3 boyutlu halleri orada, önümüzde duruyor: 1800’ler İstanbul’unda yaşayanların belki de o gün için en sıradan gördükleri eşyaları; fincan takımları, küpeleri, sabunlukları, sürahileri…
TİEM’in oluşturduğu bölümde hem tarihi eserler hem de mekanlar var. Kahvehane ortamı, bir evin içi, mesire alanı, bir hattatın odası 19. yüzyıldan ışınlanıp bugüne gelmiş gibi görünüyor. O mekanları 200 yıl önce dolduran insanlar bugün hayatta olmasa da, onların yerlerini gerçek insandan ayırt etmesi gerçekten güç olan balmumu heykeller alıyor. Dolayısıyla, örneğin kahvehaneye bakarken, içerideki heykellerin Sait Rüstem Efendi ile Terzi Abraham’ın Abdülmecid’in icraatlarını konuştukları hayaline kapılmak ve o sohbete katılmak da mümkün oluyor.

Müzede canlandırılan mekanlardan biri. 19. yüzyıl’da İstanbul’da bir kahve.

Müzede dönemin hayatına ait sosyal mekanlar, tamamen o döneme ait orijinal parçalarla, yormayan ve incelemesi kolay bir şekilde sunuluyor. Tüm parçaları yakından görmek, haklarındaki bilgilendirmeleri rahatça okumak ve eserleri fotoğraflamak tüm müzelerde her ne kadar standart olması gerekse de Türkiye’de bir lüks. TİEM Etnografya bölümü ziyaretçiye bu lüksü sunan mekanlardan.

Tekil parçalar halinde bakıldığında en dikkat çekici eserleri şöyle sıralayabiliriz: Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph tarafından II. Abdülhamit’e hediye edilen av sandığı, gümüş ve porselenden yapılan 19. Yüzyıla ait bir kahve fincan takımı, sedef kakmalı ayna ve beşikler, üzerine İstanbul silueti işlenmiş ipek halı, 19. Yüzyıl Kütahya’sından kalma bir barometre, deve derisine çizilmiş Karagöz, Hacivat, Zenne, Beberuhi ve diğerleri…

Canlandırılan konağın içi.

47 YIL ÖNCE MADRİD’DE ÖDÜL ALAN KARAGÖZ BELGESELİ

Müzedeki Karagöz-Hacivat koleksiyonunun farklı bir hikayesi bulunuyor. Buradaki eserler, 1983 yılında bir Karagöz oynatıcısı olan Hidayet Gülen tarafından müzeye bağışlanmış. Gülen’in Karagöz’ü nasıl oynattığını, karakterleri nasıl canlandırdığını anlatan “Karagöz’ün Dünyası” adlı belgesel de müzenin içindeki özel alanda sürekli oynatılıyor. Sabahattin Eyüboğlu ve Aziz Albek yönetmenliğinde Genco Erkal tarafından seslendirilen bu belgesel, 1972 yılında Madrid’deki kısa filmler şenliğinde ‘Gümüş Kuğu’ ödülü almış. Ayrıca müzede daha sonra belgeselin gösterildiği alanda çocuklara Karagöz oynatılması planlanıyor.

TİEM’in Etnografya bölümü, atmosferi ve barındırdığı eserlerle 1800’lerin İstanbul’unda kısa bir tur atmak isteyen herkese açık. 200 yıl önceye ait gündelik yaşamın izlerinin sürülebileceği müzede, bugünkü alışkanlıklara dair ortak noktalar bulmak da mümkün.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir