Yeşiller Partisi Milletvekili Berivan Aymaz: Türkiye’ye yapılacak yardım, demokratikleşme ve insan hakları gibi temel koşullara dayandırılmalı

Yeşiller Partisi Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Milletvekili Berivan Aymaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berlin’e yapacağı ziyaret öncesi Türkiye-Almanya ilişkilerini değerlendirdi “Türkiye’ye kesinlikle açık çek verilmemeli” diyen Aymaz, Türkiye’ye yapılacak yardımın, demokratikleşme ve insan hakları gibi temel koşullara dayandırılması gerektiğini savundu.

Almanya ve Türkiye arasında 2016’dan bu yana derin krizlere sahne olan ilişkiler yeniden normalleşme sürecine girdi. Bunda da ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bozulmasının ve buna bağlı olarak Türkiye’de gelişen ekonomik krizin, Türk Lirası’nın yabancı para birimleri karşısında hızla değer kaybetmesinin büyük etkisi oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AK Parti’nin yeniden Avrupalı müttefiklerine ihtiyacı var. Almanya ve AB’nin de hem Ortadoğu politikaları için hem de İdlib’de yaşanacak çatışmalı bir süreçte yeni bir mülteci akınıyla karşı karşıya kalmaması için Türkiye’ye ihtiyacı var.

28 Eylül’de Erdoğan, Almanya’yı resmi olarak ziyaret edecek. Ondan önce Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. Maas’ın gündeminde iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, ekonomik kriz, Türkiye’de tutuklu bulunan Alman vatandaşlarının serbest bırakılması ve elbette İdlib vardı.

Tüm bu konuların detaylarını Yeşiller Partisi Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Milletvekili Berivan Aymaz’la Gazete Duvar’dan  Ayşegül Karakülhancı Duman konuştu.

‘ALMANYA TÜRKİYE’DEKİ SİVİL TOPLUMU AÇIKÇA DESTEKLEMELİDİR’

Uzun zaman farklı sertliklerde kriz yaşayan Almanya ve Türkiye yeniden yakınlaşmaya başladı. İki ülke arasındaki ilişkiler artık normalleşiyor. Siz bu yakınlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türkiye ziyareti çerçevesinde hem mevkidaşı Çavuşoğlu ile hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştü. Almanya’da basına yansıyan görüşmelerin ‘çok dostane’ geçtiği yönündeydi. Örneğin selfi görüntüleri sosyal medyaya düştü. Heiko Maas’ın geri dönüşü sırasında sivil toplum örgütleri temsilcileriyle gizli ve kapalı bir görüşme yaptığını öğrendik. Almanya bu şekilde ‘çok hassas’ davranmış oldu!
Oysa Almanya’nın Türkiye’de demokratik sivil toplumu açıkça desteklemesi gerekir. Bu demokratik meşru kurumlar, aktörler ve inisiyatiflerle ‘yarı gizli’ değil, tamamen şeffaf görüşülmeli ve onlara açık ve güçlü destek verildiği ifade edilmelidir.

Cumartesi Anneleri’nin uğradığı yoğun polis saldırıları ve eylemlerinin yasaklanması ile Türkiye’de demokratik sivil toplumun ne denli yoğun baskı altında olduğunu gördük. Bundan dolayı bu demokratik güçlerin yanında durmak ve onları güçlendirmek, korumak hem önemli hem de gereklidir. Yani demokratik sivil toplum aktörleri ile ‘yarı gizli’ değil, kamuoyunun gözleri önünde temas kurulmalı, onların yanında durulduğunu ifade eden bir tavır alınmalı.

Almanya’nın geçmişte Türkiye ile yaşanan krizin, o soğukluğun giderilmesi için elinden gelen her şeyi yaptığını görüyoruz. Bu şaşırtıcı değil, çünkü Türkiye, Almanya için çok stratejik bir partner ve çok stabil ilişkileri var. Geçmişe dayalı ve hükümetler üstü bir devlet ilişkileri var. Erdoğan yönetiminden Almanya memnun mu, hayır! Türkiye Almanya içinde AB içinde Ortadoğu’ya ve özellikle de İslami dünyaya açılan bir kapı. Türkiye, Almanya’nın en uzun ve de aralıksız ilişkisi olduğu bir ülke. I. Dünya Savaşı’nda zaten müttefikler, II. Dünya Savaşı’nda ise birçok ülke ile diplomatik ilişkilere ara verilirken Türkiye ile hep devam etti. Bunun da ötesinde Almanya’da yaşayan çok büyük bir Türkiyeli kitle var. Bu kitleyle huzursuzluk istemiyorlar. Türkiye ayrıca NATO partneri. İki ülke arasındaki ilişkilerde Almanya için tüm bunlar birbirinden farklı ama önemli noktalar. Türkiye ise ABD ile yaşadığı krizden dolayı yüzünü yine Avrupa’ya döndü. Avrupa’ya, Almanya üzerinden yakınlaşmanın yollarını deniyor. Ekonomik kriz gündemde, yardıma ihtiyacı var. Bu yakınlaşma karşılıklı ihtiyaçlardan kaynaklanıyor. Almanya için bir diğer önemli faktör de Ortadoğu’daki gelişmeler ve buna bağlı olarak İdlib’e yapılacak bir saldırı durumunda Suriye’nin geleceği. Türkiye ile Almanya arasında yapılmış aslında da Avrupa hukukuna aykırı mültecilere dair çok kirli bir anlaşma var. Berlin, Türkiye’yi buradan Avrupa’ya özellikle de Almanya’ya yönelecek mülteci akınını engellemek için kullanıyor.

’80’Lİ, 90’LI YILLARDAKİ GİBİ BİR MÜLTECİ AKINI VAR’

İki gün önce Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Almanya Şansölyesi Merkel yeniden bir araya geldiler. Almanya içinde bu anlaşma nedeniyle sert eleştirilen Merkel’e Macron açık destek vererek bu tartışmalarda Merkel’in pozisyonunu güçlendirmiş oldu. Bu anlaşmanın haklı olan herhangi bir yönü olamaz mı?

Hayır, çünkü Türkiye ile yapılan bu anlaşmanın kirli olmasının, Avrupa yasalarına aykırı olmasının ötesinde Türkiye bu mülteci krizinin ortaya çıkmasına sebep olan ülklerden biri. Türkiye uluslararası hukuku çiğneyerek Afrin’i işgal etti ve bu işgal hala sürüyor. Afrin’den göçe zorlanan bir kitle var. Bu insanlar hala çadır kentlerde yaşamakta ve Türkiye’de de korunamıyorlar. Türkiye, Almanya’ya gelen mülteci akınında Irak ve Suriye’den sonra üçüncü sırada yer alıyor. Öyle transit ülke olarak değil bizzat mültecinin geldiği ülkelerden bir tanesi. Türkiye’deki anti demokratik uygulamalar, insan hakları ihlalleri yeniden 80’li veya 90’lı yıllarda yaşadığımız gibi yeni bir siyasi mülteci akınına da yol açıyor. Bu anlaşma tamamen insan haklarına dayalı yapılan siyasete aykırı bir girişim.

Türkiye’ye ekonomik bir yardım yapılması gerektiğini ifade eden koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Başkanı. Ve Andrea Nahles dedi ki, ‘Nahles, SPD’nin sol kanadından geliyor.’ Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Birçok insandan “sosyal demokratlar neden bu yardımı dile getiriyor” diye duyuyorum. Çünkü Türkiye’deki kardeş partileri CHP şu anda mağdur durumda. Ama bu da şaşırtıcı değil çünkü Alman sosyal demokratlarının Türkiye ile ayrı bir bağı var. Daha önceki Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Türkiye’ye özel bir yakınlığı var. Gabriel görevinden ayrıldıktan kısa bir süre sonra yazdığı uzun bir makalede Türkiye ile ilişkilerin yeniden düzeltilmesi ve yakınlaşılması gerektiğini yazmıştı. Çavuşoğlu’na çay servisi görüntülerini hepimiz hatırlıyoruz. Bu ilişkilerin sürdürülmesinde kendisi bizzat ciddi bir rol oynadı. Türkiye’nin Avrupa’dan kopabileceği tehlikesini dile getiriyor. Türkiye’nin Rusya ve başka güçlere kayabileceği tehlikesine karşı uyarıyor. Bundan dolayı da Almanya’nın Türkiye’deki insan hakları ihlallerini fazla ciddiye almaması gerektiğini, kendi ulusal ve jeo-stratejik çıkarlarını göz önünde bulundurması gerektiğini vurguluyor.

‘TÜRKİYE’NİN ELİ TAMAMEN AVRUPA’YA BAĞLI’

Gerçekten bu haklı bir endişe mi? Kaybedebilir mi Avrupa, Türkiye’yi?

Ben şahsen öyle düşünmüyorum. Bence Türkiye’nin toplumsal dokusu da devlet dokusu da Avrupa’ya dönük. Türkiye’nin Rusya’yla Avrupa ve Almanya ile olduğu gibi geçmişe dayalı, geleneksel bir ilişkisi yok. Bölge ile ilgili beklenti ve çıkarları da zaten çakışıyor. Türkiye ara sıra taktiksel olarak Almanya ve Avrupa’ya “bakın siz bana yanaşmazsanız ben başka tarafa kayarım” diyor. Arap dünyası içinde de Türkiye’nin Avrupa’ya ara kapı olması dışında fazla bir cazibesi yok. Eğer Türkiye, Avrupa’ya yakınlığını yitirirse başka bir çekiciliği kalmayacak. Türkiye’nin eli tamamen Avrupa’ya bağlı diye düşünüyorum. Erdoğan’ın arada bir “bakın beni kaybedersiniz…” tehditlerini fazla ciddiye almamak gerekiyor. Tam tersine bir taraftan Türkiye’nin Avrupa’ya yeniden yakınlaşmasını sağlamak lazım ama bu yakınlaşma da Almanya’nın veya Avrupa’nın kısa vadeli ulusal çıkarları, jeo-stratejik çıkarları için değil, hukuk devleti, insan hakları ve demokratikleşme bağlamında ele alınmalıdır. Almanya’da AB’de bu konuda yeterince yaptırımlarda bulunmadı. Türkiye bir ekonomik kriz yaşıyorken, ABD ile ilişkisi krizdeyken Almanya şimdi bu süreci insan hakları merkezli bir dış politika yürüterek değerlendirmeli. Türkiye’ye açıktan eğer hukuk devletini hayata geçirebilirseniz, demokratikleşmeyi hayata geçirebilirseniz, Kürd sorununu barışçıl çözerseniz, insan haklarına saygı duyar ve uygularsanız sizin yanınızdayız, mesajı verilmeli. Bu mesaj Maas’ın ziyaretinde verilmedi. Daha sonraki süreçte verilir mi, bakacağız. Biz Yeşiller Partisi olarak Türkiye’ye şu anda bir açık çek verilmemesi konusunda çok netiz. Her türlü yardım tamamen demokratikleşme ve hukuk devletine geri dönme, insan haklarına saygı temelinde olmalı diye düşünüyoruz. Her şeyden öte Almanya ve Avrupa dünyanın birçok yerinde yaşanan ciddi krizlerin sebeplerinden birinin izledikleri yanlış dış politikanın sonucu olduğunu fark etmeli. Bu sorunlar en sonunda dönüp dolaşıp mülteci akını olarak geri dönüyor.

Sizce Türkiye’nin demokratikleşmesi, AB’ne girebilecek koşulları yerine getirmiş bir ülke olması gerçekten Merkel hükümetini ilgilendiriyor mu?

Merkel hükümetinin AB içerisinde demokratik bir Türkiye görme gibi bir derdi olduğunu sanmıyorum. Geçmişte Türkiye’de biraz daha ılımlılaşmanın yaşandığı bir süreçte AB görüşmelerinin çok daha hızlı ve verimli geçmesi gerekirken o dönem Merkel’in Türkiye’nin AB’de yer alamayacağına dair söylemleri vardı. Türkiye ile en fazla ‘ayrıcalıklı ortaklık olabilir’ söylemini ortaya atmıştı. Bu anlayıştan Merkel hükümetinin vazgeçtiğini düşünmüyorum. Ne tam AB’ye ait bir Türkiye istiyorlar ne de kendilerinden tamamen kopmuş bir Türkiye istiyorlar. Bu siyasetin de tutacağını sanmıyorum.

Katar, Almanya’ya 10 milyar euro’luk yatırım yapma kararı aldı. Merkel de bu kararı sevinçle karşıladı. Demokrasiyi savunan bir ülkenin Katar gibi, Suudi Arabistan gibi ülkelerle sıkı ekonomik ilişkiler kurmasının toplumsal anlamda negatif bir geri dönüşü olmaz mı?

Kesinlikle olur. İdam cezası olan, kadınların taşlandığı ülkelerle sadece ekonomik ilişkiler değil silah ticareti bile halen yapılmaya devam ediyor. Bunlar Yeşiller açısından kabul edilebilir bir dış politika tarzı değil.

‘DIŞ İLİŞKİLER İNSAN HAKLARINI TEMEL ALMALI’

Almanya’da yaşayan muhalifler bu ilişkilerden dolayı baskı altında. Türkiye’de zaten muhalefete nefes aldırtılmıyor. Hem Almanya muhalefeti hem de Türkiye muhalefeti Merkel hükümetinin bu yanlış dış politikalarına karşı ne yapabilir?

Bizim çok somut taleplerimiz var. Türkiye’ye ekonomik yardım yapılsın mı yapılmasın mı tartışmaları sürerken biz kesinlikle açık çek verilmemeli diyoruz. Bunun dışında Türkiye ile silah ticaretinin derhal sonlandırılması gerektiğini söylüyoruz. Bu konuda çok sayıda soru önergesi de verdik. Afrin işgalinde Alman panzerlerinin yer almış olması Almanya’nın büyük bir ayıbı diye düşünüyoruz. Soru önergelerimiz sayesinde Afrin işgalinden sonra bile silah ticaretinin sürdüğünü öğrendik. Muhalefet olarak demokrasi ve barış savunan toplum güçleriyle birlikte sesimiz daha çok yükseltmeliyiz. Sigmar Gabriel’in kendi parti arkadaşına Türkiye ile ilişkilerde bulunduğu öneriler 20. yüzyılın anlayışı. 21. yüzyılda artık dış politika ve dış ilişkiler çok daha net bir şekilde insan haklarını temel almalı. Yaşanılan krizlerde küçük, dar, kısa vadeli ulus-devlet anlayışıyla yürütülen dış politikanın duvara tosladığını görüyoruz.

Geçtiğimiz cuma günü Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Parlamentosu’na HDP Kars Milletvekili ve Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen’in, HDP Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca’nın ve de HDP Almanya Eştemsilcisi Sinan Önal’ın katıldığı bir toplantı gerçekleştirdiniz. Sağ popülist parti AfD (Almanya için Alternatif) dışında tüm parti temsilcileri ve STK temsilcilerinin de yer aldığı bir bilgilendirme görüşmesiydi. Bu toplantının size geri dönüşü nasıl oldu?

O organizasyonu çok kısa sürede gerçekleştirdik. Heiko Maas’ın Türkiye ziyaretinde demokratik muhalefeti hiç göz önünde bulundurmamasına karşı bir tepkiydi. ‘Almanya Dışişleri Bakanı, Türkiye’ye gidip sadece Erdoğan rejimi ve temsilcileriyle görüşüyorsa biz de demokratik muhalefetin temsilcilerini buraya parlamentoya davet eder burada görüşürüz’ dedik. Açılışı da bunu dile getirerek yaptım. Tam da bu süreçte bence demokratik muhalefeti desteklememiz, güçlendirmemiz, korumamız gerekiyor. Koruma faktörü çok önemli. Siz eğer onlarla açık görüşmezseniz, açık karede bulunmazsanız onları daha da hedef haline getirirsiniz. HDP’nin ne kadar çok korumaya ihtiyacı olduğunu da görüyoruz. Eski eş başkanları ve aynı zamanda cumhurbaşkanı adayları olan Selahattin Demirtaş biz o toplantıyı yaparken 4 yıl 8 aylık bir ceza aldı. Bu nedenle bu görüşmeleri yaygınlaştırmak gerekiyor. Toplantıda diğer meslektaşlarım özellikle iktidar partileri milletvekili arkadaşlarımında yer almış olmasından da aslında onların da demokratik muhalefet partileriyle de görüşülmesi gerektiğini düşündüklerini çıkardım. Toplantıda da hepsi bu tür görüşmelerin çok daha ayrı bir öneme sahip olduklarını vurguladılar. Demokratikleşme sürecini biraz da böyle destekleyebiliriz diye düşünüyorum.

HDP Eş Başkanı Sezai Temelli, milletvekili Mithat Sancar ve HDP heyeti Berlin’de Almanya’nın siyasi partileriyle, sivil toplum örgütleriyle ve basınıyla bir araya gelecek. Bu görüşmelerde HDP sizce nasıl bir çalışma yürütmeli?

HDP büyük baskılara rağmen ve hiç eşit ve adil olmayan koşullarda yapılan bir seçimde yüzde 11 oy alarak Meclise girmiş, Türkiye siyaseti için önemli muhalif bir güçtür. Özellikle Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürd meselesinin barışçıl çözümü için perspektifler sunan tek siyasi partidir. Bu açıdan özellikle HDP heyetinin Berlin’de yürüteceği görüşmelerden Türkiye’nin bulunduğu siyasi ve ekonomik krizin ve bölgede yaşanan sorunların aşılması için Almanya siyasetinin hangi adımlar atması gerektiğine dair görüşleri önem taşıyacaktır. HDP heyetinin de bu bağlamda temaslar kuracağını sanıyorum zaten. Net talepleri olacaktır elbette. Meslektaşımız olan HDP’li çok sayıda milletvekili, belediye başkanı ve partili arkadaşları tutuklu. Bunların derhal serbest bırakılmasına dair Avrupa’dan güçlü bir sesin çıkması gerekiyor. Duruşmaları oluyor, onların Avrupalı meslektaşları olarak davalarını takip etmeli, onlara güç ve destek vermeliyiz.

Erdoğan, 28 Eylül’de Almanya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirecek. Bu görüşmeden sizce ne çıkar, neler konuşulur tahminen?

Erdoğan’ın Almanya’ya devlet töreni ile geliyor olması başlı başına bir sorun. Askeri törenle karşılanacak. Programlarında klasik devlet adamlarına sunulan programlar var. II. Dünya Savaşı’nda hayatını yitirenlerin mezarları ziyaret edilecek. Biz Yeşiller Partisi olarak devlet töreniyle karşılanıyor olmasını eleştirdik. Bu Türkiye ile görüşmelerin tamamen kesilmesini istiyoruz anlamına gelmiyor. Ama başka protokol yöntemleri de var. Bir çalışma buluşması da olabilirdi. Bir takım gündem noktaları belirlenebilir bunlar ortaklaşa ele alınabilirdi. Devlet töreni olması gerekmiyordu. Bence otoriter bir yapının baş mimarı burada bu şekilde karşılanmamalıydı.

‘DÖNEMEÇLİ YOLLARDAN PARALAR AKACAK’

Buradan bir ekonomik yardım çıkar mı bunun sinyalleri var mı sizce?

Direk böyle bir sinyal yok. Ama herhalde başka dönemeçli yollardan paralar akacak diye düşünüyorum. Ona da muhalefet olarak iyice bakmamız gerekiyor. Hangi yöntemlerle nereye, ne kadar para akacak. Bundan halk mı faydalanacak yoksa otoriter sistem mi güçlenecek!

Türkiye’ye belli şartlar öne sürülse dahi bir ekonomik yardım sizce yapılmalı mı?

Eğer Türkiye bir hukuk devletine doğru adımlar atacaksa, siyasi tutsaklar serbest bırakılacaksa, Kürd sorununu barışçıl yoldan çözmeye dair bir girişim olacaksa, insan haklarına saygı duyulacak, Cumartesi Anneleri yeniden saldırılara uğramayacaksa tabii ki olsun.

Erdoğan Berlin’de veya Köln’de taraftarlarıyla bir buluşma gerçekleştirmek istiyor. Sizce bu kadar tartışmadan sonra bu olur mu?

Şu anda bir orta yol bulunmaya çalışılıyor. Almanya Cumhurbaşkanı’nın bir teklifi var. Ortaklaşa kapalı bir salonda Türk ve Türkiyeli göçmen temsilcileriyle bir araya gelinebileceği söyleniyor. Almanya için sıkıntılı bir durum tabii. Geçmişte Erdoğan’ın kitlelerle buluşmasının ne kadar da kışkırtıcı olduğu hatırlanıyor. Almanya’nın iç huzurunu tehlikeye atacak bir görüşmenin yeniden gerçekleşmesini istemiyorlar.

Almanya’da çok sayıda Erdoğan taraftarı var ama bir o kadar da ona muhalif olan bir kesim var. Almanya’nın her iki tarafı da gözetecek bir politika yürütmesi gerekirken tam da bu noktada 8 Eylül’de yapılması planlanan geleneksel Avrupa Kürd Kültür Festivali’ne izin verilmedi. Kürdler ve muhalif çevreler aynı gün bu kararı protesto eden bir miting yaptılar. Bu tavır bize muhalefetin artık Almanya’da sıkıştığını mı gösteriyor?

Festivalin planlandığı gibi gerçekleşmemesi yıllardır yaşadığımız sorunlardan bir tanesi. Daha önce Köln’de de bir engelleme girişimi vardı. Sonra mitinge dönüştürüldü. Mitingler Almanya’da anayasal hak olduğu için engellenmesi zor oluyor. Afrin işgali esnasında da çok sayıda protesto yürüyüşü yasaklandı. Bu yasakların bir çoğunun anayasaya aykırı olduğunu düşünüyorum. Bu bize Almanya’nın dış politikada Türkiye ile yaşadığı hassasiyete göre iç politikasını ayarladığını gösteriyor. Bu da çok tehlikeli. Çünkü Almanya’nın iç politikasına Erdoğan’ın müdahale etmesine izin vermemek gerekiyor.

Kaynak: Duvar

İlginizi çekebilir