Zorunlu mesai, zorunlu gündem – Banu Güven

Üçüncü havalimanı protestosundan yükselen “Köle Değiliz” sesi duyuldu duyulmasına, ama şu ana kadar farkındalık ve dayanışma dışında olumlu bir sonucu olamadı. İşten çıkarılacak işçiler liste halinde taşeronlara bildirilirken, zorunlu mesaiyle kelle koltukta çalışılırken, tutuklu işçi ve sendikacı sayısı yükselirken, havalimanı inşaatında yaşananlar gündemden düşmemeli.

İktidarın ‘Yeni Türkiyesi’nde’ takip etmek için uğraştığımız hak ihlalleri çığ gibi büyüyor, herkesi önüne katıp, altına alıp götürüyor. Kafamızı yukarıda tutarak olan biteni gözden kaçırmamaya çalışıyoruz. O kadar çok skandal var ki, hangi birine dair söz söyleyeceğini şaşırıyor insan. Bazen görüş alanından yavaş yavaş çıkabiliyor hadise. Üçüncü havalimanı inşaatında olduğu gibi. Buna izin vermemeli.

Yıllardır hak mücadelesi veren havalimanı işçilerinin sesleri, ancak delirecek noktaya gelip kalabalık bir şekilde isyan ettiklerinde duyulabildi. Gözaltına alınışları, çölleşen medyada vaha olarak nitelendirilebilecek birkaç yayın ve sosyal medya sayesinde haber oldu. Sonra tutuklandılar. Hukuk işlevsiz kaldığından, memleketin diğer tutukluları gibi, salıverilecekleri günü merakla bekliyorlar şimdi. Aralarına yeni tutuklanan işçi ve sendikacılar da katılıyor.

Peki nasıllar? Cezaevinde hangi koşullarda tutuluyorlar? Serbest bırakılanlardan ve eyleme katıldığı tespit edilenlerden kaçı işten çıkarıldı? Taşeron firmalara protesto gösterisine katılanları işten atmaları için ne tür mektuplar gönderildi? Havalimanı şantiyesinde koşullar iyileşti mi? Bu soruların cevaplarını sendikacılar ve avukatlarla görüşerek aldım. Sondan başlayalım.

Sendika başkanına jet tutuklama

Fotoğraflar: DHA

Eylemin hemen ardından tutuklanan 24 işçi ve sendikacıya geçen süre içinde 10 kişi daha eklendi. Tutuklananlardan sonuncusu, DİSK’e bağlı Dev-Yapı İş’in Genel Başkanı Özgür Karabulut. Karabulut DİSK binasından çıkarken ‘tutuklamaya yönelik’ ibareli bir kararla gözaltına alındı, yani tutuklanmasına adeta önden karar verilmişti. “Onu 24 saat içinde bana getirin” diyen savcı Karabulut’u sorgulamadı bile. Jandarma Karakolu’ndaki sorgunun tutanağıyla birlikte mahkemeye sevketti. Mahkeme heyeti de hemen ‘görevi yaptırmamak için direnme, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, kamu malına zarar verme, toplantı ve yürüyüşlere silah veya kanunda belirtilen aletlerle katılma’ suçlarından tutuklanmasına karar verdi.

Karabulut’un DİSK’te toplantılara katılan, yeri yurdu belli, sekiz aylık hamile eşi ve iki yaşında bir çocuğu bulunan biri olması mahkemenin umrunda değildi. Onu Silivri’deki 9 nolu cezaevine koydular. Orada havalimanı şantiyesindeki koşullara isyan ettikleri için tutuklanan 33 kişi daha onu bekliyordu. Ama ayrı koğuşlarda.

İşçiler adi suçlular koğuşunda

Avukatlardan edindiğim bilgiye göre, tutuklanan işçiler aynı koğuşlara koyulmadı. Bunun yerine teker teker adli suçluların bulunduğu koğuşlara gönderildiler. Bazıları uyuşturucu satıcılarının, bazıları İstanbul’un göbeğinde işlediği cinayetlerle bilinen mafya üyelerinin koğuşlarında kalıyor. Haliyle tedirginler. Kendilerine getirilen kitapların göze batmasından bile korkan var. Bu işçi, ”Sana ne getireyim” sorusuna, “Sakın siyasi kitap getirme. Klasiklerden getir” cevabını vermiş. Kısacası, işçilerin dayanışması ve örgütlenmesinin önüne geçmek cezaevinde de öncelikli.

Gaspedilen kimin çalışma hürriyeti?

Havalimanı eylemiyle ilgili tutuklanan herkes diğer suçların yanında iş ve çalışma hürriyetinin ihlaliyle suçlanıyor. Bu, dava açıldığında beraat çıkmazsa, 6 ay ile 3 yıl arasında değişen bir ceza anlamına geliyor. Oysa iş ve çalışma hürriyeti elinden alınanlar bizzat tutuklanan işçiler. İnşaatlarda çalışanlar ya ailelerini geçindirmek, ya okumak ya da evlenmek için para denkleştirme derdinde, tam anlamıyla ekmeklerini taştan çıkarıyorlar. Gaspedilen onların ekmeği, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan çalışma hakları.

Havalimanı inşaatında kaç kişinin işinden olduğuna gelince. Eyleme katıldığı için gözaltına alınıp serbest kalanların işten çıkarıldığı sır değil. Yüzlerle ifade edilse de, kesin rakam bilinmiyor. Eyleme katıldığı ya da uygunsuz davranışta bulunduğu tespit edilen işsiz kalıyor.

‘Çalışma kampı gibi’


Konuştuğum bir sendikacı anlatıyor: “Şantiye girişinde polis ve jandarma duruyor. Çalışılan alanda ve kamplarda da devriye geziyorlar. İki işçi, farklı günlerde, servis beklenen alanın üzerinde Drone uçurulduğunu görmüş.”

Bir avukat şantiyeyi çalışma kamplarına benzetiyor: “Alan 400 kamera ile gözleniyormuş. Kayıtlar inşaatı yapan konsorsiyum olan İGA’nın binasında inceleniyor. Eyleme katıldığı görülen işçilerin kimlik tespiti yapılıyor. Bunun için daha kıdemli, o işçileri tanıyabilecek başka işçileri kullanıyorlar.”

Taşerona ‘İşten çıkar’ baskısı


Kimlikleri tespit edilenler hakkında çalıştıkları taşeron firmalara elektronik postayla bildirimde bulunuluyor. İGA’nın Güvenlik Amiri’nin imzasını taşıyan bildirimlerde işten çıkarılacakların listesi ve tehdit gibi ifadeler var. Mektupta aynen şu ifadeler kullanılıyor:

“Firma olarak bünyenizde çalışan personelin iş sahasında ve kamp yerleşkelerinde yaptıkları her olaydan sorumlu olduğunuzu hatırlatır, İGA’nın sözleşmelerden doğan hakları saklı kalmak kaydıyla firmanızı personeliniz hakkında ikaz eder, personelinize vereceğiniz ceza hakkında tarafımıza bilgi verilmesini,

Kamp Amirliği tarafından çıkış işleminin sağlanması, şahısların İGA Personel Müdürlüğü tarafından kara listeye alınmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Bilgilerinize, rica ederim.”

‘Ceza’ derken ‘işten çıkarma’, ‘İGA’nın sözleşmelerden doğan hakları’ derken, milyon liralık cezai yaptırımlar kastediliyor. Anlayacağınız, işçisini göndermek istemeyen taşeron bile baskı altında.

1963’ten bu yana ilk kez

Üçüncü havalimanındaki işçi protestosu bir ilk değil elbette. İşçiler her gün memleketin birçok yerinde haklarını talep ediyorlar. İş bırakmanın yanı sıra, zaman zaman işyeri işgalleri de söz konusu olabiliyor. Ama işçiler onlarca yıldır toplu halde tutuklanmıyor. Benzer bir durum için Sendikalar Kanunu’na grev hakkının girmesini sağlayan, 12 kişinin tutuklandığı 1963’teki Kavel Direnişi’ne kadar geri gitmeniz gerekiyor. İktidarın ‘Yeni Türkiyesi’ hak ve hukuk açısından bu kadar geride işte.

Zorunlu mesai dayatması

Hal böyleyken havalimanı 29 Ekim’de kullanıma açılabilsin diye aybaşı itibariyle zorunlu mesai uygulaması da başlatıldı. Pazar günleri izin yok. İçeriden aktarılanlara göre, bazıları geceyarısına kadar çalışıyor. Havalimanında elektrik işi yapan bir alt taşeronun işçilerinden 24 saat çalışan bile olmuş. Haftalık 70 saati bulan, hatta bir sendika temsilcisine 100 saate yakın çalıştığını söyleyenler var. Yani işçiler, böylesine büyük bir şantiyede kelle koltukta çalışıyor. Alandaki iş güvenliği riski geometrik olarak artmış vaziyette.

Ya tahtakuruları?

Pekiyi işçilerin İGA’ya verdiği ve çözümü için protokol imzalamak istedikleri, asgari hak talepleri karşılığını buldu mu?

Tahtakurusu sorunu: Çözülmemiş.

Bir işçi konuştuğum sendikacıya yatağının yanındaki duvarın fotoğrafını göstermiş. Duvar işçinin yeni öldürdüğü tahtakurularının izleriyle doluymuş.

Ulaşım sorunu: Çözülmemiş.

İsyanın başladığı Akpınar yerleşkesine bir tente koyulmuş, o kadar. Binlerce işçinin hep beraber araç beklediği alana 20 metre uzunluğunda, 5 metre bir eninde bir branda gerilmiş. Yanları açık olan bu brandanın altında araç bekleyişi devam ediyormuş. İşten dönüşte ise araç beklerken başlarını sokabilecekleri hiçbir alan yokmuş. Gecikmeler de devam ediyormuş.

Yemek: Kuyruklar yine uzunmuş. Bir saatlik öğle tatilinin 30 dakikası yemek kuyruğunda geçebiliyormuş.

Maaş ve sosyal hak: İşçiler bazı maaşların hala eksik yatırıldığını söylüyor. Yani maaşları bordroda asgari ücret olarak gösteren, gerisini elden veren şirketler, çalışanın sigorta priminden çalıyor.

Anlaşıldı, bu mega projedeki zulüm kolay kolay nihayete ermeyecek, çünkü anlaşıldığı kadarıyla havalimanının ancak bir bölümü sınırlı sayıda uçuş için çalışacak. Sonra işçilerin önüne yeniden bir hedef koyulacak: 31 Aralık. Sanırım Reis bir ertelemeyi daha kabul etmeyecek. Biz de o tarihe kadar aynı haksızlıkları konuşmaya devam edeceğiz.

Kaynak: Diken

İlginizi çekebilir