Yıkık Dökük Bir Şehre Dönmek ya da Modern Bir Dengbej Hikâyesi – İrem Uzunhasanoğlu

Abidin Parıltı’nın 2019 Şubat ayında Doğan Kitap tarafından yayımlanan romanı “Koz”, yersizliği, yurtsuzluğu, kıstırılmışlığı, bir coğrafyanın kaderini ve bir şehre gidememenin hikâyesini konu alıyor.

İnsanoğlunun savaştan, ölümden, hastalıktan ve çekilen tüm acılardan daha büyük bir sorunu varsa o da hiçbir yere gitmeyen hafızası. Hafızasından bir kurtulsa rahatlayacak ama beyin tüm öznel tarihimizi, çocukluğumuzu, tıpkı bir filmin sahneleri, bir kitabın epizotları gibi titizlikle muhafaza etmekte ısrarcı. Henüz dili konuşmaya başladığımız zamanlardan kalma sahneleri de dile dönüştürüp kayıt altına almak konusunda pek maharetli olan belleğimiz, hatıraları hikâyelere dönüştürüyor. Tam da burada başlıyor Abidin Parıltı‘nın “Koz” romanı…

“Azhar, o zamanlar korkak değildi, çocuktu” cümlesiyle açılan roman, Azhar’ın çocukluğundan nasıl da kurtulamadığını ve belleğinden silip atamadığı gerçeklerinin nasıl tüm hayatına yayıldığını anlatıyor.

Abidin Parıltı’nın 2019 Şubat ayında Doğan Kitap tarafından yayımlanan romanı “Koz”, yersizliği, yurtsuzluğu, kıstırılmışlığı, bir coğrafyanın kaderini ve bir şehre gidememenin hikâyesini konu alıyor. Bu romanda; konuştukları dilin, yaşadıkları ülkenin ana akım dilinden farklı olduğunu fark eden çocuklar, nüfusa kayıtlı olmadığı için okula başlayamayan küçükler, kavuşamayan sevgililer, evleri basan postallar, alıp götürülen insanlar ve birbirine silah doğrultmak zorunda bırakılan arkadaşlar var. Romanı okurken kulağınızdan hiç gitmeyecek silah sesleri, roketler, panzerler var. Bu romanda insanlardan zorbalıkla silinmiş olan aidiyet duygusu ve şehrine dönememek var.

Roman, Azhar’ın çocukluğuyla açılıyor. Hikâye üçüncü tekil anlatımla Azhar’ın çocukluğunu aktarırken, diğer yandan da ikinci tekil anlatımla Azhar’ın yıllar sonra şehrine dönerken verdiği iç savaşı anlatıyor. Anlatıcı değiştiği için günümüzle geçmişi belirgin bir şekilde ayrıştıran okur; Azhar’ın çocukluk travmalarının büyüdüğünde neye dönüştüğüne şahit oluyor. Anlatacağı hikâyeye göre yazarın bazen noktalama işaretlerini tamamen çıkarttığına, bazen de bilinçli olarak uzatıp kısalttığı diyaloglara şahit oluyoruz.

Abidin Parıltı, romanındaki şehirlere “Bin”, “Kin” gibi isimler veriyor. Bu şehirler dünyanın herhangi bir ülkesinin, herhangi ücra bir köşesinde olabilir ama Türkiye okuru, romanın sesinin ülkenin doğusundan yükseldiğinin de ayırdında. Abluka altındaki bir şehirde başlayan hikâyede, kaçamak sevdalar da, gizli buluşmalar da, sevişmeler de hep silah seslerinin ardında yaşanıyor. Azhar, ilk kez Mesude’nin elini tutarken, Azhar’ın anne babası gece karanlığında sevişirken de arka fonda belirgin silah ve roket sesleri devam ediyor.

Tüm bu toplumsal ve politik şiddete rağmen sevgiye ve dostluğa tutunan insanlar var. Romanın temel izleği olan “korku” herkesin hücrelerine işlemiş ama bu korku duygusuna roman karakterleri öznelinde baktığımızda “insanın sevdiğini kaybetme korkusu”ndan başka bir şey değil. Arkadaşını kaybetme, dostunu kaybetme, iskambil masasında oturduğun oyun arkadaşını kaybetme, sevdiğini kaybetme…

Romanın en önemli metaforik öğelerinden biri sokağa çıkma yasağını delerek, ablukayı göz ardı ederek gizli gizli buluşup oynanan “piniker” isimli iskambil oyunu, nam-ı diğer “hoşgin”. Tüm “koz”ların paylaşıldığı ve hararetle oynanan bu iskambil oyunu, insanların dar zamanlarda saklanacağı bir sığınak görevi görüyor. Dışarıdaki roket seslerine aldırış edilmeden oynanan piniker, onların hem müstehzi yaklaşımla olaylara bakışını anlatıyor hem de sığındıkları bir liman oluyor. “Korku” daha romanın ilk satırlarından itibaren “evlerin içine” sızamıyor, “duvarları yalayarak” geçiyor. Yani iç-dış mekan ekseninde baktığımızda, evlerin içi, iskambil oynanan oda bir ana rahmi kadar korunaklı ama dışarısı ürkütücü.

Gel gelelim Azhar artık yavaş yavaş büyüyor, etrafındakiler de onunla birlikte büyüyüp fikirsel olarak gelişiyor ve bir yol ayrımına geliyorlar.

Bu yol ayrımında, kimler gidecek, gidenler geri gelecek mi bilinmiyor, kalanlar daha mı mutlu olacak bilinmiyor, bu çok bilinmezli denklemde irdelenen gitme kalma meselesi roman sonunda daha büyük bir trajediye evriliyor. Hikâyenin buradan sonrasını okura bırakmakta fayda var. Yıllar sonra hikâyesini anlatan Azhar’ın çocukluk travmaları onu nasıl bir bireye dönüştürüyor? Azhar korkularını yenebiliyor mu? “Bir şehre neden döner insan?” dediği yerde nelerle karşılaşıyor? Çocukluk aşkı Yasemin yeniden karşısına çıkıyor mu? Bir şehre yabancılaşmak duygusuyla nasıl başa çıkıyor? Ait olamama duygusu onu nerelere sürüklüyor? Bir oyun insanı nasıl ayakta tutuyor? Korku, ilerleyen zamanlarda evlerin içine de sızacak mı? İşte tüm bu soruların cevabını “Koz” kitabının sayfaları arasında bulacaksınız. Hem edebi anlamda keyif alacak, hem bir dengbej hikâyesi dinler gibi dinleyeceksiniz.

Sırf kaybetmekten korktuğu için sevmekten ve sevilmekten ölümüne kaçan insanlara –kim bilir belki de- hak vereceksiniz…

Kaynak: BİANET

İlginizi çekebilir