Yerdeniz Kooperatifi: “Kooperatifi bir dayanışma ekonomisi olarak görüyoruz”

Hayatta kalmanın gittikçe zorlaştığı, uygulanan tarım ve ekonomi politikalarıyla güvenilir gıdaya ulaşmanın imkansızlaştığı ve ekolojik yıkımın derinleştiği bir ortamda Kadıköy’de bulunan Yerdeniz Kooperatifi ile kooperatifleşme üzerine konuştuk. Üretici ile karşılıklı bir dayanışma ilişkisi içinde çalışan kooperatif, mülteci kadınların ürettiği ürünler de dahil birçok ürünü ‘tüketiciye’ sunuyor. Satılan ürünlerin ücreti ise doğrudan üreticiye gidiyor. Sözü kooperatiften Selma Eroğlu ve Çetin Durukanoğlu’na bırakıyoruz.


Söyleşi: Ümit Tanışır


Yerdeniz Kooperatifi ne zaman ve kimler tarafından kuruldu?

Selma Eroğlu (SE): Kooperatif 13 Nisan 2019’da kuruldu. Bir kısmımız eski bir kooperatiften deneyimli, bir kısmımız yeni. Yedi kurucu ortakla kuruldu ama toplamda bu işe gönül veren 11 kişiyiz. Yerdeniz Kooperatif’i olarak hayallerimizi biraz geniş tuttuk, sadece gıda alanında değil, farklı alanlarda da faaliyet yürütebileceğimiz bir sözleşme yaptık. Bakanlık da zaten buna çok şaşırdı. Yani içerisinde geri dönüşüm de var, teknik elemanların kooperatifleşmesi de var, gıda da var, temizlik ürünleri de yaşlı bakımı da var. Yani pek çok faaliyet alanı var bizim kooperatifimizin sözleşmesinde.

Bakanlıkla ilişkinizden bahsettiniz. Kooperatifleşmenin yasal, hukuksal boyutu nasıl?

SE: Bakanlığın belli sözleşmeleri var. Tüketim kooperatifi, işletme kooperatifi, dayanışma kooperatifi, kadın kooperatifi ya da tarımsal alanda üretim yapıyorsanız tarımsal kalkınma kooperatifi gibi çok çeşitli kooperatif türleri var. Ticaret Bakanlığı’nın sitesinde kooperatiflerle ilgili bu bilgiler var. Eğer siz kendi yerelinizde kooperatif kurmak istiyorsanız bu tip sözleşmeyle gidiyorsunuz, İl Ticaret Müdürlüğü sözleşmenizi onayladığı zaman siz doğrudan kurmuş oluyorsunuz.

Biz de farklı farklı alanları da kapsayan bir kooperatif olsun diye düşündük. Biz burada çalışabileceğimiz ve gündelik hayatı örgütleyebileceğimiz bir şekilde her alanda kooperatifçilik faaliyeti yürütelim dedik.

Çetin Durukanoğlu ve Selma Eroğlu

Niçin bir kooperatif? Hangi ilkeler üzerinden hareket ediyorsunuz? Kapitalist piyasa ilişkilerinin hakim olduğu bir ortamda alternatif bir üretim, üretim ve dağıtım biçimi olarak görülebilir mi?

Çetin Durukanoğlu (ÇD): Aslına bakarsanız kooperatifçilik hem dünyada hem Türkiye’de yeni bir şey değil. Genel olarak dünyada Avrupa’da kapitalizmin gelişmesiyle beraber sendikalarla eş zamanlı gelişmiş işçi örgütleridir kooperatifler. Türkiye’de de özellikle 1960’lardan sonra bir kooperatif patlaması oldu ve tarımsal kalkınma kooperatifleri ortaya çıktı. 1970’lerde ise hem kırda hem kentte Halk Tüketim Kooperatifi kuruldu. Köy-kooplar demokratik olarak tanımlanabilecek şekillerde kuruldu ama esas daha sonra şehirlerde yapı kooperatifleri çok yaygın olarak kullanıldı ve insanların hafızasında da kalan hep yapı kooperatifleridir.

Ama buralar hep insanların emeklerinin heba edildiği, dolandırıldıkları yerlere dönüştüler. Tarımda da tarımsal kalkınma kooperatifleri, devlet eliyle de kurulanlar mesela Trakya Birlik, Fisko Birlik bunlar da kooperatiftir, bütün bunlar çiftçinin de hayatını kolaylaştırmaktan ziyade şirketleşmişti, genel müdürleri bakanlık tarafından atanan kuruluşlardı.

Yani Türkiye’de geçmişte kurulan çoğu kooperatifin kapitalist piyasa ilişkilerine alternatif olma durumu yoktu?

ÇD: Evet yoktu. Bunları söylememin sebebi toplumsal muhalefette her şeyi kendinden başlatma durumunun olması. Yani bir tarihsellik var, bir birikim var. Böyle bir arka plandan bakınca, 2000’lerden sonra yeni dönem kooperatifler kurulmaya başlandı.

Kooperatifleşme sürecinde de öne çıkan mevzu şudur: kooperatif tek bir tanıma sahip bir şey değil, sizin onu nasıl tanımladığınıza bağlı olarak aslında yaşadığınız toplumun izlerini taşır. Diyelim ki bu toplum kapitalist bir toplumsal ilişkiler formuysa bunun bir tarafında sermaye vardır bir tarafında emek vardır, kooperatifler de aslında bu süreçten imtina değildir. Bugün baktığınızda Torku’nun arkasında da Panko-Birlik’in iki tane büyük pancar kooperatifi vardır ve ana ortaklardandır. Bunlar holdingleştiler ve Torku da markalaştı.

Dünyada da bu tip kooperatif örnekleri var. Almanya’da mesela bankaların bir kısmı kooperatiftir. Başka bir örnek olarak Migros kooperatiftir. Eski telefon markası Nokia da kooperatiftir.

O zaman kooperatifin nasıl tanımlandığı önemli?

ÇD: Evet. Biz kooperatifi bir dayanışma ekonomisi olarak görüyoruz. Özellikle de hayatın daha da zorlaştığı dönemlerde dayanışma ekonomisi olarak birlikte hayatta kalma araçlarından biri olarak görüyoruz. Bizim bakış açımızdan kooperatifin özellikleri nedir? Uluslararası Kooperatifler Birliği yüz küsur yıllık uluslararası bir örgüttür ve yedi tane temel ilkesi var. Bu temel ilkelerin çoğu biz bugün başlama ve yürüme olanağı veren ilkelerdir. Burada temel olarak kooperatif aslında her ortağın eşit oy hakkının olduğu modeldir. Mesela şirketlerde ne kadar hisseniz varsa o kadar oyunuz vardır. Ama kooperatifte ne kadar ortaklık payınız olursa olsun bir oy hakkınız vardır. Diyelim ki benim 1 ortaklık payım var, Selma’nın 50 ortaklık payı var. Yani sizin ekstra bir ortaklık payı almanız size ekstra bir güç sağlamaz.

Bunun dışında kooperatif bağımsız ve özerk olmalı. Hem sermayeden hem devletten bağımsız bir şekilde öz kaynaklarına dayanmalı. Kooperatifler arasındaki ilişki ve takas temel ilkelerden biridir. Ortakların hayatlarını kolaylaştırmak amacıyla toplumsal dayanışma bir başka temel ilkedir. Bu perspektiften bakınca kooperatif farklı bir toplumsal ilişki ve örgütlenme modelinin başlangıcı olma özelliklerine de sahip bir forma dönüşüyor. Bugün de kooperatif dünyanın birçok yerinde revaçta olan alternatif bir örgütlenme modeli olarak hem kuruluyor hem örgütleniyor. Bu açıdan bakınca bizim de baktığımız yer bir dayanışma ekonomisi ve hayatta kalma araçlarından biri olarak örgütlenebilecek ve birlikte ve tek başımıza çözemediğimiz meseleleri birlikte çözebildiğimiz modellerden biri olarak görüyoruz.

Kooperatiflerin çok farklı türleri de var. Alt başlıklarına indiğiniz zaman tüketim, üretim, hizmet, dayanışma kooperatifleri var, hayatın bütün alanlarını görebilecek şekilde tanımlanmış modeller var.

Yani kooperatifleşme hayatın her alanında mümkün?

ÇD: Evet. Uluslararası kooperatifçilik literatüründe tanımlanmış işçi kooperatifleri diye geçen tarım dışında sanayi alanında da birçok kooperatif var. Mesela Latin Amerika’nın bir kısmında işgal fabrikalarının bir kısmı sonra kooperatif fabrikalara dönüştü. Bunlar sonradan yasal ve hukuksal mevzuata kavuştular.

Mesela Lipton Fransa’da bir fabrikasını kapattı, işçiler bunun üzerine fabrikayı işgal etti, sonra Fransız hükümeti araya girdi ve fabrika işçilere devredildi. Şu anda işçiler fabrikayı kooperatif modeliyle çalıştırıyor. Fabrikada çalışan herkes tek bir maaş alıyor, yani “genel müdür” de tezgah başındaki işçi de aynı parayı alıyor. Mesela bu model kendini işçi kooperatifi olarak tanımlayan bir model.

Peki, Yerdeniz Kooperatif’i nasıl işliyor? Üreticiyle nasıl bir ilişkisi var kooperatifin?

SE: Biz kolektif aklın önemli olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden Ziraat Mühendisleri Odası, Gıda Mühendisleri Odası, Çiftçi-Sen gibi kuruluşlardan destek alıyoruz. Onlarla birlikte önce bir ürünle ilgili rapor oluşturuyoruz. Örneğin ekmek. Ekmekte neye dikkat etmek lazım, yadigar tohum nedir, kaç derecede pişirilmelidir, soğuk fermantasyon nedir, ekşi mayalı mı olmalı gibi birçok bilgi var. Önce bu bilgileri öğreniyoruz, sonra diyoruz ki arkadaşlar ekmekle ilgili dikkat edeceğimiz böyle bir rapor hazırladık.

Biz aynı zamanda birlikte öğrenmek gerektiğini, hepimizin bilgisinin, deneyiminin eşitlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden bu raporu hazırlıyoruz ve aslında üreticiye nasıl doğru soruları soracağımızı da öğrenmiş oluyoruz. Böylece bir ekmek formu oluşturmuş oluyoruz.

Bu şekilde oluşturduğumuz işlenmiş ürünler formu, hububat formu, bal formu, pirinç formu, süt formu, ekmek formu gibi birçok formumuz var ve bu formlar üzerinden üreticiyle ilişkileniyoruz. Ürün değiştikçe üreticiye soracağımız sorular da değişiyor. Üreticiyle süreç içinde karşılıklı birbirimizi dönüştüreceğiz diyerek ilişkileniyoruz. Mesela bir üreticimiz Devrek’te endüstriyel un kullanıyordu. Şimdi ise yadigar tohum kullanıyor.

Mevcut tarım politikalarıyla birlikte düşününce kooperatifler üretici ve tüketici için ne anlam ifade ediyor?

ÇD: Aslında üreticiyle karşılıklı bir ilişki ağına girdiğimiz zaman tüketici olmaktan çıkıyoruz. Herhangi bir marketten gidip ürün alıp kasadan ödemenizi yapıp çıktığınız zaman arkada başka bir ilişki kalmaz ama bu kurduğunuz ilişki de bu başka bir durum olduğu için siz de tüketici olmaktan çıkıyorsunuz. Bu ilişki zamanla başka bir ilişki biçimine, toplumsal bir ilişki biçimine dönüşüyor. Mesela bizim üreticilerimiz İstanbul’a geldiklerinde bizde kalırlar, biz o üretim bölgelerine gittiğimizde onlarda kalırız.

SE: Bir de şöyle bir şey var bizim gıda faaliyet alanımızın temel ilkelerinden birisi küçük üreticiyle doğrudan aracısız çalışmak ve bir diğeri de gıda egemenliğini savunmak.

Gıda egemenliği nedir tam olarak?

SE: Gıda egemenliği dediğimiz ne üretileceği, nasıl üretileceği ve kim için üretileceğine, üreticilerin ve ‘yarı üreticilerin’ (tüketici demeyelim) birlikte karar verdiği bir sistem. Biz bu süreci hem dönüştürücü olarak hem de birlikte karar vereceğimiz bir süreç olarak görüyoruz.

Bu karşılıklı ilişki de biz karşı tarafı nasıl destekleyebileceğimiz üzerine düşünüyoruz, yani ön ödeme yaparak mı yoksa üretici ziyaretleriyle daha oranik bağlar mı geliştirmemiz lazım veya herhangi bir teknik destek mi vermek gerekir gibi. Yani burada karşılıklı bir değişim dönüşüm söz konusu, tek taraflı bir farkındalık yaratma durumu değil. Bu bir dayanışma ilişkisi aynı zamanda. Amacımız dayanışma ilişkilerini de ördüğümüz bir kooperatif formu.

ÇD: Kamu spotlarında ve toplumda sıkça telafuz edilen bir gıda güvenliği diye bir kavram var. Gıda güvenliği dendiğinde hep aklımıza gelen bir şey var, bu gıda temiz olup olmaması, denetim, laboratuvar ve analizler gibi. Gıda egemenliği kavramı gıda güvenliğini de içerir ama gıda güvenliği özneye atıf yapmaz. Ama gıda egemenliği kavramı özneye de atıf yapar ve tarif eder, yani bu dönüşümü kimler sağlayacak meselesini gündeme getirir.

Bu noktada da alternatif olarak ifade edilen örgütlü küçük köylülük taraflardan biridir ve kentlerde de kent emekçileri üzerinden tariflenmiş karşılıklı ilişkiyle mevcut sistemin dışına çıkan bir oluşum hedeflenir. Bu bizim önümüze amaç olarak koyduğumuz bir sistem.

Peki, burada sunduğunuz ürünlerin fiyatları piyasa ortalamasına göre nasıl?

ÇD: Burada peynirden zeytinyağına, yumurtadan bala ve baharatlara kadar birçok ürün sunuyoruz. Bazı ürünler daha ucuz ama genelde aşağı yukarı marketlerdeki fiyatlarla benzer. Fakat burada şöyle bir durum var: İnsanlar marketlerden aldıkları bir ürünü gelip kooperatiften aldıklarında ödenen para doğrudan çifçiye gider. Ama mesela gidip Migros’tan aldığında o ödenen para Migros’a gider. Biz eğer bu sistemi geliştirebilirsek ilerde ön ödemeli bir sistem kurabiliriz. Yani üreticinin ürününü daha tarladayken alabileceğiz.

AKP iktidarıyla birlikte ekolojik yıkımın hızla arttığı bir ortamdan geçiyoruz. Kooperatif, üretim ve tüketim süreçlerinde ekoloji açısından nerede duruyor?

ÇD: Şimdi ülkenin herhangi bir yerine bakın. Bu kadar siyanürlü altın işletmesinin olduğu, bu kadar termik santralin olduğu ve madencilikten geçilmeyen bir ortamda yüzde yüz temiz bir ürün aramanın maddi bir zemini var mıdır? Ama temel perspektif dönüşme eğilimi taşıyan bir sistem üzerinden oluşturulduğunda üretici toprağı temizler. Gıda üretim sürecinin toplamı aslında ekolojik bir süreç. Toprak, hava ve suyu söylememizin nedeni de o.

Mesela bizim Trakya’da beyaz peynir aldığımız bir köy kooperatifi aynı zamanda o bölgede kurulacak olan termik santrale karşı mücadelenin de içinde. İçindeler, çünkü o termik santral kurulduktan sonra orada bu üretimi yapmaları mümkün olmayacak.

Selma Eroğlu (Dayanışma rafının yanında dururken)

Diğer kooperatiflerle ortak bir çalışmanız var mı?

SE: Evet var. Biz şu anda yaptığımız her işte bu alandakilerle ortaklaşmaya çalışıyoruz. Mesela Yeryüzü Kooperatif Girişimi’yle birlikte ortak ürün getiriyoruz, patatesimizi, fındığımızı onlarla birlikte getirdik. Kır-kent ağı çalışmamız var. Bu çalışmayla birlikte hem kırda bir üretimi örgütlemek hem de kentte tüketimi örgütlüyoruz. Ortak ürün almayı ve ortak depolamayı sağlamaya çalışıyoruz.

Size ulaşmak isteyenler…

SE: Sosyal medya adreslerinden bize ulaşabilirler.* Doğrudan kooperatifimize gelebilirler, buraya gelenler sadece ürünü almış olmuyorlar aynı zamanda ürünün üretim hikayesini dinlemiş oluyorlar. Yani bir şekilde sadece ürüne değil onun geri planına da bakan bir şey yapmış oluyor. Mesela Defne’den bir ürün aldığında biliyor ki orada kadın istihdamını destekleyen bir kadın kooperatifi var. Yüz yüze sohbeti önemsiyoruz, bu yüzden internet satışımız yok. Yani bu şekilde eski alışkanlıkları da değiştirmek istiyoruz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

SE: Son olarak burada bir dayanışma rafımız var, ondan da bahsedeyim. Çok eşitsiz koşullarda üretim yapan üreticilere biz burada bir raf açıyoruz, onların ürünlerini ön ödemeli peşin olarak alıyoruz ve burada onların istediği fiyatlarla satışa çıkarmış oluyoruz. Kadın Kadına Mülteci Mutfağı, Göçmen Kadınlar gibi bu ülkede kendini daha yabancı hisseden kadınların üretimlerine burada yer veriyoruz.

Burada aynı zamanda atölyeler ve üretici söyleşileri düzenliyoruz. İlgilenen herkesi kooperatifimize bekleriz.


Twitter@yerdenizkoop
E-mail: yerdenizkooperatifi@gmail.com
Adres: Rasimpaşa Mahallesi, Uzun Hafız Sk. No:125A Yeldeğirmeni – Kadıköy / İstanbul

İlginizi çekebilir