Vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım! – Tayfun Atay

Yöresel ve evrensel düzlemlerde eşzamanlı yaşananları ‘insan’ gerçeğinde birbirine organikçe bağlamak… Daha iyi bir hayatı var etme umut ve inancıyla gelenekten geleceğe taşınmak… Bunlar, Hasan Hüseyin şiirini bu coğrafyanın en özgün ve özgül yapıtlarından biri kılar

Bugün, Türk şiirinin eşsiz isimlerinden Hasan Hüseyin Korkmazgil’in 36. ölüm yıldönümü. 26 Şubat 1984’te aramızdan ayrıldı o.

Hasan Hüseyin, benim gençliğimi estetik ve entelektüel anlamda alabildiğine bereketlendirmiş bir şairdir. On yıllar sonra şimdi kütüphaneme bu dev isim için yöneldiğimde, eşe-dosta dağılıp sonra geri gelmemiş olanlar dışında elimde kalan, yıprandıkça güzelleşmiş kitaplarına bakıyorum onun: Acılara TutunmakHaziranda Ölmek ZorIşıklarla OynamayınKızılkuğuFilizkıran FırtınasıKavelKandan Kına Yakılmaz

Ve elbette, Kızılırmak!..

İtiraf edeyim, bu kitapların arasında hiçbiri bende Kızılırmak kadar derin iz bırakmamıştır.

Onu daha bir başka sevdim. Her daim yeniden elime alıp göz gezdirdim, okudum, okumaya da devam ediyorum.

Hasan Hüseyin Korkmazgil (1927-1984)

* * *

Kızılırmak, bir destan şiir. Ama bu türü daha önce kullanmış şairlerin eserlerine bakıldığında onlardan önemli farklarla yapılanan bir destan şiir.

Destan şiirde anlatımı öyküleme yönetir, zaman ve mekân sürekli betimlenir. Olaylar, ilişkiler, öyküler belli bir sıralama içinde, ayrı ayrı verilir. Olayların başı, sonu belirlenir.

Kızılırmak, böyle değildir. Onda olaylar sıralanamayacak ve birbirinden koparılamayacak bir bütünlük içinde yansıtılır. Bir tarihsel olay, ona bağlı, ondan önce ve sonra yer alan diğer olaylarla birlikte bütünsel bakış içinde ele alınır. Tüm bunların bir arada tutulmasındaki beceri ve ustalık, şiirde olağanüstü bir hız ve dinamizm yaratır. Öyle ki okurken dizelere yetişmekte güçlük çektiğinizi hissedersiniz.

Çok mu ileri giderim bilmiyorum ama bu, Nâzım’ın destan şiirlerinde bile bu ölçüde karşımıza çıkmayan bir özelliktir. Hasan Hüseyin bu noktada bence ‘Usta’sı saydığı şairi aşmış ve onu (tam da onun istediği gibi!) “doğacak çocuğundan geri” kılan bir ‘evlat’ olmuştur Nâzım’a!..

Nâzım Hikmet (1902-1963)

Kızılırmak‘ı bir kez okumak, onun bütününe nüfuz etmeye ve ondaki şiirsel lezzeti tümüyle hissetmeye yetmez. Kızılırmak, olaylar ve ilişkilerin bir yumak olduğu ama birbirine karışmadığı, yaşadığımız hayat gibi müthiş devingen ve tempolu bir destan, Bedrettin Cömert’in deyişiyle bir koşudur:

“Kızılırmak, çok sesli, çokkollu bir gürüldeyiş; yapısını sadece soluğuyla kuran; ceylanları ceylan gibi değil, çizerse hilal boyunlu çizen; kavgaları kavga gibi değil, çizerse türkü türkü çizen; ince ince akıp da nehir nehir olan … çelik öfkeli bir koşudur!” (B. Cömert, Eleştiriye Beş Kala, 1981, s. 148).

* * *

Nâzım’la Hasan Hüseyin’i ayırt eden bir başka nokta da Nâzım’ın kent, Hasan Hüseyin’in kır/köy kökenli olmasıdır. Nâzım, her zaman ‘kentli’ bir ses duyurdu bize dizelerinde. Köyden, kırdan söz ettiği zaman bile çıkan ses kentlidir.

Hasan Hüseyin kır kökenli ama o da köyün olduğu kadar kentin nabzını da aynı ölçüde tutabilen bir şair. Onda kırın sesi daha bir ‘içeriden’ duyulur-hissedilir. Ama onun eserlerinde yaptığı, bir zamanlar hayli yaygın olan köy ve köycülük edebiyatının pastoral güzelleme örnekleriyle de kıyas kabul etmez.

Gelenekle modernliğin iç içeliği… Yöresel ve evrensel düzlemlerde eşzamanlı yaşananları ‘insan’ gerçeğinde organik şekilde bağlamak… Ve daha iyi bir hayatı var etme umut ve inancıyla gelenekten geleceğe taşınmak… Bunlar, Hasan Hüseyin şiirini bu coğrafyanın en özgün ve özgül yapıtlarından biri yapar.

* * *

Onun Kızılırmak’ta oğlu Temmuz’a atfen ‘yağan’ dizeleri yukarıda dediklerimi daha iyi anlatacaktır:

“Anasının karnını tekmelediğinde temmuz
kocaman ve çook akıllı bir balıktı uzayda
proton-1 uydusu Sovyetlerin
ve çelik bir kelebekti mariner-4
ensekökünde merih’in
şeftali emzikteydi bursa’da
pamuk çiçekte
çukurova’da
ve yeşil bir buluttu buğday
konya’da
sivas’ta
siverek’te” .

Devam edelim:

“Proton-1
mariner-4
anamın ak sütü gibi biliyorum ki
aynı kafadan doğma
aynı ellerden çıkmadır
ve aynı amaçla dönmeseler de uzayda
anamın ak sütü gibi biliyorum ki
bir mariner işçisi de özlemektedir barışı
en az bir proton işçisinin sevdiği kadar” .

Ve bitirelim:

“Bir oğlum olacak adı temmuz
dilinde en güzel sesi Türkçemin
kulağı en yiğit şarkılarla delik
korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı
vivaldi’yi dinler gibi okuyup anlıyacak
ve belki de süt dişleri sürerken balaban bir bursa şeftalisine
ay’dan kendi sesini dinleyecek
vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle”.

Bu dizelerde hem yerel hem evrensel, hem kır hem kent, hem gelenek hem modernlik, hem geçmiş hem gelecek vardır. Ama bunların hepsinin çok ama çok üstünde bu dizelerde olan, hem Yeryüzü’nü Türkiye’den görmek, hem de Yeryüzü’ne Türkiye’yi göstermektir.

* * *

1963’ün 3 Haziran’ında Nâzım’ın ölümü, 1970’in 2 Haziran’ında da Orhan Kemal’in ölümü, Hasan Hüseyin’e Haziran’da Ölmek Zor‘u yazdırmıştır (1976).

Bu şiirin yer aldığı, aynı adı taşıyan kitabını imzalatmak isteyenler bir keresinde sevgiyle takılmışlar ona: “Haziranda ölmek zor da temmuzda, ağustosta, mayısta kolay mı?”

“Dilerim onüçüncü ayda ölesiniz”, diye karşılık vermiş onlara Hasan Hüseyin…

“Onüçüncü ay yok ki!” tepkisi vermişler.

“Öyleyse çok yaşayın!” demiş o da!..

* * *

Kızılırmak’ın yazılış hikâyesi ve başına gelenler de çok ilginçtir, duygu, hüzün ve elbette direnç yüklüdür. Kitabın sonuna yine şiir gibi bir anlatımla eklemiştir büyük şair bu öyküyü (Hasan Hüseyin, Kızılırmak, Bilgi Yayınevi, 7. Basım, 1985, ss. 81-102).

Destan şiirini karısı Azime Korkmazgil hamileyken kaleme almaya başlamış ve Temmuz 1965’de bitirmiştir (“Bir oğlum olacak adı temmuz”).

Azime Korkmazgil ve Hasan Hüseyin Korkmazgil

6 Ağustos 1965’de oğlu Temmuz doğar. Oğluyla ‘kardeş’ Kızılırmak ise önce İstanbul’da bir yayınevi tarafından elden geçirilip reddedilince bir süre evde rafta bekler, sonra Ankara’da bir dergide bütün halinde Eylül 1966’da yayımlanır. Ardından, gördüğü büyük ilgiye bağlı olarak 1966 Aralık ayında kitap olarak nihayet basılır.

Ve bunun üzerinden çok geçmeden, 30 Ocak 1967’de Hasan Hüseyin, Kızılırmak‘ta “komünizm propagandası yapmak” suçundan tutuklanır.

Mahkeme 9 Mart 1967’de başlar. Heyetin isteği üzerine yapıtı inceleyen yeni bilirkişiler (üç profesör) oy birliğiyle suç bulunmadığını bildirirler. Savcı, üçüncü bir bilirkişi kurulu ister. Yeni kurul da oy çokluğu ile suç bulunmadığını bildirir.

Fakat savcı yine de mahkûmiyet ister. Mahkeme de 3 yıl ağır hapse hükmeder.

Suç isnat edilen dizeler mi?.. Buyurun:

“bir polis burnu belki – dağdaki çarıksızın çarıksızlığı
 bir büyük vurgun düzeni – belki de bir lavrens
vurgunun soygunu nevyork’ta döllediği
bir kucak sakal sanmak belki de marks’ı
toprakları denizleri insanları ingilizlemek
silahlarla beklemek sömürge sofralarını
vaşington ağalarının pilâtin dişlerine”

* * *

Elbette, bugün ne kadar farklı ki bu topraklarda mahkemeler denilecektir hemen birçok çağrışım eşliğinde…

Aynı şekilde mahkeme savcılarının-hâkimlerinin bilirkişileri hiçe sayarak verdikleri mahkûmiyet kararlarına da anlaşılmakta ki o dönemde Yargıtay’ın tavrı da bugünküne benzerdir. Çünkü Yargıtay Birinci Ceza Dairesi, 10 Eylül 1969’da mahkeme kararını bozar.

Yargıtay’ın bozma kararında da ilginç, çarpıcı ve ‘trajikomik’ ifadeler yer alır. Tarihe düşülmüş, unutulmaz bir notu tazelemek adına paylaşalım:

“Sanık Hasan Hüseyin Korkmazgil tarafından yazılıp yayımlanmış olan (Kızılırmak) adlı şiir kitabında; açlıktan, sefaletten, geri kalmışlıktan, vurgunculuktan, sömürülmeden ve emperyalizmden şikâyet edilerek bunlar üzerinde kurulmuş olan düzenin değiştirilmesi özleminin ifade edildiği görülmüştür.

Gerekçeli kararın 2 nci sahifesinde (kitabın 11 ve 12 nci sahifelerinde demokrasinin yerildiği) yazılı ise de; bu sahifelerde böyle yermeğe rastlanmamış ve ancak 11 inci sahifede (Nevyork’ta vurgunun, soygunun döllendiğinden ve Vaşington ağalarının platin dişlerinden) söz edilmesinin ise demokrasiyi yermekle bir ilgisi mevcut bulunmamıştır.” (ss. 96, 97)

Sonuçta dosyanın geri gönderildiği Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi davayı tekrar değerlendirmek için toplandığında savcı yine “Mahkûmiyet isterim” dese de heyet Yargıtay kararına uymuş, böylece Hasan Hüseyin ve Kızılırmak, kitap olarak ilk yayımlandığı Aralık 1965’ten dört yıl sonra yine aynı ayda (16 Aralık 1969) beraat etmişlerdir.

* * *

Mahkemede Hasan Hüseyin ve Kızılırmak’ın yanında bir başka dev isim, Avukat Halit Çelenk vardır.

Savcılar yargıçlar… Düşünceye-duyguya zulmün cellatları…

Hepsi öldü, unutuldu, gitti.

Kızılırmak hâlâ pırıl pırıl, çağıl çağıl, gürül gürül bizimle…

Halit Çelenk ve Hasan Hüseyin mi?..

Onüçüncü ayda öldüler!

Öyleyse Halit Çelenk, öyleyse Hasan Hüseyin, öyleyse Kızılırmak

Çok yaşayın!..

Avukat Halit Çelenk (1922-2011)

* * *

Son söz elbette şiirimizin bu dev ismi ve ‘evladı’ Kızılırmak’ta:

“Silah ve şarkı
ben bütün karanlıkları bunlarla yendim
doğacak çocuğumun kanında esen
emekçi karımın dimdik bakışlarında
ve çetelerin sipsivri uykusuzluğu
silâh ve şarkı

benim bütün şarkılarım iri kuşlardır al ve şafakleyin
ışıklı nehirler büyütür silah seslerim tankaranlığında
yekinir yürür orman
yekinir yürür toprak
yekinir yürür kalabalıklar
ve der ki kitabın ortayerinde
bütün ırmakları dünyanın
kızılırmaktan geçer

vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım
geçin sıcak ormanları kuşlarım
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım”

Kaynak: T24

İlginizi çekebilir