Uzpak: ‘Daha önce görülmemiş şekilde 17 bin kadın tutuklandı’

Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, KHK’lilerin maruz kaldıkları uygulamaları ve mevcut yaşam şartlarını dinleyen Hollanda Büyükelçisi Kwaasteniet’in, ‘Bunu da mı yaptılar?’ diyerek, gözyaşlarını tutamadığını anlattı. Gergerlioğlu “Bu insanların yüzde 95’i ekonomik zorluk, yüzde 85’i psikolojik sorun yaşıyor. Yüzde 84’ü toplumsal dışlanmaya maruz kalmış, yüzde 80’i techir edilmiş” dedi. KHK’li öğretmen Suzan Uzpak ise cezaevlerinde 17 bin kadın olduğunu belirterek, “Böylesi bir durum insanlık tarihinde ilk kez yaşanıyor. Çalışma hayatından ihraç edilen binlerce kadın da, hükümet eliyle eve kapatıldı” yorumunda bulundu.

KORKMAZ: VİCDANIN TURNUSOL KAĞIDI

Adana KHK Platformu kurucularından Münir Korkmaz, öğretmenken ihraç edildiğini belirterek, hak aramak için 3 kişi ile çıktıkları yolda önemli aşamalar alındığını, KHK’lilerin 20 ilde fiziken örgütlendiğini, sosyal medyada etkili kampanyalar yürütüldüğünü anlattı. Platformların gelinen noktada en önemli toplumsal muhalefet hareketi olduğuna dikkat çeken Korkmaz “140 bin kişinin bir gecede yok edildiği, açlıkla terbiye edilmek istendiği, yok sayıldığı, seçmen olmalarının bile tartışıldığı, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş şekilde sivil ölüme terk edildiği bir yıkımla karşı karşıya kaldık. Bu işin turnusol kağıdı vicdandır ve vicdanı olan herkesi ilgilendirir. Bizim çektiklerimizi herkes bilmeli. Her durumda ve ortamda mücadele verilmelidir” dedi.

ÖNGÖR: KURULUN KENDİSİ HUKUKSUZ

İhraçların hukuki boyutunu değerlendiren İHD Adana Şube Başkanı Avukat İlhan Öngör ise KHK mücadelesinin siyasal bir alanda devam ettiğini ancak hukuki alanın da o mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Toplum olarak 20 Temmuz’dan itibaren yeni bir durumla karşı karşıya kalındığını belirten Öngör, “140 bin kişi peyderpey ihraç edildi. Ancak biz avukatlar ne yapacağımızı bilemiyorduk. Normlarda altı çizilen öngörülebilirlik durumu burada yoktu. Oysa hangi suça, hangi cezanın verileceği kanunlarla bellidir. Biz ilk başlarda ihraçlarla ilgili olarak nereye başvurulur onu dahi kestiremiyorduk. İdare Mahkemesi’ne gittik, ihraçların idari değil yasama faaliyeti olduğu ileri sürerek dosyalara bakamayacaklarını söylediler. Anayasa Mahkemesi OHAL düzenlemesi ile alınan kararlara bakmayacağını söyledi. Elimizde kala kala Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi( AİHM) kaldı. Orada üye ülkelerin yaptığı 40 bine yakın başvuru vardı. Türkiye’de özellikle ihraçla ilgili 60 binin üzerinde dosya gitti ve AİHM de bu yükün altında kaldı, orası da siyasallaştı” dedi ve ekledi: “AİHM, AB sekretaryası aracılığıyla sorunu diplomatik yollardan çözmeye çalıştı. Sonuçta 7 kişiden oluşan bir OHAL İnceleme Komisyonu kuruldu. İdari yargının ‘yasama konusu biz bakamayız’ dediği başvuruları, idari açıdan bu kurul değerlendirmeye başladı. Savunma almayan, dilekçe kabul etmeyen, delil sunulamayan bu kurulun kendisi hukuksuzdur ve adil yargılanma hakkını temelden ihlal etmektedir. Yani en önemli sorun, ‘yargının devlet tarafından nasıl algılandığı’dır. KHK meselesinin yargıyla çözülmesi çok uzun yılları alabilir. 10-15 yıllık süreçler gerekebilir. Sorun, hukukla çözülemeyeceği gibi, hukuk olmadan da olmaz. Hukuk gereklidir ama ondan daha fazla gerekli olan şey örgütlenmektir. Haklar ancak örgütlü mücadele ile geri kazanılır.”

UZPAK: 17 BİN KADIN TUTUKLU, BU KADAR KİTLESEL KADIN TUTUKLAMASI DÜNYADA GÖRÜLMEDİ

KHK ve ihraçları kadınlar açısından ele alan Suzan Uzpak, AK Parti iktidarında kadınların sürekli hedef haline getirildiğini, aşağılandığını ve eve kapatılmak istendiğini söyledi. Hükümetin, kadın-erkek eşitliğini sadece acımasızca gerçekleştirilen ihraçlarla sağladığını (!) anlattı. Cezaevlerinde 17 bin kadının olduğunu ve bunun insanlık tarihinde ilk kez gerçekleştiğine dikkat çeken Uzpak, şu bilgileri verdi: “Toplam ihraçların içinde kadınların oranı önemli. Bu kadınların yüzde 55’i 40 yaşın altında. Yüzde 60’nın kıdemi 15 yılın altında. Büyük çoğunluğu üniversite mezunu. 40 yaşına kadar başka iş yapmamış bu insanlar KHK ile eve kapatıldı. Ya temizlikçi oldular ya çocuk bakıyorlar. İhraçların başladığı 20 Temmuz’dan bu yana sağlıktan faydalanamadıkları için psikolojik destek alamadılar. Engelli bakım paraları ödenmedi. Yeşil kart başvuruları işleme bile konulmadı. İhraç döneminde gebe olan kadınların yüzde 4’ü düşük yaptı. Aradan geçen 3,5 yılda 60 intihar vakası yaşandı ki bunların çoğu kadın. Yurtdışına gitmek isterken Meriç Nehri’nde 18’i bebek ve çocuk 30 kişi boğularak can verdi. Yüzlerce çocuk halen cezaevlerinde anneleri ile birlikte kalıyor. Gözaltına alınan kadınlara kötü muamele yapıldığını biliyoruz-duyuyoruz.”

SAVAŞ: KAYGI BOZUKLUĞU VE DEPRESYON ÇOK YAYGIN

KHK’lilerin durumunu psikolojik açıdan ele alan Prof. Dr. Haluk Savaş, kendi kliniğinde görüştüğü 30 KHK’li hasta ve hasta yakınları üzerinden yola çıkarak çarpıcı örnekler verdi. İşini, aşını, dostunu, arkadaşını, akrabasını kaybeden KHK’lilerin sindiğini, korktuğunu ve toplumdan izole yaşamaya başladıklarına dikken çeken Savaş “Yaptığımız çalışmalarda ve tedavi sürecinde gördük ki ‘dinimiz intiharı kesin bir şekilde yasaklamasına rağmen’ muhafazakâr olduğu için bu düşünceyi eyleme geçirmeyenler olduğu gibi intihar niyeti besliyorlar. Kadınlarda bu oran daha yüksek. Çünkü intihar dediğiniz şey bir yazılımdır. Bu düşünceyi, sağlıklı çalışmadığı durumlarda beyin üretmeye başlar, o yazılımı devreye sokar. Tedaviyi düzgün alınca geçer ama KHK’lilerin o şansı çok az. Görüştüğümüz hatlarda en fazla; kaygı bozukluğu, bipolar, depresyon, psikoz, takıntı, psikolojik dürtü kontrolü ve öfke kontrolü gibi sorunlar var. Bazı hastalar bu saydığın rahatsızlıkların birden fazlasını yaşıyor” dedi.

GERGERLİOĞLU: CADI AVI SÜRÜYOR

Kendisi de bir KHK’lİ olan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise ihraçların, Türkiye’de bir cadı avının mahsulü olan ve ‘bunu hak ettiler, devlet kendisini yeniden üretiyor’ gibi bahanelerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını vurguladı. OHAL ile hukuki açıdan dünyanın şaşırarak izlediği süreçte sorunun KHK’lilerde değil, cadı avını başlatanlarda olduğunu ifade eden Gergerlioğlu, “Cadı avı halen devam ediyor. Burada herkes siyasi kimliğini bir kenara koyması gerekiyor. İktidar, kendisine muhalif olan herkese aynı şey yapıyor, ‘sen de vatandaş mısın?’ diye horluyor, vatandaşlıktan çıkarılmış muamelesi yapıyor. Bu ülkede gücü eline geçiren önce asar, sonra yargılar. Muhafazakâr kesim bunu yeni yeni anlıyor. Ama ülkemiz bu duruma yabancı değil. Geçmişte Ermeniler’e soykırım uygulandı. Kürtler yok sayıldı, Alevilere yapıldı. Burada insan hakları ekseninde demokratik bir hukuk devletini tüm bu yaşanan mağduriyetlerden alınan derslerle oluşturmalıyız. İçinde olduğumuz cehennem çukurundan ancak böyle çıkarız” önerisinde bulundu.

‘BÜYÜKELÇİ AĞLADI… KOMİSYON ÜYELERİNE BİR GÜN YARGILANACAKLARINI SÖYLEDİM’

Toplumun büyük bir yıkım yaşadığını dile getiren Gergerlioğlu, konuşmasına şöyle devam etti: “Mağduriyetleri, haksızlıkları ve hukuksuzlukları son erdirmek için mücadele etmeliyiz. Bunu yaparken kimliklerimizi bir kenara bırakmamız gerek. Siz enkaz altında kalan birini kurtarmak isterken ona Türk mü, Kürt mü, Alevi mi, dinli mi, dinsiz mi olduğunu sormaz hemen kurtarmaya çalışırsınız. Biz, yaşanan bu vicdansızlık ve zulmü herkese anlatıyoruz. Avrupa Birliği Büyükelçisi Christian Berger’e de anlattık, Avrupa ülkelerinin elçilerine de rapor verdik. Hatta bize 30 dakikalık bir randevu veren Hollanda Büyükelçisi (Marjanne de Kwaasteniet), insanların yaşadığı mağduriyetleri, maruz kaldıkları vicdansızlık ve acımasızlığı anlattıkça çok etkilendi ve tam 2 saat dinledikten sonra gözyaşlarını tutamadı, tercümanı hüngür hüngür ağladı. Bu insanların yüzde 95’i ekonomik zorluk yaşıyor. Yüzde 85’i psikolojik sorun yaşıyor, yüzde 84’ü toplumsal dışlanmaya maruz kalmış. Yüzde 80’i tehcir edilmiş. Bakın Ermenilere nasıl tehcir yapılmışsa, yaşadığı yerde sosyal dışlanmaya maruz kalanlar orayı terk etmek zorunda kalmış. Bu da bir tehcir değil midir? İstatistikler çok vahim ve bu hükümet KHK’lılarla ilgili hiç iyi şeyler düşünmüyor. Çok ağır ihlaller yaşanıyor. Vicdanlarını ve ahlaki duygularını ayaklar altına almışlar. OHAL İnceleme Komisyonu açık açık anayasa ihlali yapan bir kuruma dönüştü ve art niyetliler. İnsanları çok açık söylüyorum ‘böcek’ gibi görüyorlar. Komisyon üyelerine yaptıkları usulsüzlük ve kanunsuzluk nedeniyle bir gün yargılanacaklarını açık açık söyledim. Yaşanan ağır ihlalleri ben her yerde anlatıyorum. Siz de anlatın. Herkesin yaşananları bilmesi gerek. Kamuoyu çoğu şeyi bilmiyor. Onlara her şeyi anlatmamız gerek. Unutmayın, hak verilmez, alınır!..”

Paneli düzenleyen İnsan Hakları Gaziantep Şubesi adına söz alan Başkan Salman Yergin, KHK’lıların hak arama mücadelesinde her zaman yanlarına olacaklarını ifade ederken, Gaziantep Barosu İnsan Hakları Merkezi avukatları da her türlü hukuki desteği vermeye hazır olduklarını yinelediler.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir