Ulubey Kanyonu’ndaki kirliliğe karşı yöre halkı mücadelesini yükseltiyor

Bölgemizde önemli bir Çevre mücadelesi veren ÇEDAY başkanı Arslan Civan ile geçen hafta yapılan dayanışma pikniği vesilesi ile Özgür Denizli olarak konuştuk. Civan, uzun soluklu mücadelesini anlattı. İlmik ilmik örülen mücadelenin devam ettiğini ve önlerine koydukları hedefleri bizlerle paylaştı.

Civan’ın uzun uzun anlattıklarını sizlerle kısaca paylaşıyoruz:

Ulubey Kanyonu’nda çevresel kirlilik

Ulubey, Uşak’ın beş bin nüfuslu bir kazası. Dünyanın en uzun 2’nci kanyonu olmakla tanınıyor Ulubey Kanyonu. Yine Büyük Menderes’in kollarının başladığı yer. Ulubey Dereleri ve Banaz Çayı Büyük Menderes için önemli kollardan. Ne yazık ki her ikisi de 30 yıldır kirlilikle boğuşuyor. Yetkililerin vaatleri bu dereleri kirlenmeden henüz korumuş değil. Ulubey ve Avgan köyünde Uşaklıların da katkısı ile önemli bir çevre hareketi yürütülüyor.

ÇEDAY: Suyuna toprağına ve derelerine sahip çık

‘Suyuna, toprağına ve derelerine sahip çık’ sloganı ile kendilerini duyuruyorlar. Hareketin öncüsü yerel bir dernek. Kısa adı ile ÇEDAY diye biliniyor. Ulubey’lilerin kurduğu derneğin tam adı: Uşak Ulubey Doğal Üretim, Çevre ve Dayanışma Derneği. ÇEDAY, 2014 yılında kurulmuş. İkinci dernek ise Avgan Banaz Çayını Yaşatma Derneği, geçen yıl kurulmuş.

Endüstriyel atıklar ve belediyenin kanalizasyon atığı uzun süredir Ulubey’deki Dokuzsele deresini kirletmiş ve bu kirliliğe karşı mücadele de eşzamanlı başlamış. Uşak’ın deri sanayi başta olmak üzere, tekstil sanayi, organize sanayinin atıkları ve belediyenin kanalizasyonu dereyi her geçen gün daha da kirletmiş. Yapılan analiz sonuçları 4.düzey kirliliği gösteriyor. Analiz sonuçlarıyla ortaya çıkan kırka yakın kimyasal ve ağır metal bulgusu ciddi bir kirliliği gözler önüne seriyor. Uşak Belediyesinin kurduğu arıtma sisteminin de kapasitesi ve kalitesi oldukça yetersiz. Ve sadece çöktürme yapabiliyor. Durum böyle olunca Dokuzsele’nin birleştiği Banaz çayı ve Büyük Menderes’te kirlilik devam ediyor. Uşak’ın yanında Denizli, Afyon ve Aydın’ın kirleticileri de her iki dereyi kirletmeye katkı sağlıyor. Sıkıntılı olan durum, bu derelerin Adıgüzel Barajına katılarak Denizli ovası ve Aydın başta olmak üzere tüm Menderes ovasını sulaması. Sonuç; toprak kirliliği, gıda kirliliği…

Ulubey’de kanser hastalarında artış

Doğanın gücü, kirliliği henüz çözebilmiş değil. Daha önce balık avlanan derelerde, bu canlıların neredeyse kökü kurumuş durumda. Diğer canlılara ve biyoçeşitliliğe zararlar da devasa boyuta ulaşmış durumda. Tarım oldukça olumsuz etkilenmiş. Bu topraklarda yetişen gıdalarla da yöre halkı kanserojenle tanışmış. Adnan Menderes Üniversitesi tarafından yapılan çalışmalarda kanserin diğer bölgelere göre %50 daha fazla olduğu ortaya konduğu paylaşılıyor.

ÇEDAY’ın çevre mücadelesi

ÇEDAY suyun kirletildiği yerden temizlenmesi gerektiği perspektifi ile mücadeleyi başlatmış. Mücadelenin tarihi ancak daha da eskilere uzuyor, 1990’lara. Ulubey halkı çok önce uyanmış, kirlenmeye savaş açmış. Toplantılar yapmış, miting ve yürüyüşler yapmış. Ancak devlet şiddeti ile karşılaşmış. Baskı uzun süre sessiz kalmayı da sağlamış.

Bununla birlikte suyun kirlenmesinin dayanılmaz olması, doğanın göz göre göre yok olması ve birkaç ısrarcı mücadelesi ile ÇEDAY ile kurumsal hal kazanan bir aşamaya evrilmiş. Tüm kamu kurumları ile iletişime geçilmiş. Belediye, Valilik, Çevre İl Müdürlüğü, hatta BİMER-CİMER… Önce sıcak davranan, bölge halkından daha çevreci olan yetkililer, sürecin içine girince ‘bizi aşar’ demeye başlamışlar. Ya da kısmi iyileştirmeleri başarabilmişler. Kirleticilerin büyüklüğünden ya da vazgeçilemez algısından olsa gerek… Ne de olsa ülkeye katma değer sağlıyorlar. Her şeyi yapabilirler. Toprağı ve suyu artık yaşanmaz kılabilirler. Genel neoliberal politikaların, Türkiye yansımaları Ulubey’de karşımıza çıkan.

Önlemler yetersiz olunca Dokuzsele’nin kirliliğinden Banaz çayı da nasibini aldı ve kirlendi. Bu durum mücadelenin daha da genişlemesini sağladı ve Banaz çayının bulunduğu Avgan beldesinde de doğa mücadelesine katkı sağlayan dernek kuruldu. Her iki dernek birlikte mücadeleye devam etti, geçen yıl bin kişinin katılımı ile yürüyüş ve miting gerçekleştirdi. Kirliliğin müsebbibi işletmenin önüne gidildi, talepler haykırıldı.

Bu miting kısmi olan kirlenmenin azalmasına katkı sağladı. Kirletici salınımları azaldı. Her iki dernek ‘Banaz, Dokuzsele gibi olmayacak’ anlayışı ile mücadelesini sürekli kıldı. Paneller, basın açıklamaları, halk toplantıları, çevre örgütleri ile ilişkilere devam edildi.

Dayanışma pikniği

Geçtiğimiz hafta da her iki dernek ortak bir dayanışma pikniği yaptı. Beş yüzden fazla kişinin katıldığı pikniğe yerel STK’lar, Ziraat Odası, demokratik kitle örgütleri, belediye başkanı vb. katıldı. Katılımcıların ortak paydası; temiz hava, temiz su, temiz topraktı. ‘Suyumuz, havamız, topraklarımız bir avuç çıkar çevreleri için feda edilip yaşam kaynaklarımız gözümüzün içine baka baka gasp ediliyor; bu bir zulümdür, zulme karşı da direnmek en doğal hakkımızdır’ diyen yöre halkı, haklı mücadelesini “kirleten temizlesin” sloganıyla büyüterek sürdürmekte kararlı.

Piknikte konuşmalar yapıldı.

Murat Dağı Platformu

Her iki dernek, mücadelesini, Menderes havzasında yürütülen çevre mücadeleleri ile buluşturma ve daha bütünlüklü bir çabanın ortaya çıkmasını hedefliyor. Ulubey ve Avgan’lıların güncel bir mücadelesi de Murat Dağı ile ilgili. Madenciler, altıncılar Murat Dağı’na da göz dikmiş durumdalar. Murat Dağı Platformu kurulmuş, mücadeleyi başlatmış durumda. Murat Dağı, Ulubey Kanyonu için çok kritik. Sekiz derenin köken aldığı yer. Bölgenin endemistesi oldukça özgün, 200’den fazla özgün biyoçeşitlilik söz konusu. Gözü kararmış sanayiciler dünyanın ikinci en uzun kanyonunu anlık kar hırslarına kurban etmek üzere. Menderes havzası ve Murat Dağı’nı içine alan bir araya gelişler kaçınılmaz gözüküyor.

Arslan Civan kimdir:

1958 yılında Ulubey’de doğdu. Lise son sınıfta yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Bulunduğu ülke Hollanda’da çeşitli iş kollarında çalıştı. Çalıştığı yerlerde kadrolu sendikal mücadelenin içinde yer aldı. Bulunduğu bölgede çalışan Türk kökenli işçilerle birlikte Türk kültürünü yaşatmak, korumak, Hollandalılarla dostane ilişkileri geliştirmek amaçlı dernek kuruluş çalışmalarına katıldı, derneğin uzun süre başkanlığını yaptı. Bir süre kendisine ait restoran işletmeciliği yaptı. Aynı zamanda yarım kalan eğitimini tamamlamak üzere Amsterdam Üniversitesi’nde 4 yıllık Social Work (sosyal bilimler) bölümünü bitirdi. Eğitiminin ardından restoran işini bırakarak 1992-1998 arası profesyonel olarak bir gençlik merkezinde sokakta kalan, uyuşturucu bağımlısı, ailevi sorunları olan gençlerle eğitmen ve rehber olarak çalıştı. 1998-2000 yıllarında Amsterdam’da bir meslek okulunda rehber eğitmenlik yaptı. 2000-2012 yıllarında gençlik bakım kurumu, çocuk esirgemede; sorunlu ailelerde ihmal edilen, tacize uğrayan, şiddete uğrayan ve suç işleme potansiyeli yüksek çocukları korumak, kollamak ve aileyi rehabilite etmeyi hedefleyen bir projeye imzasını attı. Bizzat 12 yıllık süreçte birebir bu ailelerle çalıştı.

2012 yılında çok sevdiği memleketi Ulubey’e geri döndü. 37 yıl aradan sonra dönüp geldiği memleketinde karşılaştığı doğa ve çevre felaketinden çok etkilendi. Hemşehrilerinin çaresizliğini, yok olup gidişi kanıksayıp bekleyişlerini vicdanına yediremeyip çevreye duyarlı birkaç arkadaşıyla zorlu örgütlü mücadeleyi ÇEDAY çatısı altında başlattı.

 

İlginizi çekebilir