Türkiye’de İstismarın Kurgulanışı – Caner Özdemir

İktidarda olmadığımız bir gerçek. O halde kendi demokratik yaşam alanlarımızla kadın, çocuk ve hayvan haklarını yaşatmalıyız. Topluma istismarın ve şiddetin olmadığı bir yaşam örneği göstermeliyiz.

Ülkemizde son yıllarda çocuklara, hayvanlara ve kadınlara yönelik şiddet giderek artmakta ve toplumda ciddi bir endişeye neden olmakta. Basında ve sosyal medyada bunun nedenleri sorgulanmakta ve insanlar bu sorunu ortadan kaldırma arayışında.

Bu ortamda inanması zor olayların da etkisiyle, şiddetin kaynağı ve nasıl çözüleceği konusunda, ciddi bir kafa karışıklığı bulunuyor. Yapılan açıklamaların bir kısmında, Türkiye’deki gericileşmenin ciddi etkilerinin de olduğu göze çarpıyor.

İstismar nedir?
İstismar, insan ya da hayvanların hayatını kötüye kullanarak, onların travmatik yaşantılar deneyimlemesine ve duygusal çöküntüye uğramasına neden olmaktır. Son yıllarda istismarın yaygınlaşmasını üç başlıkta açıklayabiliriz:

1. Erkek övücülüğü ve üstünlüğü:

Erkeğin kadın, kız çocukları ve doğadaki diğer canlılardan eşit olmaktan çıkarıp, otoriter bir güç olarak temsil edilmesi, onun erkeksi olmayana yukarıdan bakmasına neden oluyor. Bu da erkekte gücünü kullanarak, her şeye sahip olabileceği inancını doğuruyor. Özellikle 2000’lerin başından bu yana, ‘siyasette ve filmlerde’ erkek yükselişi söz konusu. Medyanın büyük bir bölümünü bu iki alan kaplamakta ve erkek bir insandan çok daha öte kurgulanmakta.

Bununla birlikte, Erdoğan’ın ‘Tek adam kültü’ olması, farklılıklara üstten bakması ve başkalarının istemediği bir uygulamayı zorla da olsa yaptırması, bu erkek tarzını rol model olarak destekliyor. Bu yüzden günlük yaşamın birçok alanında, istediği her şeyi zorla yaptıran ‘erkek’ pratiğini görüyoruz.

2. Şiddetin Normalleşmesi:

Türkiye’nin genelinde şiddet, mücadele edilecek bir sorundan öte sorunları çözme aracı olarak görülüyor. Özellikle futbol ve siyasette tıkanıklığın yaşandığı durumlarda, insanlar çözümü otoriter müdahalelerde arıyor. Ancak en tehlikelisi, çocuklar için şiddetin normalleşmesi. Çünkü bu durum, kuşaklararası bir aktarıma neden oluyor.

Çocuklar şiddeti ilk olarak bir disiplin yöntemi olarak deneyimler. Ailenin öğretileri mutlak doğru olduğundan, buradaki yanlışı göremez ve şiddeti çözüm yöntemi olarak öğrenir.

Son yıllarda artış gösteren şiddet içerikli bilgisayar oyunları (insan öldürme, vurma, kaçırma gibi…) da şiddeti normalleştiriyor. Ölüm kavramıyla oyunlarda tanışmak ve öldürdükçe puan kazanmak, çocukların ölümü anlamından uzak bir biçimde öğrenmesine neden olur. Bu da şiddet uygulamayı vazgeçilmez hale getirir.

3. Kadın, çocuk ve hayvanların hedef haline gelmesi:

Türkiye’de muhafazakârlar, çocuk ve kadınlar üzerinden toplumu dönüştürüyor. Hakları geliştirilmez ve edilgen olmaları istenir. Türkiye’de büyük yankı yaratan, tecavüz ve istismar olaylarında erkekten yana tavır aldılar. Bu yüzden ‘meşrulaştırılmış tecavüz’ (çocuk gelinler) ve ‘kadına şiddet’ örtülü olarak desteklendi.

Buna bazı örnekler:

“Kız çocukları 9 yaşında evlenip, gebe kalabilir” (Diyanet)
“Her çalışan kadın, gözü doymamış erkek demektir. Bir kadın çalışmayı tercih ederek fuhuşa hazırlık yapmış olur” (Fetvacı Hoca Nureddin Yıldız)
‘’Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek’’ (Maliye Bakanı Mehmet Şimşek)
Bazı aileler, ‘küçük yaştaki gelinler’i, boyun eğebileceği, istedikleri kadar çocuk doğurmak zorunda kalacağı, yaşlı ve çocuk bakımı dâhil, evin tüm iş yükünü onun sırtına yükleyebilecekleri için tercih ederler. Burada aslında bir ‘işçi alımı’ söz konusudur.

Nureddin Yıldız ve Mehmet Şimşek’in açıklamaları ise birbirini tamamlamaktadır. Çalışan ve ekonomik özgürlüğü olan kadınlar, erkeğe bağımlı olmayacağı için muhafazakâr eril düzen de işlemeyecektir. Bu yüzden, iş arayan kadınlar işsizliğin kaynağı olarak gösteriliyor ve çalışan kadına da tecavüz reva görülüyor.

Toplumun hayvanlara olan bakışı da çocuklar üzerinden değiştirilmeye çalışılıyor. Diyanetin çocuklar için organize ettiği eğitimlerde, hayvanlar insanların ihtiyaçlarını karşılayan bir nesne olarak anlatılıyor. Hayvanlar duygusal ve toplumsal bir varlık olarak kabul edilmezken ‘köpek giren eve melek girmez’ gibi duygusal bağ kurmayı yasaklayan yaklaşımlar savunuluyor. Özellikle din üzerinden köpeklerin olumsuzlanması, onları ‘hedef’ haline getiriyor.

Hayvan-insan ilişkisini faydacılığa indirgemek ‘şiddet’in önünü açıyor. Çünkü hayvan öldürmek, spor faaliyeti olarak da görülüyor. Bu yüzden, hayvana sadece etinden sütünden ve koruyuculuğundan yararlanmak olarak bakan biri, av tüfeği ile vurup “rahatlamak için yaptım” da diyebilir.

Hadım, idam ve hukuk devleti

Yükselen şiddet toplumsal yaşamı derinden etkilerken, muhafazakâr kesim çözümü ‘hadım ve idam’da liberaller ise ‘Hukuk devleti’nde arıyor.

Bu seçenekleri açıklayacak olursak,

A) İdam ve hadım:

Tecavüz, erkeğin yalnızca bedeniyle gerçekleştirdiği bir saldırı değildir. Bu olay, kendisinden zayıf olan kadın ya da çocuk herkese, istediğini yapabileceği inancına sahip bir zihniyetin sonucudur. İnsanlar, bu saldırgan zihniyete tek başlarına sahip olmazlar. Bu toplumsal yapının sonucudur. Bu yüzden ‘idam ve hadım’ gibi bireysel girişimler çözüm üretemez.

B) Hukuk devleti:

Hukuk devletini talep edenler, sorunun kaynağını adalet sisteminin bozulması ve cezaların caydırıcı olmamasına bağlarken, çözümü de yeni yasalarda aramakta. Hukuksal mekanizmalar, şiddet olaylarının bitiminde devreye girmektedir. Ancak bir erkeğin, önce tecavüze niyetlenmesi ve ardından uygulaması, sosyolojik ve psikolojik nedenlere dayanır. Bu yüzden, çözümü cezaların niteliğinde aramak da yeterli olmayacaktır.

Son söz yerine…

Türkiye’de toplum mühendisliği, muhafazakâr erkek üst bakışı ile yapılmıştır. Medya, eğitim ve siyaset kurumu bu bakış ile yapılanmıştır. Çözüm de elbette bunların devrimci dönüşümündedir. İktidarda olmadığımız bir gerçek. O halde kendi demokratik yaşam alanlarımızla kadın, çocuk ve hayvan haklarını yaşatmalıyız. Topluma istismarın ve şiddetin olmadığı bir yaşam örneği göstermeliyiz. Düşünmeli, üretmeli ve çoğalmalıyız…

Caner Özdemir

Eleştirel psikolog ve psikoterapist. Yakın Doğu Üniversitesi Psikoloji mezunu.Lisans tezini ‘sosyal psikoloji’ üzerine yaptı. Çocuk ruh sağlığı, psiko-onkoloji, kişilik bozuklukları ve stres bozuklukları üzerine eğitimler alıyor. Çeşitli kuruluşlarda çocuklarla, nörolojik ve psikotik rahatsızlığı bulunan hastalarla çalıştı.

Göç, ırkçılık, barış, futbol, sinema, algı yönetimi, korku ve seçmen davranışları konusunda, makaleler yazdı ve bildiriler yayınladı. 2015 yılında ‘Sincan Çocuk Yetiştirme Yurdu’nda yaşanan istismarı protesto eden, 36 sosyal bilimci ve ruh sağlığı çalışanının öncülük ettiği imza kampanyasının başlatıcısı oldu. ÖDP’de, savaş karşıtı harekette ve Barışarock’ta gönüllü olarak çalıştı. Haziran Hareketi Beyoğlu Meclisi’nin kuruluş sürecinde yer aldı. Cumhuriyet Halk Partisi’ne 2014 yılından bu yana Algı Yönetimi, Siyaset Psikolojisi ve Bağımlılık gibi konularda genel merkez seviyesinde katkılarda bulundu. Twitter: @pskcaner; Facebook: Psikolog Caner Özdemir, Facebook: Psikolog Caner Özdemir

Kaynak: Bianet

İlginizi çekebilir